(2709 S. K. m. 12, 17, 36) (4721 S. K. m. 24, 25) (818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı Ercan Tatar tarafından, davalı Ali Gökmen vd. aleyhine 17.3.2003 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 8.3.2004 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ve davalılar Ali Gökmen ve Hüseyin Çelik vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hüküm davacı ile davalılardan Ali Gökmen ve Hüseyin Çelik tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalılar tarafından haksız olarak şikayet edildiğini bu yüzden kişilik haklarının zarar gördüğünü iddia etmek suretiyle manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Karar davacı ve davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması ile ilgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu şekli ile yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Kanunun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK.nun 49. maddesinde de saldırının yaptırımı düzenleme altına alınmıştır.
Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.
İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir.
Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, başkalarının da böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve bu çerçevenin içinde kalan şikayet hakkının yerinde kullanıldığı kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda; davacı alacaklı vekili olarak, davalıların vekili oldukları borçlu şirket aleyhine icra takibi başlatmıştır. Borçlu şirket vekili olan davalılar tarafından Cumhuriyet Savcılığı'na verilen şikayet dilekçesinde; alacaklı vekili, alacağın tahsil edildiğini bilmesine rağmen dosyaya beyan etmemiş ve haciz edilen mahcuzların satışını talep etmiş ve takip alacağının tahsil edilmiş olduğunu bilmesine rağmen alacaktan feragat etmemek suretiyle müvekkili zor duruma düşürmüştür. Alacaklı vekili iyiniyetli olsa idi en azından tahsil edilen miktarı beyan ederek müvekkil borçludan alacağın tamamı için icra takibine devam etmezdi. Dosya borcunun tamamını yeniden ödettirme amacı güden ve böylece görevi kötüye kullanma suçu işleyen sanığın cezalandırılması istenilmiştir.
Tüm dosya kapsamının incelenmesinden; davacının alacaklı vekili olarak başlattığı icra takibinde haciz işlemi yapıldıktan sonra borçlu şirket tarafından icra takibine konu edilen senetlerden birisinin bedelinin alacaklı şirkete ödendiği, ancak alacaklı vekili olan davacının bu ödemeyi icra takip dosyasına bildirmediği ve icra takibine devam ederek haciz edilen mahcuzların satışını istediği, bunun üzerine borçlu şirket vekilleri tarafından borcun tamamının ödendiği iddia edilerek takibin iptali için dava açıldığı, o davada alacaklı vekili olan davacının yapılan ödemeleri kabul ettiği, mahkemece ödenen alacak miktarı mahsup edilerek takibin kısmen iptaline karar verildiği ve takibin iptali davasının yargılaması devam ederken dava konusu şikayet dilekçesinin verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece somut olay ve yukarıdaki ilkeler gözetilerek şikayet için yeterli emarenin varlığını gösterecek nitelikte kanıt bulunduğunun ve bu nedenle davalıların şikayet hakkını, hukuka uygunluk sınırları içinde kullandıklarının kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde istemin kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru olmadığından bu husus bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar yararına BOZULMASINA; bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 05.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy