(2709 S. K. m. 12, 17, 36) (818 S. K. m. 41, 49) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava ve Karar: Davacı Harun Karagözoğlu vekili Avukat Murat Töke tarafından, davalı Mevlüt Büyükaslan ve diğerleri aleyhine 5.4.2001 ve 22.11.2002 gününde verilen dilekçeler ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 16.3.2004 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalılar Mevlüt Büyükaslan ve Ali Gözel vekilleri ve davalı Abdullah Başoğlu vekili, duruşmasız incelenmesi de davacı vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 24.3.2005 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalılardan Ali Gözel vekili Avukat Elif Öz geldi, diğer davalı ile karşı taraftan davacı vekilleri gelmedi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Davacı, davalılar tarafından haksız olarak şikayet edildiğini bu yüzden kişilik haklarının zarar gördüğünü iddia etmek suretiyle maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle Hak Arama Özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması İle İlgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Kanun'un 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK.nun 49. maddesinde de saldırının yaptırımı düzenleme altına alınmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.
İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir.
Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içinde kalan şikayet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda, SS Vuslat Konut Yapı Kooperatifi Yönetim Kurulu adına vekili davalı Ali Gözel tarafından Cumhuriyet Savcılığına verilen şikayet dilekçesinde, kooperatif denetçileri olan davacı ve dava dışı kişinin kasıtlı olarak düzenledikleri denetleme raporunda davalılara iftirada bulunduklarını, bu raporun genel kurulca kabul edilmediği, 3. denetçi olan ve olumlu rapor veren Nedime Altay'ın raporunun ise genel kurulca ibra edildiğini belirterek davacı ve diğer denetçiyi denetleme görevini kötüye kullanmak suçundan şikayet etmiştir. Savcılıkça davacı ve diğer denetçi hakkında denetleme görevini yerine getirmemek suçundan kamu davası açılmış, ceza yargılamasında alınan iki ayrı bilirkişi kurulu raporu dikkate alınarak suçun maddi unsurlarının oluşmadığı ve yeterli kanıtın olmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmiştir. Dosya içinde bulunan ve davacı ile diğer denetçi tarafından hazırlanan denetleme raporunda, kooperatif yöneticilerinin denetleme kurulu üyelerine gerekli denetleme imkanı vermedikleri, üyelerin kamplara bölündüğü, kanuna aykırı olarak bir inşaat bitirilmeden başka inşaatlara başlandığı, usulsüz olarak üyelerin icra yoluyla taciz edildiği vergi borçlarını yatırmadıkları... biçiminde suçlamalara yer verildiği ve bu raporun 11.2.1995 günlü genel kurulda ibra edilmediği reddedildiği, denetçi Nedime Altay'ın raporunun ise ibra edildiği görülmektedir.
Yukarıda açıklanan ilkeler ve olayın oluşumu birlikte değerlendirildiğinde şikayet için yeterli emarenin var olduğunun kabulü ile davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin tümden reddi gerekirken kısmen kabul edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz eden davalılardan Ali Gözel yararına takdir olunan 400,00 YTL duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ve taraflardan peşin alınan harçların istekleri halinde geri verilmesine 24.03.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy