(818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı Hamdi Yaver Aktan vekili Avukat M. Oktar Aykut tarafından, davalılar Türkiye Gazetesi-İhlas Holding A.Ş. ve diğerleri aleyhine 6.11.2002 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 31.12.2004 günlü kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne ve karar tarihi itibariyle miktar yönünden duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: 1- Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı Türkiye Gazetesinin 17.9.2002 tarihli sayısının 1. sayfasında Demokrasi bir darbe daha yedi, 11. sayfasında ise siyasi davaya hukuki kılıf giydirildi başlıklı yayınlarda kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu belirterek manevi tazminat talep etmiş, yerel mahkemece matufiyetin gerçekleşmediği ve yayının eleştiri nitelikli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Halkı din ve ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik etmekten hükümlü Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın adli sicil kaydının silinmesi talebinin reddine dair Diyarbakır 3 Nolu DGM'den verilen 1.8.2002 gün ve 2002.36 E., 2002.69 Karar sayılı hükmüne karşı yapılan itiraz üzerine Diyarbakır 4 Nolu DGM'ce yapılan inceleme sonunda; 3 Nolu DGM'nin ret kararının kaldırılmasına ve adli sicildeki mahkumiyet kaydının silinmesine ilişkin 6.9.2002 gün ve 2002.159 müt. karar sayılı hükmüne ilişkin evrakın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile 10.9.2002 günü Yargıtay 8. Ceza Dairesine gönderilmesi üzerine dairece inceleme yapılmıştır. 8. Ceza Dairesi 16.9.2002 tarihli kararında Diyarbakır 3 Nolu DGM'nin 1.8.2002 tarihli adli sicil kaydının silinmesine ilişkin talebin reddine dair karara karşı yapılan itirazın temyiz niteliğinde olduğu, itirazen dosyayı inceleyerek Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki sabıka kaydının silinmesine ilişkin Diyarbakır 4 Nolu DGM'nin 6.9.2002 tarihli kararının hukuki değerden yoksun ve hiçbir sonuç doğurmayan yok hükmünde olduğu kabul edilerek, talebin reddine ilişkin 1.8.2002 tarihli Diyarbakır 3 Nolu DGM kararının onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesinin bu kararından hemen sonra yayınlanan dava konusu yazıda, demokrasinin bir darbe daha yediği, Ak Partinin tek başına iktidarını engellemek için hukuka kılıf giydirilmek istendiği, siyasi davaya hukuki kılıf giydirildiği, Yargıtay kararının hukukun siyasallaştığını gösterdiği, yargının politize olduğu, 8. Ceza Dairesinin henüz önüne gelmemiş bir dosya üzerinden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının hazırladığı tebliğname ile karar verdiği ve kararın onandığı, bu kararın usulsüz, hukuka aykırı ve yanlış olduğu belirtilmiştir.
Yayın tarihi ve yayın içinde kararı veren Yargıtay 8. Ceza Dairesinin adının geçmiş olması ve yayına konu kararda davacının imzasının bulunması nedeniyle matufiyet gerçekleşmiştir. Yayında, dosyanın daireye gelmeden karar verildiği iddiasında bulunulmuş olup bu iddia yargı açısından ciddi bir suçlamadır. Ayrıca kararın siyasi düşüncelerle verildiği, yargının politize olduğu, siyasi davaya hukuki kılıf giydirildiği şeklindeki nitelemeler yüksek mahkeme üyesi olan davacının kişilik haklarına saldırı nitelikli olup manevi tazminatın koşulları gerçekleşmiştir. Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilmeksizin davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
2- Dava dilekçesinde davalı olarak Türkiye Gazetesi İhlas Holding A.Ş. gösterilmiştir. İhlas Holding A.Ş. vekili tarafından husumet itirazında bulunulmuş ve gazetenin imtiyaz sahibinin İhlas Gazetecilik A.Ş. olduğu savunulmuştur. Yerel mahkemece dava dilekçesindeki bu belirleme temsilcide hata olarak kabul edilmiş ve davacı tarafa dava dilekçesinin gazete künyesinde belirtildiği gibi İhlas Gazetecilik A.Ş'ne tebliği için süre verilmiştir. Dava dilekçesinin tebliği üzerine İhlas Gazetecilik A.Ş. vekili davaya cevap vermiştir. Yerel mahkemece bu şekilde davalı tarafın kimliğindeki hata temsilcide hata olarak kabul edilerek yapılan usuli işlemlerle İhlas Gazetecilik A.Ş.'nin davada taraf olduğu kabul edilmesine rağmen İhlas Holding A.Ş. hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir. Yargılama sırasında yapılan tebligat ile İhlas Gazetecilik A.Ş. davanın tarafı olduğundan hükmedilen tazminat ile onunda sorumlu tutulması gerekir. Yerel mahkemece açıklanan yönlerin gözetilmemiş olması nedeniyle de karar bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın 1 ve 2 sayılı bentlerde açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 06.10.2005 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Bilal Kartal Mustafa Kıcalıoğlu Mehmet Uyumaz Mahmut Bilgen Kamil Kancabaş
Dava, davalı Bülent Arınç'ın, 17.9.2002 günlü basına yaptığı açıklamanın gazetede yayınlanması üzerine kişilik değerlerine saldırıldığı nedenine dayandırılmıştır.
Dava konusu yayın, Recep Tayyip Erdoğan'ın hükümlülüğüne dair olan kararın infaz edilmesinden sonra suç teşkil eden eylemle ilgili olarak yasada değişiklik yapılmış, bunun üzerine Recep Tayyip Erdoğan, hükümlülüğünün adli sicilden silinmesi için ilgili mahkemede talepte bulunmuştur. Diyarbakır 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi istemi reddetmiştir. Bu karara karşı aynı yerdeki 4 nolu mahkemeye itiraz edilmiştir. 4 nolu mahkeme ise, ret kararını kaldırmış ve adli sicildeki yasaklılığın kaldırılmasına 6.9.2002 gününde karar vermiştir. Bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 10.9.2002 günlü tebliğname ile bozma isteminde bulunmuş, davacının da yer aldığı Yargıtay 8. Ceza Dairesince, 16.9.2002 günlü kararla, 4 nolu mahkeme kararının doğru olmadığı, bu kararın yok hükmünde bulunduğu 3 nolu mahkemenin ise, incelemeyi aslında duruşmalı yapması gerektiği ancak, cezanın infaz edilmiş olması itibariyle, duruşmasız olarak verilen kararın onanması biçiminde hüküm kurmuştur.
İşte bu kararın verilmesinden sonra, 17.9.2002 gününde, davalı Bülent Arınç tarafından şu açıklama yapılmıştır:
Siyasi davaya hukuki kılıf giydirildi başlığı altında; AK Parti Grup Başkanı Bülent Arınç Yargıtay'ın kararını, usul hukuku açısından yanlış bulduğunu kaydetti. Arınç, AK Parti'nin tek başına iktidarını engellemek için, hukuka kılıf giydirilmek istendiğine işaret ederek, Siyasi bir davaya hukuk kılıfı giydiriliyor. Yargıtay kararı göstermiştir ki hukuk siyasallaşıyor. Yargı politize oluyor diye konuştu. Arınç, Yargıtay 8. Ağır Ceza Dairesi, henüz önüne gelmemiş bir dosya üzerinden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun hazırladığı tebliğname üzerinden karar verdi ve Diyarbakır 3 Nolu DGM'nin kararını onadı. Bu usulsüzdür. Hukuka aykırı ve yanlıştır dedi.
Gerçekten, yayının başlığından da anlaşılacağı üzere, yasağın silinmesini isteyen kişi, siyasi bir kişidir ve olay tarihinde bir partinin genel başkanıdır. Hükümlülüğüne neden olan olay da siyasi bir nedenden kaynaklanmaktadır. Talepte bulunan kişi siyasi, olay siyasi, açıklamayı yapan davalı siyasi bir kişi, yargılamayı yapan mahkemede bu tür suçları yargılamakla görevli kılınmış olması itibariyle, siyasi nitelikli olgularla ilgili bir dava olduğu tartışmasızdır. Ne var ki, uyuşmazlığın çözümü siyasi ortamda değil, yargıda ve hukuk kurallarına göre çözümlenmesi gerekmektedir. Tabiiki yargı ve yargıç siyasi bir düşünce ile hareket etmeyecek ve böyle bir yöntemi de izlemeyecektir. Bu belirleme ve özlem, kişi için en önemli güvencedir.
İşte davalı Bülent Arınç, bu güvencenin zedelendiği düşüncesi ile açıklamada bulunmaktadır. Nedenini de önüne gelmeyen bir dosyanın kararını görüştüğünü ve siyasi davaya hukuki kılıf giydirildiğini belirtiyor. Gerçekten, 3 nolu mahkemenin duruşma yapması gerektiği, yasanın öngördüğü bir husustur.
İşte böyle bir kararın verildiği gün ve ortam, izlenen yöntem ve karardaki ilgili kişi ve kişilerin hakları, birlikte değerlendirildiğinde karara siyasi kılıf giydirildi biçiminde bir değerlendirme yapılması bir düşünce açıklaması olarak kabul edilmelidir. Tümüyle ve tarafı ile siyasi olan bir olayda, kararın pür hukuk taşıdığının iddia edilmesi kolay, ancak bunun kanıtı ve inandırıcılığı çok zordur. Bu denli karmaşık olan, hukuk ile siyasetin iç içe girdiği bir olayda net ve ayırıcı bir çizgi çizmek son derece güçlük taşıyan bir durumdur.
İşte tüm bu olgular göz önünde tutularak, davalı Bülent Arınç'ın karardaki süreçten ve maddi olgulardan hareketle değerlendirmelerde bulunması, hem bir yurttaş ve hem de görevinin bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Olguların doğruluğu açıktır. Örneğin kararın duruşmasız verilmiş olmasına karşın bu yanlışlığın göz önünde tutulmamış olması kararın alışılmışın dışında süratle yerel mahkemeden getirtilip incelemeye alınması böyle bir değerlendirme yapılması olgusunu beraberinde getirmektedir. İşte bunun üzerine davalı değer yargısında bulunmuştur. Değer yargısı, bir düşünce ve kanaat açıklamasıdır. Davalı hiçbir neden yokken bir açıklamada bulunmamıştır. Yukarıda da açıklandığı üzere, bu maddi olaylara dayanarak değerlendirme yapmıştır. Maddi olaylarla, değer yargılarının birbirinden özenle ayrılması zorunludur. Maddi olayların kanıtı, her zaman olasıdır. Nitekim, eldeki davada maddi olaylarla ilgili bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır. Sorun, davalının değer yargısındaki ifadelerin doğru olup-olmadığından kaynaklanmaktadır. Bir takım maddi olaylardan hareketle, değer yargılarına ilişkin ifadeler, düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir. İfade özgürlüğü, demokratik toplumun temel taşlarından ve kişinin ilerleyip gelişmesi için gerekli ve zorunlu koşullardan biri hatta en önemlisidir. Düşünce ve ifade özgürlüğü, olumluyu değil, olumsuzu da içerebilir. İncitici, aykırı ve endişe yaratıcı da olabilir. Çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Aksi halde, toplumun demokratikleşmesinden ve değilse bu düzeyi yakalamasından söz edilemez.
Açıklanan bu hususlar göz önünde tutulduğunda, yerel mahkeme kararının doğru olduğu, davanın reddi gerektiği düşüncesi ile çoğunluğun bozma nedenlerine katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy