(818 S. K. m. 49) (5237 S. K. m. 2, 312) (SUNDAY TIMES - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI)
Dava: Davacı H. Y. A. vekili Avukat M. O. A. tarafından, davalılar A. T. vd. aleyhine 25/11/2002 gününde verilen dilekçe ile yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 28/12/2004 günlü kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili, duruşmasız olarak incelenmesi de davalılar vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne ve karar tarihi itibariyle temyiz edilen miktara göre duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı, Y. Ş. Gazetesinin 17.9.2002 tarihli sayısının ikinci sayfasında yayınlanan Yargıtay 8. Ceza Dairesi Suç İşliyor başlıklı yazıda kişilik haklarına saldırıda bulunulduğundan manevi tazminat isteminde bulunmuş, davalılar yayının eleştiri sınırları içinde kaldığı, matufiyetin gerçekleşmediği, yargı kararının hukuki ve bilimsel olarak eleştirildiğinden davanın reddini savunmuşlar, yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Yayında işlenen ana tema, R. T. E.'ın adli sicil kaydının silinmesi isteminin yetkili ve görevli Diyarbakır 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin reddetmesi üzerine, yapılan itirazın aynı yerin 4 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce kabul edilmesine dair kararın, temyiz incelemesi yapılmasına ilişkin yerleşmiş uygulama dışına çıkılarak ele alınması ve işin aceleye getirilerek iki mahkeme kararından biri olan 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararının yok sayılması ve 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi kararının da onanmasına ilişkin olan yöntem ve sürecin eleştirilmesidir.
Öncelikle, bu eleştirinin yasal sınırlar içinde kalıp kalmadığının, diğer bir anlatımla sınırın aşılıp aşılmadığının irdelenmesi gerekmektedir. Gerçekten eleştiriye neden olan ve dava konusu yayında eleştiri konusu yapılan Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 16.9.2002 gün ve Esas 2002/9675, Karar 2002/8081 sayılı kararında, R. T. E.'ın, TCK.'nun 312. maddesinde yapılan değişiklik sonucu, suçun ortadan kalktığı gerekçesi ile sabıkasının silinmesine ilişkin talebi, TCK.'nun 2. maddesinin uygulanması ve infaz edilmiş bulunan hükmün mahiyetinin değiştirilmesi ile ilgili olması karşısında duruşma yapılarak karar verilmesi gerektiği, ancak dosya üzerinde inceleme yapılarak reddedilmesi, kararın temyiz kabiliyetini ortadan kaldıramayacağı, bu karara karşı yapılan itirazın da temyiz niteliğinde olduğu gözetilmeden itirazen dosyayı inceleyip R. T. E. hakkındaki sabıka kaydının silinmesine ilişkin olarak verilen Diyarbakır 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 6.9.2002 günlü müteferrik kararının hukuki değerden yoksun ve hiçbir sonuç doğurmayan, yok hükmünde olduğu kabul edilerek, 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin 2002/92 değişik iş sayılı kararının incelenmesi sonunda, hüküm infaz edilmiş bulunduğundan Diyarbakır 3 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi kararının onanması biçiminde hüküm kurulmuştur.
Dosyadaki belgelere göre, Diyarbakır 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi, 1.8.2002 tarihinde karar vermiştir. Bu karara itiraz edilmesi üzerine 4 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi, 6.9.2002 tarihinde itirazı kabul etmiştir. Bu karar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gelmiş ve 10.9.2002 tarihli tebliğname ile Yargıtay ilgili daire sine gönderilmiş, Dairede 16.9.2002 tarihinde yukarıda belirtilen hükmü oluşturmuştur.
İşte bunun üzerine, davaya konu edilen, Yargıtay 8. Ceza Dairesi Suç İşliyor başlıklı yazı yayımlanmıştır.
Yazının giriş kısmında, yukarıya alınan tarihler itibariyle izlenen süreç işlenmiştir. Devamında davacının da yer aldığı daire kararı ele alınmış ve 8. Ceza Dairesinin Devlet Güvenlik Mahkemeleri arasındaki hiyerarşiyi dikkate almadığı ifade edilmiştir. Yine yasada yargıcın, her türlü belirsizlik ve hukuki duraksamalar halinde, sanık yararına yol izleyeceği kuralını, dairenin bilmemesi düşünülemez belirlemesi yapılmıştır. Ancak daire bu kararla ilke ve yasayı gözetmemiş, suç işlediğini belirtmiştir. Devamında ise, yargının etkinliği vurgulanmış, ancak bu etkinlik gözetilerek karar verilmesi gerektiği beklentisi dile getirilmiştir.
Sorun, yukarıya özeti alınan karar ve bu karara karşı eleştiri hakkını kullanan basının yayınladığı yazı ile sınırın aşılıp aşılmadığı tartışılmalıdır. Gerçekten ve öncelikle burada eleştiri konusu yapılan, davacı yani kişi mi, yoksa karar mı, hiç kuşkusuz eleştirilen karardır. Ancak, verilen karar özetlendikten sonra, Yargıtay 8. Ceza Dairesi suç işliyor biçimindeki belirleme itibariyle suçun ancak daire tarafından değil, kişilerce işlenebileceği düşünüldüğünde bu eleştirinin kişiye yönelik olduğu düşünülebilir. Şu durumda verilen karar karşısında, kararı veren suç işliyor biçimindeki niteleme, saldırı teşkil edecek midir? Elbette ki, bir yargıcın verdiği karardan dolayı suç işliyor demek yargıcın, hukuk dışına çıktığı diğer bir anlatımla, yasa ve hukukun ön gördüğü biçimde değil, somut olaydaki gibi karar verdiği, böylece kusurlu olduğu sonucu çıkarılabilir. Şu durumda verilen kararın, hukuka ne denli uygun olup olmadığı, diğer bir ifade ile kararda bir özensizliğin bulunup bulunmadığı irdelenmelidir.
Yukarıda alınan karar özetinden ve kararın ilgilinin müracaatından itibaren izlenen yön ve yöntem gözetildiğinde, normal uygulama sürecinin dışına çıkıldığı gözlemlenmektedir. Kararın kısa sürede savcılığa getirilmesi, savcılıktan daireye ve karara bağlanması, olağanın dışında bir sürecin dendiğini göstermektedir. Kararın içeriğinde ise, usul kurallarına uyulmadan bir sonuca varıldığı belirtilmektedir. Elbette ki bu bir gerekçeye dayandırılmıştır. Ancak bu gerekçenin mevcut yasanın açık hükmüne uygun olup olmadığı tartışmalıdır. İşte bu denli tartışmalı bir konuda karar verilmesi durumunda kararın da tartışılabileceği ve eleştirilebileceği de kabul edilmelidir. Yazıda yer alan Yargıtay 8. Ceza Dairesi suç işliyor nitelemesini, yazının bütünü içinde değerlendirmek gerekir. Salt sözcük dizisini almak ve yazıyı bütünden ayırmak suretiyle sonuca varmak doğruyu bulmamızda güçlükler yaratır.
Kaldı ki; dava konusu yazı, bir eleştiri yazısıdır. Eleştirilen bir yargı kararı da olabilir. Yargı kararları eleştirilemez diye bir kural da yoktur. Demokratik bir toplumda ve hukukun üstünlüğünü kabul eden bir devlette, hiçbir kurum ve kişi eleştiri dışında kalamaz, yeter ki bu eleştiri yapılırken, özle biçim arasındaki denge korunmuş olsun ve eleştiride kamu yararı öncelikle gözönünde tutulmuş bulunsun. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir kararında mahkemelerin bir boşlukta çalışmadığı kabul gören bir olgudur. Mahkemeler uyuşmazlıkların çözülmesi için birer form işleri görmekte ise de
.. uyuşmazlık konusu olayların başka yerlerde tartışılmayacağı sonucu çıkarılamaz Ayrıca, kitle yayın organları, yargının düzgün işleyişinin gereklerinin belirlediği sınırları aşmamak suretiyle kamu yararını ilgilendiren, başka alanlarda olduğu gibi mahkemelerin gördüğü davalar konusunda da bilgi vermek ve fikirleri yaymak görevleridir. Sadece medyanın bu tür bilgi ve fikir yayma görevi yoktur. Halkın da bunlara ulaşma hakkı vardır. (Sunday Times Birleşik Krallık davası-1979). biçimindeki ilkeleri belirlenmiştir.
Somut olayda, siyasi bir kişinin siyasette yer alıp almayacağı süreci tartışılmaktadır. Böyle bir olay toplumu yakından ilgilendirmekte ve toplum için önem de taşımaktadır. Böyle bir konu ile ilgili davanın çözüme kavuşturulmasında, kamunun üstün yararı da gözetilerek, tüm uygulama ve izlenecek sürecin özenle ve titizlikle göz önünde tutulması gerekir. Her türlü tartışmaya olanak sağlayacak yön ve yöntemlerden sakınılmalıdır. Küçük bir yöntem hatasının tartışmaları beraberinde getireceği de gözden uzak tutulmamalıdır.
Belirtilen nedenlerle, yayındaki eleştiri kararda izlenen yöntem ve kararın içeriği ile ilgilidir. Bu bakımdan yayının eleştiri sınırları içinde kaldığı hukuka aykırı olmadığı ve böylece kişilik haklarına yapılmış bir saldırı bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabul kararı verilmiş bulunması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 06.10.2005 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy