(2709 S. K. m. 28) (5187 S. K. m. 1, 3) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava: Davacı P. A. vekili Avukat R. Ö. tarafından, davalı H. Gaz. A.Ş. vd. aleyhine 25.11.2002 tarihinde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın reddine dair verilen 14.9.2004 tarihli kararın Yargıtay da duruşmalı olarak tetkiki davacı vekili tarafından süresi içerisinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 21.11.2006 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat O. K. ile karşı taraftan davalılar vekili Avukat A. B. Ö. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması sebebiyle kişilik haklarının saldırıya uğradığını iddia etmek suretiyle manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar, Basın Kanununun tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak yayın yapıldığını, bu sebeple davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, istemin reddine karar verilmiş; karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanununun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içerisinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içerisinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Yasasının 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da kanuni ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği duranlarda; hukuk düzeninim çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olsa yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yaran bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içerisinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dava konusu 24.10.2002 günlü H. Gazetesinin 1 ve 18. sayfalarında yer alan işte kasetteki Türk Kadını P.A. başlıklı haberde; davacının evinin kapısı önünde yüzü kısmen kapatılarak, vücudunun büyük kısmı görünecek biçimde çekilmiş fotoğrafı da basılmak suretiyle Hürriyet, savcı N. Y.'le sevişirken gizli kamerayla görüntüleri kaydedilen DGM katibesinin kız kardeşi P.A.'yı Ankara'da buldu biçiminde davacıya isnatta bulunulmuştur. Davacı, olayla ilgisi bulunmadığını, haber sebebiyle çevresinde küçük düştüğünü belirterek manevi tazminat istemiştir.
Davacının resmi, rızası dışında çekilerek ve yakın çevresi tarafından tanınacak biçimde bilgilerle birlikte yüzü kısmen kapatılarak gazetede yayınlanmıştır. Bu yayınla birlikte davacıya bir takım isnatlarda bulunulmuştur. Gerçekliği kanıtlanmayan ve yakın çevresi tarafından tanınmasına imkan verecek şekilde fotoğrafının da yayınlanması suretiyle gerçekleştirilen bu şekildeki bir yayının davacının kişilik haklarına saldın oluşturduğu açıktır. Mahkemece uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile tümden reddedilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz edilen kararın yukarda gösterilen sebeplerle BOZULMASINA ve temyiz eden davacı yararına takdir edilen 450,00 YTL duruşma avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine ve peşin alınan harcın istem halinde geri verilmesine 21.11.2006 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy