(818 S. K m. 41, 47) (1086 S. K m. 275)
Davacı Dilara vekili tarafından, davalılar D... Gazetecilik A.Ş. ve Hasan aleyhine 12.10.2004 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 16.06.2005 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraflar vekillerince süresi içinde istenilmekle, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığını iddia etmek suretiyle manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar, Basın Yasası'nın tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak yayın yapıldığını, bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istemin kısmen kabulüne karar verilmiş; karar taraflarca temyiz edilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasası'nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde, basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki, basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda, hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Somut olayda davacı, 20.10.2003 tarihli P... Gazetesi'nde yer alan Atatürk ve Bayrağa Hakaret Soruşturması başlıklı yayınla kişilik haklarına saldırıldığını belirterek tazminat istemiştir. Yayında davacının Atatürk ve Türk Bayrağı'na hakaret ettiği ve bölücülük yaptığına ilişkin olarak velilerce şikayette bulunulduğu, davacı hakkında bir dosya hazırlanarak meslekten men istemiyle Milli Eğitim Bakanlığı'na gönderildiği, eğer Bakanlık olumlu yönde karar verirse, davacının anılan iddialardan öğretmenlik mesleğine veda edeceği ve Urla'ya atanan davacı hakkında ayrıca savcılığa suç duyurusunda bulunulacağı hususlarına yer verilmiştir.
Dosyadaki belgelerden 22.09.2003 tarihli müfettiş yazısına göre davacının yayın konusu eylemleri nedeniyle soruşturma geçirdiği, soruşturma sonucunda öğrencilerin ruh sağlığını bozduğu, öğrencilere baskı yaptığı, öğrenciler arasında ayrım yaptığı, dayak konusunda uyarıldıktan sonra öğrencileri dövmeyi bırakıp birbirlerine dövdürdüğü, siyasi propaganda yaptığı ve Atatürk'ün eşiyle ilgili şahsi yorumlar katarak alay etmek suretiyle Atatürk'ün manevi hatırasına alenen hakaret ettiği hususları kesinleştiğinden, bu eylemleri nedeniyle devlet memurluğundan çıkarılması ve görev yerinin değiştirilmesinin önerildiği ve savcılığa da suç duyurusunda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Şu durumda, yayın görünürdeki gerçeğe uygun olduğu gibi öz-biçim dengesi de bozulmadığından hukuka aykırılıktan söz edilemez. Mahkemece davanın tümden reddi gerekirken, yazılı gerekçe ile kısmen kabulü usul ve yasaya aykırı görüldüğünden kararın bozulması gerekmiştir.
HUMK' nın 275. maddesi uyarınca mahkeme, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir; hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi dinlenemez. Somut olay, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenebileceğinden bilirkişi incelemesi usule aykırıdır. Bu usul hatasına değinmekle yetinmek gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davalılar yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 05.10.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy