(2709 S. K. m. 2, 35, 134, Geç. m. 15) (2876 S. K. m. 1, 2, 4, 5, 35, 52, 53, 71, Geç. m. 1) (1086 S. K. m. 409)
Dava ve Karar: Davacı TTK vekili Avukat E.G. tarafından, davalı C.H.P. Genel Başkanlığı aleyhine 20/2/2004 gününde verilen dilekçe ile alacağın istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 21/9/2004 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili, duruşmamız olarak incelenmesi de davacı TDK vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 28/2/2006 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı (karşı davacı) vekili Avukat Ş.M. ile karşı taraftan davacılardan TTK vekili Avukat E.G. geldiler, diğer davacı TDK adına gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalı-karşı davacının temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Dava dilekçesinde TDK davacı olarak gösterilmiş olmakla birlikte, davayı açan vekile verdiği bir vekaletname bulunmamaktadır. Nitekim diğer davacı adına davayı açıp takip eden vekil TDK vekili olmadığını, davayı açarken vekalet alacağı düşüncesi ile onu da davacı olarak gösterdiğini ancak vekaletname verilmediği için TDK adına davayı takip etmeyeceğini bildirmiştir. Bu durumda adı geçen adına usulünce açılmış bir dava yoktur. Yetkisiz vekilin açmış olduğu davaya katılıp izin de vermediğine göre davada davacı sıfatını kazanmış değildir. O halde TDK davacı olarak kabul edilerek hakkında karar verilmesi mümkün değildir. Yerel mahkemece bu yön üzerinde durulmadan adı geçen yönünden de yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir. Ancak bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden HUMK. nun 438. maddesi uyarınca karar düzeltilerek onanmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda (2) nolu bentte gösterilen nedenlerle hüküm fıkrasının (1) sayılı bendinin tamamen çıkarılarak yerine TDK adına usulünce açılmış bir dava bulunmadığından onun hakkında karar verilmesine yer olmadığına sözcük dizisinin yazılmasına, yine hüküm fıkrasının (9) sayılı bendinin vekalet ücretine ilişkin bölümünde yer alan ücretlerinin ayrı ayrı davacı kurumlardan kelimeleri çıkarılarak yerine ücretinin davacı TTK kelimelerinin yazılmasına, davalı karşı davacının diğer temyiz itirazlarının ise (1) sayılı bentte gösterilen nedenlerle reddi ile karanı düzeltilen bu biçiminin ONANMASINA ve davacı TTK yararına takdir olunan 450,00 YTL duruşma avukatlık ücretinin davalı-karşı davacıya yükletilmesine 28.02.2006 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, vasiyetnameden doğan hisse gelirlerinin ödenmesi istemine ilişkindir. Davalı da; karşı davasında, davacıların Atatürk'ün vasiyetindeki özel hukuk tüzel kişileri olmadıklarının tespiti ile muarazanın önlenmesini istemiştir.
Uyuşmazlık, Atatürk'ün 5/9/1938 tarihli vasiyetnamesinin 6. maddesine dayanmaktadır.
Atatürk; vasiyetnamesinde malik olduğu bütün nakit ve hisse senetleriyle, Çankaya'daki menkul ve gayrimenkul emvalini CHP'ye terk ve vasiyet etmiştir. Nakit ve hisse senetlerinin, Türkiye İş Bankası tarafından nemalandırılmasının sürdürülmesini, nemadan kimlere ne kadar ödeme yapılacağını açıkladıktan sonra, Her sene nemadan geri kalan miktarın yarı yarıya, Türk Tarih ve Türk Dil Kurumlarına tahsis edileceğini bildirmiştir.
Atatürk, kendi siyasi yaşamındaki önemi ve devletin tüm atılımlarının siyasi gücü olduğu için CHP'yi kendisinin tek mirasçısı olarak seçerek, malvarlığını ona emanet etmiştir. Bankadaki hisselerinin nemasını Türk Tarih Kurumu (TTK) ve Türk Dil Kurumu'na (TDK) tahsis etmesi, Türk tarihi üzerine yapılacak araştırmalara ve Türk dilinin geliştirilmesine verdiği önemi göstermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı olan Atatürk, 5/9/1938 tarihinde vasiyetnamesini el ile yazmış, 6 Ekim 1938 günü İstanbul 6. Noteri İsmail Kunter Dolmabahçe Sarayı'na çağrılarak, H. Rıza Soyak ve Dr. Neşet Ömer İrdelp'in tanıklığında el ile yazdığı vasiyetnamesin resmi sepet biçimine dönüştürmüştür. Vasiyetname 28 Kasım 1938 tarihinde Ankara 3. Sulh Hukuk Mahkemesince açılarak ilgililere yazılı olarak tebliğ edilmiş, Atatürk'ün tek mirasçısı olan kız kardeşi Makbule Atadan, vasiyetnameye bir itirazı olmadığını yazılı olarak bildirmiştir. 16 Ocak 1939 tarihinde vasiyetname mahkemece kesinleştirilmiştir. (Atatürk'ün Vasiyeti, Mazhar Leventoğlu, Ank. 1968)
Vasiyetnameye göre Atatürk, bankadaki hisselerini CHP'ye bırakmış olmasına karşın, gelirlerinin sahibi CHP değildir. Hisse gelirlerinin kimlere nasıl ödeneceği, vasiyetnamede gösterilmiştir. CHP hisselerin sahibi olarak, hisselerin hukukunu korumak ve hisselerin nemasından yapılacak ödemeleri Atatürk'ün iradesine uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür. CHP bu konularda Atatürk tarafından görevlendirildiği için, vasiyetnamenin uygulanmasından da sorumludur.
Türk hukukunda ölüme bağlı tasarrufların en önemlileri, mirasçı ataması ve mal vasiyetidir. Kişi ölümünden sonrası için mal varlığının bir kısmını ya da tamamını veya mal varlığından belli bir değeri belirli bir kişiye ya da kişilere bırakabilir Mirasçı ataması ile mal vasiyeti birbirinden farklı hükümler doğurur. (Atanmış mirasçı, miras bırakanın külli halefidir. Miras bırakanın ölümü ile, tereke aktif ve pasifiyle doğrudan doğruya, hiçbir işleme gerek olmadan kendiliğinden mirasçıya geçer. -MY. m. 599/3- Mal vasiyetinde ise, sadece cüzi halefiyet söz konusu olur. Vasiyet borçlularına karşı, ileri sürebileceği bir alacak hakkı kazanır ve tereke borçlarından sorumlu olmaz.)
Miras hakkı, miras bırakacak olana ölümünden sonra malvarlığının kanunda belirtilen yakınlarına ya da belli ölçüde kendi seçeceği kişilere, aile bireylerine yakınlarının ölümü halinde malvarlığının en az kanunda öngörülen ölçülerde kendilerine geçeceği yolunda güvence sağlar.
Atatürk'ün vasiyetnamesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, CHP'yi mirasçı olarak atadığı görülmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 15/12/1970 gün, 1970/5509 E., 6637 K. sayılı ve 29/01/1976 gün, 1976/203 E., 633 K. sayılı kararları da bu yöndedir. Böyle olunca, atanmış mirasçı olan CHP, vasiyetname ile mülkiyeti kendisine bırakılan hisse senetlerinin nemasını TTK ve TDK'ya vermekle yükümlü tutulmuştur. (Bu kurumlar kendilerine ölüme bağlı tasarrufla irat tahsis edilen tüzel kişilerdir.)
1953 yılında CHP'nin tüm malvarlığına el konulmasına dair yasa ile, T. İş Bankası'ndaki Atatürk'e ait hisseler hazineye geçmiş, banka yönetimindeki CHP temsilcilerinin yerine, hükümet tarafından temsilciler atanmış olmasına karşın TTK ve TDK'ya vasiyetname gereği olarak nema ödemelerinin yapılması sürdürülmüştür. 14/12/1953 tarih ve 6195 sayılı Yasa ile Atatürk'ün vasiyetinin iptaline çalışılmışsa da, CHP'nin açtığı dava sonunda, Anayasa Mahkemesi'nin 11/10/1963 tarih, 1963/124 E., 243 K. sayılı kararıyla, Atatürk'ün vasiyeti ile CHP'ye bıraktığı mal ve hakların hazineye geçirilmesini; Atatürk'ün vasiyetinin iptali ve Anayasa teminatı altındaki mülkiyet ve miras haklarını yok eden bir tasarruf, bir müsadere niteliğinde olup, ... vasiyet de mülkiyet ve miras haklarının tabii sonucu olmak itibariyle bu hal Anayasa'nın 36 ve 11. maddelerine açıkça aykırılık oluşturur gerekçesiyle 6195 sayılı Yasa, Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş ve T. İş Bankası'ndaki Atatürk'e ait hisseler yeniden CHP'ye geçmiştir.
12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden sonra, çıkarılan bir yasa ile tüm siyasi partilerin kapatılması ve mal varlıklarına el konulmasına karar verilmesi üzerine, T. İş Bankası'ndaki Atatürk'e ait hisselere el konularak Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'nin yönetimine verilmiştir. 1982 Anayasasının 134/2. maddesiyle TTK ve TDK. nın varlıklarının kabulü ile, Atatürk'ün vasiyetnamesindeki mali yararlarının saklı olduğu belirtilmiştir. Başka bir anlatımla 1982 Anayasası, Atatürk'ün vasiyetname ile lehlerine irat tahsis ettiği (musaleh kıldığı) kurumlar olan TTK ve TDK'yı kaldırmış değildir. (Kaldı ki, Dernekler Yasası uyarınca, anılan kurumların tüzel kişiliklerini sona erdirmek; ya kayıtlı üyelerin katılımı ile yapılacak genel kurul toplantısında bu yolda alınacak bir kararla ya da, bir mahkeme kararıyla mümkün olabilir.)
11/8/1983 tarih ve 2876 sayılı Yasa ile kurulan, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk'ün vasiyetinde lehlerine irat tahsis ettiği, TTK ve TDK'dan farklı, ayrı bir kurumdur. Yeni kurulan bu kurumların TTK ve TDK'yı ortadan kaldırarak onların yerine geçtiği kabul edilemez. 2876 sayılı Yasa ile kurulan yeni kurumların, yasa koyucu tarafından Atatürk'ün özgür iradesiyle lehlerine irat tahsis ettiği (mal vasiyet ettiği) kurumların yerine ikame edildiğini varsaymak; yasa, Anayasa, ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve evrensel hukuk kuralları ile bağdaştırılamaz. (Bu konuda Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993/544 E., 724 K. sayılı kararına da dayanılamaz. Çünkü, söz konusu kararda açıkça, Anayasa'nın 134. maddesine dayanılarak çıkarılan 2876 sayılı Yasa, gerçekte Atatürk'ün vasiyetnamesinde kendini bulan iradesine terstir denmiştir.)
Anayasa'nın 134. maddesine dayanılarak çıkarılan 2876 sayılı Yasanın; vasiyetnamedeki özel hukuk tüzel kişileri olan TTK ve TDK'nın varlıklarını sona erdirdiği, ve yeni kurulan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'na bağlı birer kamu tüzel kişileri olarak yeniden düzenlendikleri kabul edilecek olursa, mülkiyeti CHP'ye bırakılmış olan hisse senetlerinin nemasını kapsayan vasiyet borcu MY'nın 581/1. ve BY'nın 507/3. maddeleri uyarınca sona ermiş olur. Çünkü CHP'nin, 2876 sayılı Yasa ile kamu tüzel kişisi olarak düzenlenmiş olan yeni kurumlara karşı, Atatürk'ün vasiyetnamesinden kaynaklanan bir irat borcu yoktur.
Atatürk, TTK ve TDK'yi devlet dairesi olarak kurmak yerine, özellikle bağımsız, özel hukuk hükümlerine tabi dernek statüsünde olmasını istemiştir. Bu kurumların yasayla devlet dairesi haline getirilmek istenmesi, Atatürk'ün istek ve iradesi ile miras hukuku ilkelerine aykırılık oluşturur. Hukuka aykırı olarak, bir hakkın kazanılması mümkün değildir. Yasa koyucunun kendisini vasiyetçi yerine koyarak; hukuka aykırılığı bulunmayan bir vasiyetnamedeki amaç, istek ve iradeyi değiştirmek istemesi, genişletmesi, daraltması ve ekleme yapması, vasiyetnamedeki hakkın özü ve vasiyetçinin iradesiyle bağdaştırılamaz.
2876 sayılı Yasa'nın kamu yararına demek statüsünde özel hukuk tüzel kişiliğine sahip TTK ile TDK'yi, kamu tüzel kişiliğine sahip bir kamu kurumu haline getirmek istemesi, Dernekler Yasası ve Anayasa'nın 33. maddesinin güvence altına aldığı demek kurma özgürlüğü alanına açıkça aykırılık oluşturur. ...Anayasa'nın dernek kurma hürriyeti başlığını taşıyan 33. maddesindeki... dernek kurma özgürlüğü, derneğin kuruluş sözleşmesi niteliğindeki tüzüğünü kendisinin oluşturması, değiştirmesi, organlarını belirleyebilmesi, organlarının iradeleri dışında ancak mahkeme kararı ile kapatılabilmesi gibi güvenceleri kapsamaktadır. (Anayasa Mahkemesi'nin, 24/12/2003 gün 2002/43 E., 2003/103 K. sayılı kararı)
Anayasa'nın 35. maddesinde, herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu ve bu hakların ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Madde gerekçesinde, mülkiyet ve miras haklarının birbirine yakın ve birbiriyle ilgili iki temel hak olarak birlikte düzenlendikleri, miras hakkının mülkiyet hakkının devamı niteliğinde özel bir biçimi olduğu, bu nedenle aynı maddede art arda düzenlenerek Anayasal güvence altına alındığı belirtilmiştir. (Anayasa tasarı gerekçesi, MGK'nın 18/10/1982 tarihli tutanağı.) Anayasa Mahkemesi'nin de kabul ettiği gibi, ... Mülkiyet hakkının içerik ve sınırlarının belirleme yetkisi yasalara bırakılmışsa da, bu konuda yasa koyucuya mutlak bir yetki de verilmiş değildir. Aksi görüşün kabulü mülkiyet hakkının Anayasa güvencesi altına alınmış olmasına aykırılık oluşturur. (Anayasa Mahkemenin 10/04/2003 gün, 2002/112 E. 2003/33 K. sayılı kararı) Mülkiyet hakkı kişiye, başkalarının haklarına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahip olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf olanağı verir.
"Yasa koyucu, Anayasa'nın mülkiyet ve miras haklarını temel hak olarak tanıyıp güvence altına aldığını göz ardı ederek, belli gerçek kişileri ya da özel hukuk tüzel kişilerini mülkiyet ve miras haklarından yoksun bırakan kanunlar yapamaz. Kanun, hiç kimseyi keyfi olarak mülkiyet ve miras haklarından yoksun bırakamaz; yayımlanmasından önce söz konusu hakları düzenleyen kanun hükümlerine uygun olarak kazanılmış hakları ortadan kaldıran bir kural koyamaz. (Anayasa Mahkemesi'nin 11/10/1963 gün, 1963/124 E., 243 K. sayılı kararı) Kanun; kamu yararı düşüncesine dayansa bile, Anayasa ile güvence altına alınmış mülkiyet ve miras haklarını sınırlandırma ölçülerinin dışına çıkarak tümden ortadan kaldıramaz. Aksinde, hukukun genel ilkelerine ve kazanılmış haklara saygı ilkesine, dolayısıyla Anayasa'nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırı davranılmış olur.
Sonuç olarak; Atatürk'ün, vasiyetnamesinde lehlerine irat tahsis ettiği (musaleh kıldığı), bağımsız ve özel hukuk tüzel kişisi olan Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu ile 2876 sayılı Yasa ile kurulan devlet yapısı içinde yer alan, Başbakanlığa bağlı, kamu tüzel kişisi olan, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu arasında kuruluş, statü, işleyiş ve yönetim biçimi bakımından en küçük bir bağ ve benzerlik bulunmamaktadır. 2876 sayılı Yasa; Anayasa'nın 2. 33. ve 35. maddelerinde açıklanan hukuk devleti, dernek kurma özgürlüğü ve miras hakkı alanlarına saldırı oluşturduğundan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddesindeki dernek kurma özgürlüğüne ve Sözleşmeye Ek 1 No'lu Protokolün 1. maddesindeki mülkiyet hakkına ilişkin hükümlerini ihlal etmektedir.
Bir dava, dava açma ehliyetine sahip olan kişi ya da kişilerce açılabilir. Davacı kurumların, Atatürk'ün vasiyetindeki kurumlar yerine geçerek, bu davayı açma hak ve ehliyetleri yoktur.
Açıklanan nedenlerle, yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, sayın çoğunluğun onama kararma katılamıyorum. 28/2/2006
NOT: KONUNUN ÖNEMİ GEREĞİ YEREL MAHKEME İLAMINI AŞAĞIDA YAYIMLIYORUZ.
T.C.
ANKARA
ASLİYE 2. HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO: 2004-79
KARAR NO: 2004-406
Taraflar arasında mahkememizde görülmekte olan Alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dilekçesiyle ve duruşmadaki beyanlarında özetle; ATATÜRK'ÜN 5.9.1938 tarihli vasiyetinde Türkiye İş Bankasındaki hisselerinin çıplak mülkiyetini bırakmış olup, nemasını ise davacı kurumlara yarı yarıya ödenmesi hükmünü getirdiğini, söz konusu hisselere ilişkin temettülerin mansup mirasçı sıfatı ile davalının bankaya vereceği talimat ile müvekkili kurumlara aktarıldığını, vasiyete rağmen zaman zaman davalının ATATÜRK'ün hisse senetlerinden elde ettiği gelirleri davacı kurumlara vermek istemediğini, bunun için aleyhine açılan davaları kaybettiğini, 1972, 1977 ve 1978 yılları gelirlerinin mahkeme kararı ile tahsil edildiğini, buna karşılık 2.1.1997 tarihinde davalı genel başkanlık ile kurumları arasında sözleşme yapıldığını, bu sözleşme sonrası 1995 yılı geliri olan 55.000.000.000.TL'nin davalı başkanlıkça banka genel müdürlüğüne verilen talimat uyarınca eşit olarak davacılara ödendiğini, 2000 yılına kadar temettü gelirleri sermaye artırımına katıldığından davacılara herhangi bir ödeme yapılmadığını, buna karşılık 2000 yılındaki temettü gelirlerinin vasiyetname ve sözleşmeye rağmen kurumlarına ödenmediğini, davalı genel başkanlığın kendilerine gönderilen 7.1.2004 tarihli ve 14 sayılı yazıyı 30.1.2004 tebellüğ etmesine rağmen verilen süre içerisinde bugüne kadar bankaya ödeme talimatı vermediğini, bu nedenle 2000 yılına ait 655.417.346.030.TL iradın faizleri ile birlikte Türkiye İş Bankasınca müvekkilleri kuruma yarı yarıya ödenmesine ve bundan böyle ATATÜRK'ün hisse gelirlerinin davalı parti genel başkanlığın talimatı olmadan müvekkilleri kurumları hesaplarına eşit olarak aktarılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı k. davacı vekili cevap dilekçesi ile ve karşı dava dilekçesi ile davacıların dava ehliyetinin bulunmadığını, ulu önder ATATÜRK'ün el yazısı ile düzenlediği vasiyetnamesinde sahibi olduğu nakit ve hisse senetlerinin nemalarının yarıya özel hukuk hükümlerine tabi olarak bizzat kendisinin kurduğu kamu yararına çalışan dernekler statüsündeki davacı kurumlara tahsis ettiğini, davacıların ATATÜRK'ün kurumları olarak nitelenen kurumlar olmadığını, bu durumun Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993-544 esas 724 karar sayılı kararının içeriğinden de anlaşılacağını, Anayasanın geçici 15. maddesinin 3. fıkrasının hükmünün kesinleşen kararın verildiği tarihte yürürlükten kaldırılmadığı için Anayasaya aykırılık iddiasının o tarihle ileri sürülemediği için bu hususun şimdi gündeme getirildiğini, 2876 sayılı yasada ve Anayasanın 134. maddesinde ATATÜRK'ün vasiyetindeki kurumların davacı kurumlar olduğunun açıklandığını, Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993-544 esas sayılı davada 2876 sayılı yasa ile Türk Dil ve Tarih Kurumlarına getirilen yasal düzenlemelerin ulu önder Atatürk'ün vasiyetinin ihlali olduğunu, ancak mahkemenin yasa ile bağlı bulunduğunu ve o tarihte Anayasaya aykırılığın ileri sürülemediğini dile getirdiğini, Anayasanın geçici 15. maddesinin 3. fıkrasının 3.12.2001 tarihinde yapılan değişiklikle yürürlükten kaldırıldığı için artık davacı kurumları yok eden ve böylelikle ATATÜRK'ün son arzularını dile getirdiği vasiyetnamesini açıkça ihlal eden 2876 sayılı yasanın, Anayasanın 2, 35 ve 134/2. maddesine de aykırı olduğunun ileri sürülebileceğini ve konunun tartışılması gerektiğini, 2876 sayılı yasanın Anayasaya aykırı olduğunu, 7.10.1982 tarihinde kabul edilen Atatürk Kültür ve Dil ve Tarih Yüksek Kurulunu düzenleyen Anayasanın 134. maddesinin 2. fıkrasında davacı kurumlar için ATATÜRK'ün vasiyetnamesinde belirtilen mali menfaatlerinin saklı olup, kendilerine tahsis edileceği biçiminde yer alan hükmün Anayasa ile bu kurumların tüzel kişiliklerinin sürdürmelerinin istendiğini ortaya koyduğunu, ancak Anayasanın yürürlüğe girmesinden 9 ay sonra 11.8.1983 tarih ve 2876 sayılı yasa ile Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumunun oluşturulacak davacı kurumların bu kurumun bünyesine dahil edildiğini, Anayasanın 134. maddesinde amaçlanan davacı kurumlarının özel hukuk tüzel kişiliklerinin sürmesi biçimindeki düzenlemenin 2876 sayılı yasa ile yok sayılarak, kurumların özel hukuk tüzel kişiliklerinin seçilmiş organlarının ortadan kaldırıldığını, bu kurumların Atatürk vasiyetnamesinden gelen parasal güçlerinin ATATÜRK'ün son arzusunun aksine yeni kurulan kamu hukuk tüzel kişiliği niteliğindeki, ATATÜRK'ün kurdurduğu davacı kurumların devamı imiş gibi gösterilen devlet dairesine kaydırıldığını, ulu önder'ini vasiyetname ile bağımsız özel hukuk tüzel kişilikleri yaratıp bunları sonsuza dek yaşatmak için vasiyetinden irad tahsis ettiğini, bir tüzel kişinin musalleh olma hakkının halefiyet yolu başka tüzel kişiye devir olunamayacağını, bu nedenle öncelikle 2876 sayılı yasanın 1, 35, 52, 53, 71. maddeleri ile geçici 1. maddesinin 2 ve 4. fıkralarının 2, 4 ve 5. maddelerinin Anayasamızın 2 ve 35. maddeleri ile insan hakları sözleşmesinin mülkiyetin korunmasına ilişkin hükümlere ve genel hukuk ilkelerine aykırı olduğundan bu iddialann incelenerek karara bağlanması için dava dosyasının Anayasa mahkemesine gönderilmesine, Anayasaya aykırılığı saptanacak 2876 sayılı yasanın yaşam verdiği kamu hukuku tüzel kişisi davacı kurumların ATATÜRK'ün kurduğu özel hukuk tüzel kişisi Türk Dil ve Tarih Kurumlarına el atmalarının ve İş Bankası hisselerinin nemalarının kendilerine ödenmesi taleplerinin reddine, davacı yanın bundan böyle müvekkili partinin talimatı olmadan iş bankası gelirlerinin otomatik olarak kendilerine ödenmesi talebinin İş Bankasının sermaye artırımı yaptığı dönemlerde sermaye artırımına katılma şansını ortadan kaldıracağından bunun da ATATÜRK'ün vasiyetinin ayrı bir ihlali olacağı ihtimali ile reddine, karşı davalarının kabulü ile davacıların ATATÜRK'ün kurduğu özel hukuk tüzel kişisi olmadıklarının tesbiti ile muarazanın giderilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davacı Türk Tarih Kurumu vekili 1 no.lu oturumda imzalı beyanı ile diğer davacının vekaletnamesini alamadığını, bu nedenle diğer davacının açtığı davayı takip etmeyeceğini bildirmiş, davalı vekili de aynı oturumda imzalı beyanı ile davacı Türk Dil Kurumu tarafından açılan davayı takip etmeyeceğini bildirdiğinden 8.4.2004 tarihli ara kararı ile davacı Türk Dil Kurumu tarafından açılan davanın HUMK. nun 409. maddesi gereğince yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir.
Davalı vekilinin Anayasaya aykırılık iddiası ise incelenerek 27.5.2004 günlü ara karan ile mahkememizce ciddi görülmediğinden reddedilmiştir.
Yargılama sırasında taraf vekilleri delillerini ibraz etmişler, delil olarak ibraz olunan ATATÜRK'ün yazılı vasiyetnamesi dosya içerisine alınmış. Türkiye İş Bankası genel müdürlüğüne yazı yazılarak 2000 yılı kar dağıtımından davalı parti tarafından temsil edilen ATATÜRK'ün hisselerine isabet eden miktardan vasiyetnameye göre davacının hissesine isabet eden nema miktarı belirlenmiş, konu ile ilgili Ankara 1. asliye hukuk mahkemesinin 1993-544 esas sayılı, Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1995-347 esas sayılı dava dosyaları getirtilmiş, dosya üzerinden toplanan delillere göre bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle bilirkişilerden rapor alınmış, toplanan tüm deliller incelenip değerlendirilmiştir.
Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1993-544 esas sayılı dosyasının incelenmesinden; davacı kurumlar tarafından davalı parti aleyhine muarazanın men'i ve alacak davasının açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonunda delillerin toplanarak davacıların davasının kabulü ile, davalı partinin talimatı ile davacılara ödenmeyerek Ankara 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1993-369/369 sayılı tevdi mahalli kararı ile Türkiye İş Bankasının Başkent Şubesine bloke edilen 1992 yılı hisse senedi gelirlerinin toplamı olan 6.777.582.430.TL'nin nemaları ile birlikte davacı kurumlara ödenmek suretiyle tarafların arasındaki muarazanın giderilmesine, davacı kurumların davasının kabulüne karar verilmekle ATATÜRK'ün vasiyeti kurumlar ile davacı kurumların aynı kurumlar olduğu kabul edilmiş olduğundan davacı k.davalının konusuz kalan davasının reddine karar verildiği, kararın Yargıtay'ca onanarak kesinleştiği,
Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1995-347 esas sayılı dosyasına göre; davalı parti başkanlığı tarafından davalılar hazine dış ticaret müsteşarlığı ve davacı kurumlar aleyhine ATATÜRK'ün 5.9.1938 tarihli vasiyetnamesi uyarınca mülkiyeti partiye verilen İş Bankası hisselerinin mülkiyetinin hazineye, idaresinin devlet bakanlığı genel sekreterliğine devredildiğini ancak 3.7.1992 tarihinde çıkartılan 3821 sayılı yasa ile 2533 sayılı yasanın yürürlükten kaldırılarak partilerin hazineye intikal eden taşınmaz mallarının iade tarihindeki durumlarına ve değerlerine göre para faizsiz olarak, hisse senetlerinin ise hazineye intikal tarihindeki nominal değerlerine göre işlem yapılarak partilere iade edilmesine karar verildiği, yasada süre dolmasına rağmen davalının üzerinde bulunan 2533 sayılı yasa gereği hazineye temsil ve idare yetkisinin cumhurbaşkanlığı genel sekreterliğine aittir ibaresi ile toplam 17982.724 hisse senedini iade etmediği, iadesi gereken hisse senedinin 17982.724 olmasına karşın harç ve masraf hususları ve kısmi davada alınacak hükme idare tarafından uyulacağı düşünülerek fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydı ile 17982.724 adet hissenin şimdilik B tertibinden 50 adet, C 1 tertibinden 500 adedinin müvekkiline iade edilmesini talep ve dava ettiği, mahkemece yapılan yargılama sonunda dava konusu 17982.724 hisse senedinin davacıya iade edilmesine, 208.740.673.431.TL'nin davacı tarafından davalıya ödeninceye kadar bu miktarlarla sınırlı olmak üzere davalı Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlıkça senetler üzerinde hapis hakkı tanınmasına, birleşen Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1995-565 esas sayılı davasının kabulü ile davalıların vasiyetin korunması niteliğinde olması nedeni ile Atatürk hisselerinin banka sermayesi içindeki payını korumak ve büyütmek yönündeki malik paylarına uymaları, vasiyet borçlarını ödemeleri ve sermaye artırımlarına katılmaları yönünde çıkarmış oldukları muarazanın men'ine karar verildiği, kararın Yargıtay'ca onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
Yapılan yargılama sırasında toplanan tüm delillerden, davacı kurumun ATATÜRK'ün vasiyetinde yer alan kurum olduğu, bu durumun daha önceden kesinleşen yargı kararları ile gerçek olup, daha önce taraflar arasında 2.1.1997 tarihli olarak düzenlenen anlaşma ile de kabul edildiği, karşı davacının 2876 sayılı kanunun bazı maddelerinin Anayasaya aykırılığı iddiasının mahkememizce ciddi bulunmayarak reddedildiğinden mahkememizce de davacı kurumun ATATÜRK'ün vasiyetnamesindeki kurum olduğu kabul edilmiş, bilirkişiler raporu ve daha sonra, Türkiye İş Bankası Genel Müdürlüğüne yazılan yazıya verilen cevaba göre davacı kurumun ATATÜRK'ün vasiyetnamesine göre Türkiye İş Bankasındaki 2000 yılı temettü gelirleri dolayısıyla davalıdan 326.615.596.367.TL (neması ile birlikte 1.190.750.359.092.TL) alacaklı olduğu sonuç ve kanısına varıldığından davacı Türk Dil Kurumu tarafından açılan ve takipsiz bırakılan davanın süresinde yenilenmemesi nedeni ile açılmamış sayılmasına, davacı Türk tarih kurumu tarafından açılan davada ve karşı davada, ATATÜRK'ün vasiyetnamesi içeriği de dikkate alınarak tarafların davalarının kısmen kabulü ile kısmen reddine ilişkin aşağıdaki hüküm tesisi uygun görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle;
HÜKÜM:
1- Davacı TDK tarafından davalı aleyhine açılan dava 27.5.2004 günü taraflarca takip edilmemesi nedeni ile aynı tarihte işlemden kaldırılmış olup, süresinde yenilenmediğinden HUMK. nun 409/5. maddesi gereğince davacı TDK tarafından açılan davanın AÇILMAMIŞ SAYILMASINA,
2- Davacı TTK tarafından açılan davanın KISMEN KABULÜ İLE, ATATÜRK'ÜN vasiyeti gereği Türkiye İş Bankasındaki hisseleri nemasından 2000 yılına ait olan 326.615.596.367.TL'nin neması ile birlikte (1.190.750.359.092.TL) davalıdan alınarak davacı Türk Tarih Kurumuna verilmesine, aşan isteğin reddine. (1.093.076.648.TL)
Kararın infazı için Türkiye İş Bankası Genel Müdürlüğüne yazı yazılmasına, kararın bir suretinin gönderilmesine,
3- ATATÜRK'ün vasiyetnamesi gereğine göre davacının bundan böyle Atatürk hisse gelirlerinin CHP talimatı olmadan müvekkili kurum hesabına aktarılması talebinin reddine,
4- Karşı davada:
1-) Karşı davanın netice kısmının 4. maddesindeki karşı davacı talebi asıl davada karara bağlandığından bu istekle ilgili ayrıca karar verilmesine yer olmadığına,
2-) Karşı davadaki davacı (k.davalı) nın diğer taleplerinin reddine,
5- Asıl davada kabul edilen dava değeri (326.615.596.367.TL) üzerinden hesaplanan 17.637.242.203.TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak hazineye irad kaydını,
6- Karşı davada 10.100.000.TL red harcının peşin harçtan mahsubuna, başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
7- Bu dava nedeni ile davacı tarafından posta ve dosya gideri ve bilirkişi ücreti olarak harcaması yapılan toplam 207.000.000.TL'nin taktiren tamamının davalıdan alınarak davacı Türk Tarih Kurumuna verilmesine,
8- Karşı davacı tarafından yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde bırakılmasına.
9- Taraflar kendilerini vekil ile temsil ettirmiş olduklarından asıl davada kabul edilen dava değeri (326.615.596.367.TL) üzerinden hesaplanan 17.464.623.854.TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacı TTK'na, 300.000.000.er TL avukatlık ücretlerinin ayrı ayrı davacı kurumlardan alınarak davalı k.davacıya verilmesine,
10- Karşı davada 300.000.000.TL avukatlık ücretinin davalı k.davacıdan alınarak davacı TTK'na verilmesine,
Yargıtay yolu açık olmak üzere davacı Türk Tarih Kurumu vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı, diğer davacının yokluğunda verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 21.09.2004
Full & Egal Universal Law Academy