(818 S. K. m. 41)
Dava: Davacı Ş. G. ve H. G. vekili Avukat A. D. tarafından, davalı Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. aleyhine 13.12.2001 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 2.3.2004 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraflar vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Tarafların öteki temyiz itirazlarına gelince;
Borçlar Kanununun 41. maddesinde deyimini bulan zarar, mal varlığında meydana gelen bir azalmayı yani eksilmeyi ifade eder. Bu eksilme, mal varlığının zarar verici eylemin işlenmesi sonucu içine düştüğü durum ile bu eylem olmasa idi mal varlığının bulunacak olduğu durum arasındaki farktan ibarettir. Nitekim tazminatın amacı da mal varlığındaki eksilmenin giderilmesi ve onun eski duruma getirilmesinin sağlanmasıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 8.12.1965 günlü ve Esas 4/219 ve Karar 448 sayılı ilamında da belirtildiği gibi meyveli ağaçların kesilmesinden veya bunların hayatiyetine son verilmesinden doğan zararın ne şekilde hesap edileceği konusunda Borçlar Kanununda bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durumda halin mutat cereyanı içerisinde oluşan hukuk kurallarının olaya uygulanması suretiyle adalete uygun bir sonuca ulaşmak gerekir. Meyveli ağaçların yaşamına son verilmesinden doğan zararın, bunların kaim değerinin tespiti suretiyle takdiri gerektiği kökleşen Yargıtay İçtihatlarıyla belli olmuştur. Bir ağacın kaim rayiç değerini bulmak için uygulanması gereken ise ağaçların bulunduğu yerin ağaçlı değeri ile ağaçsız değeri arasındaki farkın tespitiyle bu farkın her ağaç bakımından göz önünde tutulup toplamının o ağaçların kaim değeri olarak kabul edilmesi suretiyle gerçeğe en yakın zararın belirtilmesi şeklidir.
O halde mahkemece hem uzman, hem de yerin sürüm değerini bilen kişilerden seçilecek bilirkişiler eliyle yukarıda belirtilen esaslar uyarınca zararın gerçek miktarının tespit ettirilmesidir. Bu esaslara aykırı olarak düzenlenen bilirkişi raporuna dayanılıp karar verilmiş olması bozmayı gerektirir.
3- Davacının öteki temyiz itirazına gelince:
Dava, davacılara ait kayısı bahçesine verilen zarar nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, dava konusu parsellerin davacıların tapudaki hisseleri dikkate alınarak dava kısmen kabul edilmiştir.
Davacılar, dava konusu parsellerin rızai taksim sonucu dava konusu edilen kısımlarının kendilerine verildiğini ve burada kendilerinin kayısı ağaçları yetiştirdiklerini, bu nedenle tapu hissesine göre değil, tüm zarara hükmedilmesi gerektiğini iddia etmişlerdir. Bu iddianın dayanağı olarak da 20.8.1981 tarihli yazılı taksim sözleşmesini sunmuşlardır. Mahkemece, bu konu üzerinde hiç durulmamıştır. Şu durumda mahkemece yapılacak iş, taksimin geçerli olup olmadığının araştırılması, geçerli bir taksimin olduğu sonucuna varılırsa tapu hissesine göre değil, tüm zarara hükmedilmesidir. Bu yönün gözetilmemiş olması bir diğer bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda ( 2 ) nolu bentte gösterilen nedenlerle taraflar yararına, ( 3 ) nolu bentte gösterilen nedenlerle davacılar yararına BOZULMASINA, tarafların öteki temyiz itirazlarının ( 1 ) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine ve temyiz eden taraflardan peşin alınan harçların istekleri halinde geri verilmesine 31.1.2005 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy