(1086 S. K. m. 417/1, 423/b-6)
Dava: Davacı Hasan Genç vekili Avukat Hasan Işık tarafından, davalı Ak Sigorta A.Ş. aleyhine 9.5.2001 gününde verilen dilekçe ile itirazın iptalinin istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 20.6.2003 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: 1- Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı, dava dışı Mustafa Kayhan'a ait ve davalı şirket tarafından sigortalanmış aracın çalındığını ve kendisine ait otoparka trafik işlemleri nedeniyle bırakıldığını; yapılan denetimler sırasında aracın çalıntı olduğunun güvenlik görevlileri tarafından saptandığını, bunun üzerine sigorta ödemesi nedeniyle aracın maliki yerine geçen davalı sigortaya durumun bildirildiğini; ancak, uzun süre davalı tarafından aracın alınmadığını; otopark ücreti için yapılan takibe de haksız olarak itiraz edildiğini ileri sürerek, itirazın iptali isteminde bulunmuştur.
Davalı, aracın davacıya ait otoparkta kalmasına neden olunmadığını ileri sürerek davanın reddi gereğini savunmuştur.
Mahkemece, aracın emniyet müdürlüğü ile davacı arasındaki anlaşma uyarınca davacıya ait otoparka konulduğu; sonraki kontroller sırasında çalıntı olduğunun anlaşılması üzerine, davalıya teslimi için geçen süre nedeniyle otoparkta kalmasında davalıya yükletilebilecek bir kusurun bulunmadığı gerekçe gösterilerek, davanın reddine karar verilmiştir.
Çalınma olayı sonrasında, davalı sigorta şirketi tarafından dava dışı sigortalıya ödemede bulunulduğu ve buna bağlı olarak araçtan doğan hak ve yükümlülüklerin davalı sigorta şirketine ait olduğu çekişmesizdir. Dosya kapsamından, davalının çalınan araç ile ilgili olarak üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediği ve bu anlamda olmak üzere yapılan işlemleri takip etmediği anlaşılmaktadır. Şu durumda davalı, zararlı sonucun artmasına neden olmuştur. Mahkemenin davanın reddine gerekçe gösterdiği olgular, ancak zararın kapsamının belirlenmesi bakımından bir önem taşımaktadır. Davanın tümden reddi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
2- a ) Mahkemece takdir edilen vekalet ücretine, katma değer vergisi eklenerek hüküm kurulmuştur. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesinde; "bu tarifede yer alan ücretlere 3065 sayılı Yasa hükümleri gereği katma değer vergisi ayrıca ilave edilir" denilmekte ise de, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Yasası'nın 20/4. maddesinde, "belli bir tarifeye göre fiyatı tespit edilen işler ile biletle tahsil edilen hallerde tarife ve bilet bedeli, katma değer vergisi dahil edilerek tespit olunur ve vergi müşteriye ayrıca intikal ettirilmez." hükmü ile Anayasa'nın 73. maddesinde belirtilen "vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır." şeklindeki yasa maddelerinin bu düzenleniş biçimine karşın, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 21. maddesindeki düzenleme biçiminin yer almış bulunması, normlar arasında aykırılık yaratmıştır. Bu gibi durumlarda ve Yargılama Hukuku bakımından öncelikle gözönünde tutulacak hüküm, Anayasa kuralıdır. Yukarıda yazılı olan Anayasa kuralına dayanılarak çıkarılan 3065 sayılı Yasa'nın 20/4. maddesinde, yukarıda açıklandığı üzere, bu nitelikteki tarifelerde öngörülen miktarın içinde Katma Değer Vergisi'nin de bulunduğu, diğer bir ifade ile Katma Değer Vergisi'nin, tarifede belirlenen miktar içinde yer aldığı belirtilmiştir. Şu durumda, yasa hükmü gözetildiğinde, tarifedeki ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi'nin eklenmemesi gerektiği kabul edilmek gerekir.
Mahkemenin yukarıda yazılı olan bu yasal düzenlemeleri gözetmeden, tarifede belirlenen ücrete ayrıca Katma Değer Vergisi eklenmesi biçiminde vardığı sonuç doğru görülmemiştir.
b ) Yargılama ve hüküm, ancak davanın tarafları hakkında verilebilir. Yargılama giderleri de hükmün sonuçlarına göre yanların sorumlulukları ile ilgili bulunduğundan, hüküm ile birlikte karara bağlanması gerekir. ( 29.5.1957 tarih ve 4/16 sayılı İBK. ). Bu bağlamda, yargılama giderleri aleyhine hüküm verilen tarafa yükletilir ve vekalet ücreti de yargılama giderlerindendir. ( HUMK. m.417/1, m. 423/b.6 ).
Diğer yandan, 4667 sayılı Yasa m.77 hükmü ile değişik 1136 sayılı Avukatlık Yasası'nın m.164/son maddesindeki düzenlemede; dava sonunda, karar ile tarifeye dayalı olarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretinin avukata ait olacağı belirtildiği gibi ; bu hükme koşut bir düzenleme de Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nde "yargı yerlerince avukata ait olmak üzere karşı tarafa yükletilecek vekalet ücreti" biçiminde yer almıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere gerek Avukatlık Yasası ve gerekse de yasaya dayalı olarak hazırlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nde yer alan düzenlemeler; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun, davanın taraflarına ve hükmün kimlere yönelik olarak kurulacağına ilişkin hükümlerini kaldırıcı veya değiştirici nitelikte değildir. Aksine, hükmün ve ayrıntısı niteliğindeki yargılama giderlerinin -ve bu bağlamda vekalet ücretinin- davanın tarafları hakkında kurulması gerekir. Avukatlık Yasası'ndaki, "vekalet ücreti avukata aittir" biçimindeki düzenleme hükmü kuran mahkemeye değil, vekil ile vekil edene yönelik bir kuraldır. Bu yorum ve varılan sonuç aynı maddedeki "bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez" biçimindeki düzenleme ile de doğrulanmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, taraf sıfatı bulunmayan vekil yararına vekalet ücretine hükmedilmesi de doğru görülmemiştir.
3- HUMK.nun 275. maddesi uyarınca "mahkeme, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir; hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez.
Somut olay, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenebilir niteliktedir. O nedenle bilirkişi düşüncesine başvurulması, maddeye açık aykırılık oluşturur. Yerel mahkemece anılan yasal düzenleme gözetilmeksizin bilirkişi görüşüne başvurulması ve bilirkişi ücretinin davacıya yükletilmesi de ayrı bir bozma nedenidir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda ( 1, 2 ve 3 ) nolu bentlerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 21.2.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy