(2709 S. K. m. 28) (5680 S. K. m. 16, 17) (4721 S. K. m. 24) (818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı K. vekili Avukat Y. ile Avukat H. tarafından, davalılar M. AŞ. ve diğerleri aleyhine 11/02/2004 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece istemin kısmen kabulüne dair verilen 30/12/2004 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili, duruşmasız olarak incelenmesi de davalılar vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 27/06/2006 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat H. ile karşı taraftan davalılar vekili Avukat E. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: 1-Dava yayın yoluyla kişilik haklarına saldın nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı, Maliye Bakanı Baltalimanı'nı top sanıyor başlıklı yazı ile kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürerek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalılar ise gazetenin künyesinde M. AŞ adına A yazılı ise de ana sözleşmede yapılan değişiklikle 31/12/2003' den itibaren gazete sahibinin D. AŞ olarak değişmiştir, Aya mükerrer husumet yöneltilmeyeceğini, dava dilekçesinde açıklandığı biçimde bir cümle kullanılmadığını, Hoş sözcüğünün beğenilen, duyguları okşayan zevk veren anlamına gelip saldın oluşturmadığını, A hükümeti ile İ. Üniversitesi arasındaki çekişme nedeniyle böyle bir yerin belirli kesimlerce kullanılmaması gerekçesiyle Baltalimanı'nı İ. Üniversitesi'nden isteyen davacının verin topumu diyen çocuğa benzetildiğini, politikacı olan davacının eleştirildiğini, hukuka uygunluk nedenleri bulunduğundan istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlar; mahkemece, dava konusu yazıda geçen ve davacıyı hedef alan sözlerin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu benimsenerek istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar taraflarca temyiz edilmiştir.
Anayasa'nın 28. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğünün özel hukuk alanındaki sınırlaması, MK 24 ve BK 49. maddeleridir. Basının haber verme görevini yerine getirirken kullanacağı bu hakkın özel hukuk alanındaki sınırı; gerçeklik, güncellik, kamu yararı ve toplumsal ilgi, konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık kuralları ile belirlenmiştir. Haber verme hakkı bu sınırlar içinde kullanıldığı sürece hukuka uygundur. Böyle bir sonuca varılırken diğer olguların yanında ve özellikle kamu yararına yönelik basın açıklamaları bakımından kişilerin toplum içindeki konumları önem taşımaktadır. Eğer kişi, anonim kişilerden değil de konumu ve işinin bir sonucu olarak kamu oyunun dikkatini çekiyorsa, basının onun hakkında normal kişilerden farklı ve bu kişinin konumuna uygun olacak biçimde açıklamalar yapması doğaldır. Eğer kişi toplumun kendisine verdiği önemi yadsıyan bir davranışa girmiş ise basının bu davranışını eleştirmesinde kamu yararı bulunmaktadır. Bu halde haber ya da eleştiri hukuka uygun hale gelir. Eleştiri belirli bir davranış, olay, kişi ve eser konusunda yorumları içerir. Siyasal eleştiri ve değerlendirmelerde aynı çerçevede düşünülür. Özellikle toplumun her an göz önünde olan siyasal kişileri gerektiğinde eleştirmek basının görevidir. Basında yayın konusu yapılan haber objektif oldukça, doğru olaylara dayandıkça ve doğru amaca yönelik bulundukça eleştiri sert, kırıcı ve kişiyi küçük düşürücü olabilir.
Böyle durumlarda hukuka aykırılık ortadan kalkmaktadır.
Dava konusu edilen yazı ile yukarıdaki ilkeler birlikte değerlendirildiğinde hukuka aykırılık unsurunun gerçekleşmediği, anlatılan fıkrada yer alan sözcükler ve özellikle davacı hakkında yazıldığı ileri sürülerek dava konusu edilen Al ulan, git, baltalimanını...! biçimindeki sözcüklerin davacı için hiç kullanılmadığı, benzetmenin top sahibi çocuk ile sınırlı tutulduğu, yukarıda geçen dava konusu cümlenin davacı yönünden tekrarlanmadığı, yazının diğer bölümlerinde de davacının kişilik haklarına saldırı oluşturabilecek başka bir nitelemeye rastlanmadığı görülmektedir. Şu durumda, davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulmadığı benimsenerek istemin tümden reddedilmemiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
2-Yayın gününde yürürlükte bulunan 5680 sayılı Basın Yasası'nın 16. maddesinde mevkutelerde işlenen suçlarda kimlerin ceza yönünden sorumlu tutulacakları ve 17. maddesinde de hukuki sorumluluğun kime ait olacağı açıkça gösterilmiştir. Sözü edilen maddelerin hükümleri birlikte incelendiğinden basın yoluyla işlenen haksız eylemlerden doğan maddi ve manevi zararlardan dolayı mevkutelerde yazıyı yazanla birlikte, sorumlu müdürünün ve sahibinin müteselsilen sorumlu oldukları anlaşılmaktadır. Kişilik haklarına saldırı oluşturan gazetenin künyesinde sahibinin M. AŞ adına A. Olduğu anlaşılmaktadır. Hakkında sorumluluk kararı verilen D. AŞ'ni temsilen D. Y. AŞ adına A. yayın gününde gazetenin sahibi olmadığından yapılan yayından dolayı sorumluluğu bulunmadığı gözetilerek hakkındaki istemin reddedilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda (1) sayılı bentte gösterilen nedenlerle davalılar M. AŞ adına sahibi A., E. ve H. yararına, (2) sayılı bentte gösterilen nedenlerle davalılardan D. AŞ'ni temsilen D. Y. AŞ adına A. yararına BOZULMASINA; bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalılar yararına takdir olunan 450,00 YTL duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ve davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 27.06.2006 gününde oyçokluğu ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy