(2709 S. K. m. 1, 2, 3, 4) (818 S. K. m. 47)
Davacı, vekili Avukat A.Ö. tarafından, davalı O. Ö. aleyhine 24.2.2004 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 23.12.2004 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin akademik kariyeri ile ilgili geniş açıklamalarda bulunduktan sonra halen Başbakanlık Müsteşarı olarak görevine devam ettiğini, davalının 2.1.2004 tarihinde bir televizyon kanalında ana haber bülteninde programa canlı yayın konuğu olarak katıldığını ve yaptığı konuşmada müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda bulunduğunu, müvekkilinin 1995 yılında yaptığı bir konuşmanın gerekçe gösterildiğini ve sanki 1995 yılında değil de yeni konuşuyormuş gibi ifadeler kullanıldığını, müvekkilinin Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmak gibi bir fikir ve davranışı bulunmadığını Şeyhülislam da olmadığını, fetva vermesinin söz konusu edilemeyeceğini, Cumhuriyet devrini tamamlamıştır gibi bir ifadeyi hiçbir zaman kullanmadığını, devlet önemli değildir demediğini, Cumhuriyetin İslamlaştırılması gibi bir söyleminin de olmadığını, davalının sözleri sebebiyle derin üzüntü duyduğunu, çevresinde küçük düşürüldüğünü ileri sürmüştür.
Davalı ise, 1995 yılında yaptığı konuşmada söylediği sözler nedeniyle davacıyı eleştirdiğini, davacının bugün değiştiğini ileri sürmediğini, Cumhuriyet'in nimetlerinden yararlanarak buraya gelmiş bir kişinin Cumhuriyet'e ömür biçmesinin doğru olmadığını, Şeyhülislam'a benzetilmesinin kişiyi küçültücü nitelik taşımadığını, davanın haksız ve yersiz olduğunu savunmuştur.
Mahkemece Davalının eylemi, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğundan ve ortada bir hukuka uygunluk nedeni bulunmadığından davalının manevi tazminat sorumluluğun doğduğu kabul edilmiştir.
Davalının delilleri arasında bulunan ve dosyaya ibraz edilen, Bilgi ve Hikmet Dergisi'nin 1995 yılında basılan 12. sayısının 3 ile 7. sayfalarında davacının 21. yüzyıla girerken Dünya ve Türkiye Gündeminde İslam konulu sempozyumda yaptığı konuşmanın yayımlandığı görülmektedir. Davacı bu konuşmasında Yine başlangıçta kurulurken ortaya atılan Cumhuriyet ilkesinin de zayıfladığını ve işlevini kaybettiğini görüyoruz. Halk için ve halk adına yönetim diye tarif edilen Cumhuriyet kavramının aslında artık bizim için çok fazla bir mana ifade etmediğini söylememiz de mümkündür... Türkiye'de Cumhuriyet İlkesi'nin yerini katılımcı bir yönteme devretmesi gerektiği ve nihayet laiklik ilkesinin yerinin İslam'la bütünleşmesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum. Böylece Türkiye Cumhuriyeti'nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin Laiklik, Cumhuriyet ve Milliyetçilik gibi bir çok ilkenin yerini daha çok katılımcı daha adem-i merkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi sorumluluğu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum biçiminde açıklamalarda bulunmuştur.
Davacının, Başbakanlık müsteşarı olmasından sonra, daha önceki yıllarda yaptığı bu konuşma gündeme gelmiş ve çeşitli kademelerde eleştiri konusu olmuştur. Dosya içindeki bilgi ve belgelerden CHP Başkan Vekili'nin davacının bildirisini TBMM'de konu ettiği ve eleştirdiği, Ankara Üniversitesi Senatosu'nun 30.12.2003 tarihli kınama yazısı yayınladığı, davacının da 1995 yılında söylediği sözlerin geçen dokuz yılda yaşanan gelişmelerle doğrulandığını ifade ettiği anlaşılmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 1. maddesine göre Türkiye Devleti Bir Cumhuriyettir 2. maddesine göre ise Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliği'ne bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir 4. maddesine göre de Anayasa'nın 1. maddesindeki devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2. maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
Yukarıda açıklandığı gibi davacı, 1995 yılında bir sempozyumda yaptığı konuşmasında Cumhuriyet ve laiklik ilkelerinin yerini İslam'la bütünleşmeye terk etmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Davacının, ileri Sürdüğü bu görüşleri Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda yer alan değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez nitelikteki hükümleri ile bağdaşmamaktadır. Davalı da dava konusu konuşmasında davacının bu fikirlerini eleştirmiş ve davarının Şeyhülislam gibi fetvalar verdiğini ileri sürmüştür. Davacı Anayasa ile bağdaşmayan görüşler savunduğuna göre eleştirilere de katlanmak durumundadır. Davalının davacı ile ilgili olarak söylediği sözler bu açıdan değerlendirildiğinde eleştiri kapsamında kalmakta olup düşünce açıklaması niteliğindedir. Bu nedenle hukuka aykırılıktan söz edilemez. Şu durumda davanın tümden reddi gerekirken kısmen kabul edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle Bozulmasına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 13.03.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy