(2709 S. K. m. 12, 17, 36) (4721 S. K. m. 24, 25) (818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı Çelebi Çalımlı adına Avukat Fatih Deniz tarafından, davalı Sedat Yazıcıoğlu aleyhine 5.1.2004 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayet sonucu kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; istemin kısmen kabulüne dair verilen 28.4.2004 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacı, davalının babasını seçimde yenip belediye başkanı olması, belediyede alınan karar gereğince davalının işten uzaklaştırılması nedenleriyle bir dedektif gibi çalışan davalının detaylı bilgiler toplayarak hakkında haksız şikayette bulunduğunu ileri sürerek kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı ise, yasal şikayet hakkını kullandığını belirterek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması İle İlgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasa'nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasa'nın Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Kanunun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK.nun 49. maddesinde de saldırının yaptırımı düzenleme altına alınmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.
İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir.
Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içinde kalan şikayet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Eldeki davaya konu edilen işte; davacının başkanı olduğu Sekili Belediye Encümeninin 09.05.1997 tarihili kararı ile belediyeye ait kamyonun isteklisine kiralanmasına, aracın tüm giderlerinin belediyece karşılanmasına, araçta belediye sürücüsünün bulunmasına, kira parasının banka hesabına veya belediye tahsildarına yatırılmasına karar verilmiştir. Belediye adına davacı ile dava dışı Şirket yetkilisi arasında düzenlenen 23.05.1997 tarihli kira sözleşmesinde de akaryakıtın şirketçe karşılanması, ücretin Erdal Şafak'a (kamyon sürücüsü ve belediye tahsildarı ve muhasebecisine) ödenmesi kararlaştırılmıştır.
Şirket yetkilisi, kira parası olarak iki çek tutarı 432.850.000 lira ile nakit 15.000.000 lirayı araç sürücüsü Erdal Şafak'a ödediğini söylemiştir.
Araç sürücüsü Erdal Şafak Cumhuriyet Savcısına; 07.06.2000 tarihinde verdiği ifadesinde çekleri ve nakit aldığı 15.000.000 lirayı belediyeye verdiğini, 08.08.2000 tarihli ifadesinde, çekleri davacıya teslim ettiğini; 28.01.2000 tarihli ifadesinde, ne kadar kira parası ödendiğini, nasıl ödendiğini, hangi belediye görevlisine ödendiğini bilmediğini, 27.10.2000 tarihinde ceza mahkemesinde verdiği ifadesinde ise; okunan 28.01.2000 tarihli ifadesini tekrar ettiğini, ay başlarında hesap görüldüğünde kendisine verilen 200.000.000 lira ile üzerinde tutarı olan bu çekleri davacıya verdiğini söylemiştir.
08.07.1997 keşide tarihli çekin 09.07.1997 tarihinde davacının kardeşi Cengiz Topel Çalımlı'ya, 09.08.1997 keşide tarihli çekin 11.08.1997 tarihinde davacının diğer kardeşi Erol Çalımlı'ya ödendiği bankanın cevap yazısında anlaşılmaktadır.
Ceza mahkemesinde olay hakkında bilgi veren Erol Çalımlı; 200.000.000 liralık çeki Cengiz Topel Çalımlı'nın kırılan kolu için gereken platini almak için tahsil ettiğini, kalan parayı Cengiz Topel Çalımlı'ya geri verdiğini söylemiştir.
Davacı hakkında açılan ceza davasında alınan bilirkişi raporunda, araç kirası olarak alınan çek karşılığı paranın değişik miktarlarda ve değişik tarihlerde belediye kasasına yatırıldığı ve davacının zimmetinde bulunan 62.050.000 liranın ceza davası açıldıktan sonra 15.11.2000 tarih ve 32 sayılı irsaliye ile 69.850.000 lira olarak ödendiği anlaşılmaktadır.
Yerel mahkemece, olayın gelişen bu yönü ile yukarıda açıklanan ilkeler birlikte değerlendirilip davalının davacı hakkında ileri sürdüğü kira paralarını zimmetine geçirdiği biçimindeki şikayeti hakkında yeterli emare bulunduğu, şikayet hakkının yasal sınırlar içinde kullanıldığı ve davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulmadığı sonucuna varılarak istemin tümden reddedilmemiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 03.02.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy