(4721 S. K. m. 1007)
Dava: Taraflar arasındaki MK. nun 1007'ye dayalı tazminat davasından dolayı yerel mahkemece verilen gün ve sayısı yukarıda yazılı kararın; Dairemizin 10/11/2004 gün ve 2004/4777-2004/13018 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmiştir. Süresi içinde davalı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla HUMK'nun 440-442. maddeleri uyarınca tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Davacı, dava konusu taşınmazları tapu siciline güvenerek satın aldığını, daha sonra üzerine bina yapmak ve ağaç dikmek suretiyle kullandığını ancak daha sonra Hazine tarafından açılan Tapu İptali ve Tescil ve kal davası sonucunda tapu kayıtlarının iptal edildiğini ve yerin daha önceki gibi meraya dönüştürüldüğünü, taşınmazlar üzerindeki muhtesatların kal'ine karar verildiğini bu nedenle arsa ve muhtesat bedellerinin hüküm altına alınmasını istemiştir. Yerel mahkemece dava kabul edilmiş, karar davalı tarafından temyiz edilmiş, dairece onama kararı verilmesi üzerine yine davalı tarafından kararın düzeltilmesi istenmiştir.
Dosyadaki kanıtlara göre dava konusu yerlerin 1954 yılında yapılan kadastro tesbiti sırasında mera olarak sınırlandırıldığı 31.12.1976 tarihli sahte mahkeme ilamına dayanılarak tamamının senetsizden Şah İsmail Gür adına tapuya tescil olduğu ve tapuda ifraz yapılarak üçüncü kişilere satıldığı; davacının da satın alanlar arasında bulunduğu anlaşılmaktadır. Sonradan durumun anlaşılması üzerine hazine tarafından tapu iptali ve tescil davası açılmış dava konusu yerler mera olarak sınırlandırılmış bu karar 17.07.1996 tarihinde kesinleşmiş, yine hazine tarafından davacı aleyhine Tapu İptali ve tescil ve kal davası açılmış; bu davada da taşınmazların mer'a olarak sınırlandırılmasına, davacı tarafından oluşturulan muhtesatın kal'i ile taşınmazların eski hale getirilmesine karar verilmiştir. İşte bundan sonra davacı eldeki bu dava ile tapu kütüğüne güven ilkesi gereğince ve Medeni Yasanın 1007 (eski 917) maddesi gereğince arsa bedeli ile oluşturulan muhtesatın bedelini istemiştir.
Yukarıda da açıklandığı üzere; dava konusu yerlerin öncesi meradır. Bu husus yapılan kadastro çalışması sırasında belirlenmiş ve kesinleşerek bu şekilde sınırlandırma yapılmıştır. Esasen bu konuda da taraflar arasında da bir uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken Medeni Yasa'nın 1007. maddesinde tapu sicilinin tutulmasından doğacak zararlardan devletin sorumluluğu kabul edilmiştir. Bu kusursuz sorumluluk hallerindedir. Bunun anlamı, zarar görenin davalının kusurunu kanıtlamak zorunda olmaması sonucunu doğurur. Ancak sorumluluk için aranan diğer koşulların; bu bağlamda hukuka aykırı eylem ile zarar arasındaki uygun illiyet bağının kanıtlanması zorunludur.
Somut olaydaki kayıt tamamen gerçek dışıdır. Diğer bir anlatımla hiçbir hükme ve hukuki nedene dayanmamaktadır. Hatta tapuya tescil edilmemesi, diğer bir anlatımla özel mülkiyete konu olmayacak bir yerle ilgilidir. Hiç tapuya bağlanmaması ve özel mülkiyete konu olamayacak yerle ilgili olarak alınan sahte ilamla tapuya tescil edilmesi durumunda o yerin özel mülkiyete konu olabilecek yerlerden olması sonucunu doğurmaz. Buna karşın mer'a olan yerin sahte kayıtla özel mülkiyete konu olabilecek nitelikte yerlerdenmiş gibi kaydedilmesi de üçüncü kişi konumundaki Şah İsmail Gür'ün eyleminden kaynaklanmaktadır. Şah İsmail Gür'ün bu ağır kusuru uygun illiyet bağını kesmektedir. Bunun içindir ki kusursuz sorumluluğu ortadan kaldıran koşullardan biri gerçekleşmiş bulunmaktadır. Bu hususları gözeten mahkeme dava konusu yer üzerindeki yapı ve ağaçların yıkımına karar vermiştir. Böylece davacının yerdeki tapu kaydının bir hukuki dayanağı bulunmadığı; hukuki sonuç doğuracak bir nitelik taşımadığı, kullanımının da hukuka aykırı olduğu anlaşılmıştır. Böyle bir durumda davacının iyi niyetinden de söz edilemez. Davacı olsa olsa taşınmazları satın aldığı kişinin kendisine ayıplı mal satmasından ve böylece nedensiz zenginleşmesine dayanarak istemde bulunabilir.
Şu hali ile davanın açıklanan nedenle reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Bu itibarla davalının karar düzeltme isteminin kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: HUMK' nun 440 ve 442.maddeleri uyarınca karar düzeltme isteminin kabulüne, dairemizin onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA 21.06.2005 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, MK. nun 1007 maddesine dayalı olarak açılmış tazminat davasıdır.
Dava konusu taşınmazların evvelce 3419 parsel numarası ile mera olarak sınırlandırıldığı, bilahare sahte olarak hazırlanan Elazığ 1 Asliye Hukuk Mahkemesinin 1976/69 Esas 1976/902 Karar sayılı kararına dayanarak dava dışı Şah İsmail Gür adına susuz tarla olarak tapuya tescil edildiği, 17.4.1979 tarihinde Belediye onayı da alınmak suretiyle, imar planına göre ifraz edilerek ve vasfının da arsa olarak değiştirilip, bazı bölümlerinin yol olarak kalan bölümünün de 37 parsel halinde arsa olarak tapuya kaydedildiği, bu arsaların değişik tarihlerde değişik kişilere satıldığı ve satın alan kişiler tarafından da üzerlerine ev yapılıp ağaç dikildiği dosya kapsamı ile sabittir.
Şah İsmail Gür adına yapılan tescile konu mahkeme kararının sahte olduğunun anlaşılması üzerine hazinenin açtığı tapu iptali ve tescil davaları kabul edilerek tapuların iptaline ve anılan parsellerin mera olarak sınırlandırılmasına, üzerindeki ev ve ağaçlarında kal'ine karar verilmiş ve bu kararlar kesinleşmiştir.
Meraların özel mülkiyete konu olamayacağı ve alınan sahte mahkeme kararıyla tapuya tescil edilmesi neticesinde iyi niyetle satın alan 3. kişiler yönünden de mülkiyet hakkının kazanılmasına olanak vermeyeceği tarafımızdan da kabul edilmektedir. Esasen bu husus açılmış ve sonuçlandırılmış olan tapu iptali ve tescil davasında tartışılmış ve tapu iptal edilerek sonuca bağlanmıştır.
Eldeki bu davada uyuşmazlık davacının bu olay nedeniyle uğradığı zararın tazmin edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. MK. nun 1007. maddesi (Eski Yasanın 917 maddesi) ile tapu sicilinin tutulmasından doğacak zararlardan devletin sorumlu olacağı kabul edilmiştir. Gerek doktrinde gerekse yargısal uygulamalarda bu sorumluluğun kusursuz sorumluluk olduğu kabul edilmektedir. Evvelce mera olarak sınırlandırılan taşınmazı sahte bir mahkeme ilamına dayanarak arsa olarak tapuya tescil edilmesi ve bilahare ifraz edilerek 37 ayrı parsel numarası verilmesi tapu kütüğünün tutulması işlemidir. Davacı da tapu siciline güvenerek bu arsalardan bir tanesini satın almıştır. Somut olayda davacının kötü niyetli olduğu iddia ve ispat edilmemiştir. Davacı iyi niyetlidir, taşınmaz orman ya da kumluk gibi kişilerin gözle görerek vasfını tayin edebilecekleri bir taşınmazda değildir.
Bu taşınmazın Şah İsmail Gür adına tesciline esas alınan mahkeme kararının sahte olması davalı hazine yönünden başlı başına illiyet bağını kesen bir unsur olarak değerlendirilemez. Şu duruma göre tapu kütüğüne güvenerek arsa satın alan davacının, bu arsa üzerine iyi niyetle yaptığı yapı ve ağaçların bedelinden oluşan zararın davalı hazine tarafından karşılanması MK. nun 1007. maddesinin açık hükmünün gereğidir. Bu nedenle davacının karar düzeltme isteminin kabulü ile dairemizin onama kararının kaldırılarak yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle daire çoğunluğunun ret gerekçesine katılamıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy