(2709 S. K. m. 12, 17, 24, 25, 36, 49)
Dava: Davacı Osman Çakır ve Zeki Günaydın vekili Avukat Osman Zeki Turhan tarafından, davalı Yılmaz Mat aleyhine 28.3.2003 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayet nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; maddi tazminat davasının reddine, manevi tazminat davasının kısmen kabulüne dair verilen 10.3.2004 günlü kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili Avukat Muzaffer Tan tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne ve tebligat gideri verilmediğinden duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacılar, site yöneticileri olup davalı ile sitenin kalorifer teşkilatının tamiri konusunda anlaştıklarını, davalının işini eksik yaptığını, ancak açmış olduğu dava ile davasının kısmen kabulüne karar verildiğini ve henüz kesinleşmediğini, sitenin alacakları yönünden davalı hakkında icra takibi yapıldığını, bunun üzerine davalının Cumhuriyet Savcılığına ve Kaymakamlığa verdiği şikayet dilekçeleri ile davacıların zimmete para geçiren, emek gaspeden, tehdit eden, bir nevi şehir eşkıyası olduklarını belirterek kişilik haklarına saldırıda bulunması nedeniyle maddi manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır. Davalı ise işini yapıp teslim ettiğini, iki yıldır emeğinin karşılığını alamadığını, hakkında asılsız icra takibi yapıldığını, mahkemece kazanmış olduğu emeğinin karşılığını alabilmek için gerekli yerlere başvurduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, ispat edilemeyen maddi tazminat isteminin reddine, davalının kesinleşmeyen alacağını tahsil etmek için davacıları zorlamak amacıyla verilen şikayet dilekçeleri ile davacıların kişilik haklarına saldırıda bulunulduğundan manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar, davalı tarafından haksız olarak şikayet edildiğini bu yüzden kişilik haklarının zarar gördüğünü iddia etmek suretiyle maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Mahkemece istem kısmen kabul edilmiştir, karar davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması İle İlgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Kanunun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK.nun 49. maddesinde de saldırının yaptırımı düzenleme altına alınmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.
İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir.
Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içinde kalan şikayet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda, davalı kalorifer tesisatı onarım ve tadilatı karşılığı alacağı için davacıları yöneticisi olduğu Son Çağ sitesi kat malikleri yönetim kuruluna karşı alacak davası açtığı, kısmen kabulüne karar verildiği, temyiz edildiğinden henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Davalı, kat yönetiminde olup her ay topladıkları aidatları bankaya yatırmayıp kendi üzerlerinde bulundurdukları bu nedenle alacağını tahsil edemediği, zimmete para geçirmeden dolayı davacılar hakkında işlem yapılması için hem Cumhuriyet Savcılığına hem de Kaymakamlığa şikayet dilekçesi vermiştir. Davalının Kaymakamlığa vermiş olduğu şikayet dilekçesi üzerine olayın mahkemeye intikal etmesi nedeniyle her hangi bir işlem yapılmamıştır. Cumhuriyet Savcılığı tarafından taraflar arasındaki ihtilafın hukuki nitelikte olduğu, aidatların bankaya yatırılmaması nedeninin site olağan genel kurulunun aldığı karar üzerine yatırılmadığı, davacıların zimmetlerine para geçirmek gibi bir kasıtlarının olmadığı, sadece banka hesabının bloke olması ve piyasaya borçlarının ödenmesi amacıyla bu yola gittikleri anlaşıldığından takipsizlik kararı verilmiştir.
Açıklanan bu olgular itibari ile, davalının davacıları şikayet etmesinde Ceza Hukuku yönünden zimmet eylemi gerçekleşmemiş olsa dahi, davalının alacak davasını kısmen kazanmış olmasına rağmen davacıların almış oldukları Genel Kurul Kararı ile siteye ait aidatların banka hesabına yatırılmayıp davacıların üzerinde tutularak borçlulara ödendiği bu şekilde davalının alacağını tahsil etmesinin engellendiği, davalının bu itibar ile davacıları şikayet etmede dolaylı da olsa, dışa yansıyan olgular itibariyle emareler olduğu, böylece davalının davacıları şikayet etmekle Anayasal hakkını kullandığı, aralarında geçen eylemi anlattığı, bu hali ile kişilik haklarına saldırıda bulunmadığı sonucuna varılmak gerekir. Şu durumda davanın reddi yönünde hüküm kurmak gerekirken, yazılı gerekçe ile manevi tazminatın kısmen kabulü yönünde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 08.02.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy