(4721 S. K. m. 4) (818 S. K. m. 44)
Dava: Davacı R. T. Erdoğan vekili Avukat F. Şahin tarafından, davalı A. Topuz aleyhine 5.12.2003 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 13.4.2004 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili Avukat H. S. Okay tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 31.5.2005 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Avukat H. S. Okay ile karşı taraftan davacı vekili Avukat F. Şahin geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Diğer temyiz itirazına gelince; dava, kişilik hakkına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nısfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Davaya konu olan işte tarafların konumları ile siyasi kişiler olmaları ve yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde mahkemece takdir olunan 15.000.000.000 TL. manevi tazminat miktarı çok fazladır. Daha alt düzeyde manevi tazminat takdir edilmek üzere yerel mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda 2 sayılı bentte gösterilen nedenle BOZULMASINA, diğer temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddine ve temyiz eden davalı yararına takdir olunan 400,00 YTL. duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine, peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 31.05.2005 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
Karşı Oy
Dava, kişilik haklarına saldırı iddiasına dayanan manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, CHP Grup Başkanvekili olan davalının 4.12.2003 tarihinde TBMM'de düzenlediği basın toplantısında müvekkiline yönelik olarak; Başbakan Erdoğan'ın İslami terör kanıma dokunuyor, demesinin altında geçmiş dönemdeki ilişkilerinin unutulması yatmaktadır. Başbakan ne kadar değiştim derse desin, değişmediği dönemde yaptıklarını hatırladığımızda benim de tüylerim diken diken oluyor. Türkiye böyle bir başbakanla yönetiliyor. Üstelik Başbakan İBDA-C'nin başlangıçtaki yöneticilerinden biridir. İslami Büyük Doğu, N.Fazıl Kısakürek'in düşüncelerini yansıtan bir dernektir. Akıncılar Birliği de 1980 öncesinin MSP Gençlik Kollarının kurduğu dernektir. Bu iki dernek birleşmiş, İBDA-C'yi oluşturmuşlardır. Müslüman Kardeşler Örgütü'nün bazı masraflarını belediyeye bağlı şirketlerden finanse eden O'dur. El Kaide örgütünün çok önemli bir liderinin dizinin dibinde çöküp nasihat alan O'dur sözlerini kullandığını, hukuka ve ahlaka aykırı bu isnat ve ithamların hakaret ve iftira niteliğinde olduğunu, müvekkilinin kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu ileri sürerek 100.000.000.000 TL. manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili ise yanıt dilekçesinde, müvekkilinin basın açıklaması yaptığı tarih öncesinde ülkemizde art arda iki büyük terör saldırısı olduğunu, birçok yurttaşın hayatını kaybettiğini bu üzücü olaylar nedeniyle Ana Muhalefet Partisi Grup Başkanvekili olarak açıklama yaptığını, saldırıları hazırlayan şartları geçmişe dönük eleştirel bir bakış açısı içinde ele alarak irdelediğini savunmuş. Ayrıca; İBDA-C örgütünün düşünsel köklerinin İslami Büyük Doğu fikriyle temellendiğini, şer'i bir yönetimin kurulmasını savunduğunu, 1970'lerde MSP ile bağlantılı olarak Akıncılar Derneğinin kurulduğunu, daha sonra bu kuruluşların birleşerek İBDA-C'nin (İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi) ortaya çıktığını, davacı R.T. Erdoğan'ın da aynı dönemlerde MSP İstanbul Gençlik Kolları Başkanlığı yaptığını, aynı gün yapılan ek açıklama ile, R. T. Erdoğan'ın yasadışı bir örgütün yöneticisi değil, ancak bu örgütün tabanını oluşturan 1980 öncesinin Akıncılar Cemiyeti Yöneticiliğine işaret etmek üzere kullanıldığını, davacının kendisini İstanbul'un imamı saydığını, belediye meclis toplantısını İstiklal Marşı yerine Fatiha suresi ile açtığını, demokrasiyi bir amaç değil araç olarak gördüğünü, Diyarbakır DGM'de TCK. nun 312/2. maddesine göre yargılanarak bir yıl hapse mahkum olduğunu, Müslüman Kardeşler Örgütü yetkililerinin otel ücretinin İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı Ulaşım AŞ. tarafından ödendiğinin müfettiş raporuyla belirlendiğini, BM. Güvenlik Konseyinin düzenlediği teröristler listesinde G. Hikmetyar'ın Hizb-i İslami Örgüt lideri olarak yer aldığını, Bakanlar Kurulu Kararnamesiyle adı geçen kişinin uluslararası teröristler listesinde yer aldığını (12 Nisan 2003 tarihli Resmi Gazetede yayınlandığını) davacının aynı kişi ile birlikteliğini gösteren fotoğrafın yazılı basında yer aldığını belirterek iddiaların yaşanmış olay ve gerçeklere dayandığını, davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulmadığını da açıklayarak davanın reddini istemiş, iddialarına dayanak yaptığı delil ve belgelerini dosyaya sunmuştur.
