(818 S. K. m. 41, 60, 125, 126, 363)
Davacı M. A. Güde vekili Avukat E. C. tarafından, davalı A. G. A. ve G. S. mirasçıları aleyhine 17.8.2000 gününde verilen dilekçe ile depremde zarar gören bina nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 13.11.2001 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 08.03.2005 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili gelmedi, karşı taraf dayalılardan Ahmet G. A. vekili Avukat A. L. D. geldi, diğer davalılar adlarına kimse gelmedi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle binanın çöktüğünü, bu binanın davalılar tarafından yapıldığını, zararın oluşumuna davalıların hukuka aykırı eylemlerinin neden olduğunu belirterek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar süresi içinde zamanaşımı savunmasında bulunmakla birlikte sorumluluğunun bulunmadığını da ileri sürmüştür.
Mahkemece, deprem nedeniyle binanın yıkılması sonucu zararın meydana geldiği, ne var ki binanın yapılmasından bu yana on yıldan fazla bir sürenin geçtiği, böylece BK.nun 125, 126 ve 363 maddeleri gözönünde tutulduğunda, on yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği belirtilerek istemin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kanıtlara göre, yıkılan bina 6.11.1975 tarihinde yapı kullanma ruhsatı alınıp davacı 31.12.1975 tarihinde dava dışı üçüncü kişiden satın almıştır. Binanın yıkıldığı tarihten on yıldan daha fazla süreden önce tamamlandığı konusunda yanlar arasında uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık, zamanaşımının başlangıç tarihi ile ilgilidir. Diğer bir anlatımla zamanaşımı, binanın tamamlanıp teslim edildiği tarihte mi, yoksa zararın meydana geldiği tarihten itibaren mi başlayacağı konusundadır.
Zamanaşımı, bir maddi hukuk kurumu değildir. Diğer bir anlatımla zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil; istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden gözönünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun varolduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki, zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe istemin konusu olan hakkın varolduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
İşte bundan dolayı, yasalarda öngörülen zamanaşımı sürelerinin işlemeye başlayabilmesi için öncelikle o hakkın istenebilir bir konuma, duruma gelmesi gerekmektedir. Yasalarda bu istenebilir konumda, yerine getirilmesinin gerektiği gün, yani ödeme günü denmektedir. Bir hak, var olsa bile, o hakkın istenmesi için gerekli koşullar gerçekleşmemişse istenemez.
Davaya konu edilen olayda, 1975 yılında yapılıp tamamlanan ve 17.8.1999 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle yıkılan binanın Yapı İşleri Genel Teknik Şartnamesine ve ayrıca Afet bölgelerinde yapılacak olan yapılar hakkındaki yönetmeliğe uygun Yapılmadığı iddia edilmektedir. Demek oluyor ki davacı, 1975 yılında yapılan ancak.deprem sonucu yıkılan bina nedeniyle uğradığı zararını istemektedir.
Sorumluluk hukukunun genel kuralı gereğince, bir kimsenin haksız eylem nedeniyle sorumlu olabilmesi için, öncelikle hukuka aykırı bir eylemin bulunması bir zararın meydana gelmesi, zararın meydana gelmesinde kusurun bulunması ve haksız eylemle zarar arasında da uygun illiyet bağının olması zorunludur.
BK.nun ikinci faslın başlığı "Haksız muamelelerden doğan borçlar" başlığını taşımakta olup 41-60. maddeleri kapsamakta ve haksız eylemlerden doğan düzenlemeleri içermektedir. Bu faslın içinde yer alan 60. madde ise "müruruzaman" başlığını taşımaktadır. Anılan bu maddede haksız bir eylem sonucu meydana gelen zarar nedeniyle zarar görenin zararı ve zarar vereni öğrendiği günden itibaren 1 yıl ve her durumda, zararın meydana gelmesini sağlayan eylemden itibaren 10 yıl içinde istemde bulunması öngörülmüştür. Devamında ise, haksız eylemin suç teşkil etmesi durumunda, bu sürelerin ceza yasasında öngörülen sürelere bağlı olacağı hüküm altına alınmıştır. Yine aynı maddenin "zararı müstelzim fiilinin vukuundan itibaren..." biçimindeki düzenlemede hukuka aykırı eylemin yanında zararın da gerçekleşmesinin öngörüldüğü anlaşılmıştır. Diğer bir anlatımla, hukuka aykırı eylemin varlığına karşın, zarar gerçekleşmemişse, zamanaşımı süresinin başlaması söz konusu olmayacaktır. Somut olayda, hukuka aykırı eylem daha önce, zarar ise depremin oluşumu ile gerçekleşmiştir.
Hukuki düzenleme ve eldeki bu olgulara göre, binanın yapımı yönetmeliğe aykırı olmasına karşın, o tarihte zarar doğmadığından davacının anılan tarihte bir talep hakkı da olmayacaktır. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar. Binanın yapım tarihinde, davalının hukuka aykırı olan eylemi gerçekleşmiştir. Ancak henüz bir zarar bulunmamaktadır. Depremin oluşumu sonucu zarar doğmuştur.
Davaya konu edilen olaydaki deprem, yani zarar doğrucu sonuç 17.8.1999 günü meydana gelmiş olup eldeki bu dava ise 17.8.2000 günü yani bir yıllık süre içinde açılmıştır. Bu süre, BK.nun 60 maddesinde öngörülen bir yıllık süreye uygun düşmektedir.
Tüm bu olgular gözönünde tutulduğunda istemin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddedilmiş olması usule, yasalara ve dosyadaki olgulara uygun düşmemektedir. O halde mahkemece yapılacak iş, somut olayın özelliği oluş biçimi de gözetilerek işin esasının incelenip sonucuna göre karar vermektir.
Anılan yön gözetilmeden verilen karar usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA; 08.03.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy