(5680 S. K. m. 1) (2709 S. K. m. 28) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava: Davacı Fatma Şahin vekili Avukat Mustafa Baltaoğlu tarafından, davalı Mutlu Koşer ve diğerleri aleyhine 10.6.2002 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 25.3.2004 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi bir kısım davalılar vekili Avukat B. Harika Doğan tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar yayının, Basın Yasası'nın tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istem kısmen kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarının saldırıya uğradığı savına dayanmaktadır. Diğer bir anlatımla dava, yapılan yayında yer alan açıklamaların kişilik değerlerine saldırı içerdiği ve böylece hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Böyle bir uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerden farklı bir yöntemin izlenmesi ve ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması gerekmektedir.
Bunun nedeni, Anayasa'nın 28. maddesindeki basının özgür olduğu güvencesine ve bu ilkeyi güçlendiren 5680 sayılı Basın Yasası'nın 1. maddesindeki düzenlemedir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğu kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Ne var ki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan ve gerekse MK.nun 24 ve 25. maddesinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı üzere, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği, diğer bir anlatımla, hukuk düzenince koruma altına alınan yararların birbirine karşı çatışma içinde bulundukları biçiminde bir görünümün var olduğu kanısı uyanmaktadır.
Halbuki hukuk düzeninin, çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Aksi halde hukukun kendisi, kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında, yapılan düzenleme, hukukun diğer temel kavramları ile birlikte incelendiğinde, iki yararın aynı anda ve aynı olayda birbiri ile çatışmadıkları, somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği anlaşılacaktır. Bunun sonucunda da, daha az üstün olan yarar, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında, o olayda ve o an için hukuk düzenince korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Diğer bir anlatımla yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Aksi bir yayının ise, gerek Anayasa ve Basın Yasası ve gerekse basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O an için o olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen her şeyi araştırmak, incelemek ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu edilen yayın davacı Fatma Şahin'in kocası aleyhine açtığı boşanma davasının görüşülmesi sırasında davalı konumunda bulunan Burak Şahin, müşterek çocuklarının velayeti ile ilgili olarak eşim erkek gibi yetiştirilmiş, cinsel açıdan çok soğuktur, kızım bana, baba, davacıyı kastederek İclal Özelmas teyze anneme kocacığım diyor, annem de onu karıcığım diye çağırıyor. Birbirlerinin göğüslerini okşuyorlar. İclal teyze anneme göğüsünü göstererek kocacığım bunlara senin için silikon taktıracağım dediğini ileri sürmek suretiyle bu şekilde bir yaşam içinde bulunan kişiye çocuğunun velayetinin verilmesine razı olmadığını belirtmiştir. Davalı yayın organında da üçüncü kişinin boşanma davasında verdiği savunma dilekçesinde bu iddia aynen yazılmıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere basın somut gerçeği aramak zorunda değildir. Aksi halde haberin haber niteliği ortadan kalkar ve günü geçtikten sonra verileceği için de hem etkisi azalır, hem de bu süreç içinde toplumu yakından ilgilendiren bir konunun öncelikle ortaya koyulması gecikmiş olur. Yayın konusu olan haberin verilmesinde kamu yararı bulunmaktadır. Şöyle ki, bir çocuğun velayeti ile ilgilidir. Bu bakımdan yayın organında bu haberin verilmesinde kamu yararının bulunduğu kabul edilmelidir. Yine yayında özle-biçim arasındaki denge de kurulmuştur. Resmi bir kuruma verilen dilekçedeki sözler aynen alınmıştır. Herhangi bir ekleme ve farklı bir değerlendirme yapılmamıştır. Babanın velayet konusunda yaptığı bu açıklamanın davacının ismi kullanılmadan ileri sürülebileceği düşünülse bile ancak bu iddiayı ileri sürenin isim bildirmeden böyle bir savunmada bulunmasının soyut nitelik taşıyacağı ve itibar edilmeyeceği düşünülmelidir. Bu bakımdan babanın dilekçesinde bunu ileri sürmesi ve böyle bir dilekçenin açık biçimde yargılama yapılan bir mahkemede okunması sonucu gazetenin de bunu yayınlamasında bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Bu haliyle yayın görünürdeki gerçeğe uygundur. Yayınlanan konunun toplum açısından çarpıcı bulunduğu da gözetilerek davanın reddi gerekirken mahkemece kısmen kabul yönünde hüküm kurulması doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 14.03.2005 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davaya konu olan yayında: karım lezbiyen, kızımı bana verin başlığı altında davacının boşandığı eşi ile çekilmiş resmi de basılarak yayın yapılmıştır.
Davacının kocasından 19.12.2000 tarihinde açılan ve 25.12.2000 tarihinde Yargıtayca da onaylanan dava sonucunda boşandığı ve davacı lehine maddi ve manevi tazminata karar verildiği çocuğun velayetinin davacıya verildiği dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Boşanma ve velayet davalarında savunma olarak öne sürülen, ancak gerçekliği kanıtlanmayan bir iddianın açıkça isim ve resim yayınlanmak suretiyle davacıyı zan altında bırakacak şekilde yayın yapılmasında kamu yararı bulunmadığı gibi, yayının yapıldığı tarih itibariyle yayın güncel de değildir. Yerel mahkemenin davacıya yönelik haksız saldırının varlığını tespite yönelik kararını yerinde bulduğumdan bu kararın onanması gerektiği görüşündeyim.14.03.2005
Full & Egal Universal Law Academy