Yerel mahkemece de kabul edildiği gibi, İstanbul'daki terörist saldırının (Banka ve Sinagog'a) aşırı illegal dinci örgütlerce yapıldığı doğrultusundaki tahkikat ve yayınlar üzerine davalı düzenlediği basın toplantısında; bu eylemlerin politikacıların yanlış tutum ve yaklaşımlarından beslenip boy attığı, İBD-C'nin, İslami Büyük Doğu düşüncesi ile Akıncılar Cemiyeti nin birleşmesi sonucu oluştuğu, şer i bir düzen kurmak için silahlı mücadeleyi benimsediği, Anayasal düzeni değiştirme yanlısı olduğu, dosya arasına örnekleri verilmiş olan siyasi araştırmacıların tespit ve yorumlarıyla doğrulanmıştır. Ayrıca, davalının dosyaya sunduğu, davacı tarafından aksi kanıtlanamayan belge, yazı, İçişleri Bakanlığı teftiş kurulu inceleme ve soruşturma raporlarına göre, davacının İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu sırada, Belediye'ye bağlı kuruluşlarda yıkıcı bölücü, irticai faaliyetlerde bulunan kişileri işe aldığı, uyarılması üzerine iş akitlerini feshettiği, TCK. nun 312. maddesine aykırı eyleminden dolayı yargılanıp mahkum olduğu, referansının İslamiyet, demokrasinin, amaç değil araç, kendisinin İstanbul'un imamı olduğu söylemlerini dile getirdiği, Mısır'daki aşırı dinci İslami Kardeşler Örgütü üyelerinin çeşitli tarihlerde İstanbul'daki otel ücretlerinin Belediyenin yan kuruluşu olan Ulaşım AŞ tarafından ödendiği, BM. Güvenlik Konseyi'nin teröristler listesinde yer alan Hizb-i İslam Örgüt lideri olarak tanınan G. Hikmetyar ile birlikteliğini gösteren fotoğraflarının basın organlarında yer aldığı konuları da sabittir.
Davalı, İstanbul'da meydana gelen ve birçok kimsenin ölümüne neden olan bombalı terör eylemi ile ilgili olarak, Ana Muhalefet Partisi Grup Başkanvekili olarak basın açıklamasında bulunmuştur. Olay tüm dünya kamuoyunda dinci terörist saldırı olarak değerlendirilmiştir. Özellikle ülkemizde meydana gelmiş olması ve güncelliği bulunduğundan davalı olayın örgütsel yönünü de açıklamak zorunluluğu duymuştur. Davalı açıklamaları sırasında, saldırıyı hazırlayan koşulları açıklarken geçmişteki yönetimleri ve siyasetçileri eleştirmiş, davacının geçmişteki siyasi ilişkileri, yaklaşımları ve söylemlerini de açıklamıştır.
Davalı aynı gün yaptığı ek açıklamasında, davacının yasadışı bir örgütün yöneticisi değil, o örgütün tabanını oluşturan Akıncılar Cemiyetinin başlangıçtaki yöneticilerinden olduğunu belirtmiştir. Basın açıklamasında davalı, davacıya yönelik olarak terör örgütü yöneticiliği suçlamasında bulunmuş değildir. İBDA-C örgütünün başlangıçtaki yöneticilerinden olduğu yolundaki açıklaması ile İBDA-C'yi oluşturan Akıncılar Cemiyetinin yöneticiliğini kastetmiş olup, ek açıklaması ile de bu konuyu açıklığa kavuşturmuştur.
Taraflar siyasi sorumlulukları olan kişilerdir. Davacı Başbakan olup, geçmişte Siyasi parti gençlik kolları başkanlığı, il başkanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevlerinde davalı ise, Ana Muhalefet Partisi Grup Başkanvekili olup, milletvekilliği, Bakanlık ve Siyasi Parti Yöneticiliği görevlerinde bulunmuşlardır. Bu özellikleriyle topluma mal olmuş kişilerdir.
Siyasal tartışma özgürlüğü, demokratik toplum kavramının temelidir. Bu nedenle bir siyasetçiye yöneltilen eleştirinin kabul edilebilir sınırları özel bir kişiye kıyasla daha geniştir. Siyasetçi kaçınılmaz bir şekilde ve bilerek, her söz ya da davranışında kendini basının ve kamuoyunun merceği altına yatırmıştır... (Lingens/Avusturya, 8.7.1986 tarihli AİHM. Kararı)
Davacı, yıllarca politik yaşamda yer almış, Başbakanlık makamına ulaşmış siyasi bir kişidir. Topluma mal olmuş siyasi bir kişinin, siyasal yaşamı ile ilgili olan tüm tutum ve davranışlarının kamuoyunca bilinmesinde kamunun yararı bulunmaktadır. Bu nedenle davacıya yönelik olarak yapılacak eleştirinin sert ve ağır olması da kaçınılmazdır. Siyaset sahnesinin kişileri, kendilerine imajları ve eylemleri nedeniyle yönelen alkışlar kadar, bazen sert eleştirilere, işin gereği olarak katlanmak durumundadırlar.
Açıklanan nedenler ve olgular karşısında dava konusu açıklamalar, eleştiri sınırları içinde kaldığı ve davacının kişilik haklarına yönelik bir saldırı oluşturmadığından davacının davasının tümden reddine karar verilmek üzere kararın bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun kararına katılamıyorum.
Karşı Oy
Dava kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece davacının iddiası yerinde görülerek 15.000.000.000 TL. manevi tazminatın tahsiline karar verilmiştir. Davalının temyizi üzerine dairece tazminat miktarı fazla görülerek karar bozulmuştur.
Dava konusu ile ilgili olarak toplanan kanıtlar birlikte ve bir bütün halinde değerlendirildiğinde, davanın tümden reddi gerektiği görüşünde olduğumdan çoğunluğun kararına katılmıyorum.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy