(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 1) (818 S. K. m. 47, 49)
Dava: Davacı S. Yavuz vekili Avukat U. Deniz tarafından, davalılar U.Sarı aleyhine 15/05/2002 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 03/04/2003 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacı Üniversal Müzik Yapım Org. San. Tic. A.Ş.'nin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi ile bu davacı yönünden hükmün onanması gerekmiştir.
2- Davacı S. Yavuz'un temyiz itirazlarına gelince; dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz olunmuştur.
Davacılar, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Davalılar yayının, Basın Yasasının, tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem reddedilmiş, karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasanın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasasının 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK. nun 24 ve 25. maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Hâlbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dava konusu edilen yazıda, Yalancı Yonca değil, Süha Yavuz başlığı altında:
...Bir süre önce medyada Y. Evcimik ile Üniversal Müzik'in genel müdürü S. Yavuz'un arasında soğuk rüzgarlar estiren konuya parmak basmak istedim. Evcimik Herkes baksın dalgasına adlı albümünü çıkardıktan sonra Y., Evcimik'in anlaşmasını feshetti. Gerekçe olarak da Y. Evcimik'in albümünün tahmin edilen rakamdan az satmasını gösterdi. Yonca ise bu iddiaya gülerek esas gerekçe bu değil. Yavuz gerçekleri değil, yalanları tercih ediyor. Bana cep telefonundan sürekli mesajlar çekip beni taciz etti. Ben bu mesajlara karşılık vermediğim için ihtar olarak albümümün promosyonunu durdurdu. Kendisine her kuşun eti yenmez deyince de şirketle ilişkimi kesti dedi. Yazımın başlarında da belirttiğim gibi Evcimik'i senelerdir tanırım. Yalan nedir bilmeyen Evcimik'in doğruyu söylediğine adımın Mehmet olduğu kadar eminim. Çünkü Türkiye'de parası olmayan bir kişinin piyasaya albüm çıkartması deveye hendek atlatmaktan daha zordur. .. Parası olmayanlar da albüm için ya o müzik şirketinin genel müdürü ile ilişkiye girer ya da parayla albümünü çıkartır. Bunun aksini söylemenin imkansız olduğunu bu camiada olup da bilmeyen yoktur. Benim bildiğim tek şey Evcimik patronu Y.'un teklifine sıcak baksa ve ona biraz meyilli gözükse değil kovulmak albümünün tanıtımını uçakla bile yaptırabilirdi. biçiminde haber yapılmıştır.
Davacı, söz konusu yayında; yalancı, tacizci ve ahlak dışı tekliflerde bulunan biri olarak gösterildiğini ileri sürmüş; davalı ise, yayının gerçek olduğunu savunmuştur.
Yukarıda gösterilen ilkeler ışığında dava konusu yayın değerlendirildiğinde; yayına konu olayların güncel ve bu bakımdan da kamusal ilgi taşıdığı bir olgudur. Çözümlenmesi gereken sorun; gerçek olup olmadığı ve düşünsel bağlılık anlamında öz ile biçim dengesinin korunup korunmadığı noktasında toplanmaktadır. Davalı taraf, yayında yer alan yalancılık, taciz ve ahlak dışı teklif savlarının doğru olduğunu kanıtlamış değildir. Bu bakımdan yayının gerçek olgulara dayanmadığı benimsenmelidir. Diğer yandan, yalnızca kullanılan bu sözlerin davacının kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu açıktır. Şu durumda, yayında bulunması gereken öz ve biçim dengesinin aşıldığı da kabul edilmelidir. Çatışan yararlar arasındaki denge davacı aleyhine bozulmuş; davalı yönünden ise hukuka uygunluk nedeni gerçekleşmemiştir. Mahkemece, delillerin değerlendirilmesinde açık yanılgıya düşülerek davanın reddi doğru görülmemiştir. Yapılacak iş, bu davacı yararına uygun bir miktar manevi tazminata hükmetmekten ibarettir. Kararın, açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda 2 nolu bentte gösterilen nedenle davacı S. Yavuz yararına BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle reddine ve davacı şirket yönünden kurulan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davacı şirkete yükletilmesine 17.06.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy