(2489 S. K. m. 1)
Dava: Davacı Müşkünaz Erenler ve diğerleri vekili Avukat Selma İpek tarafından, davalı TZDK A.Ş. vd. aleyhine 28.6.2002 gününde verilen dilekçe ile ve birleşen davalarda alacak ve tasfiye istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; kefalet sandığının fesih ve tasfiyesine dair verilen 13.7.2004 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili ile davalılardan Sümer Holding A.Ş. vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davalının diğer temyizi ile davacıların temyiz itirazına gelince; dava, kefalet sandığının fesih ve tasfiyesi ile alacak istemine ilişkindir. Davacıların çeşitli tarihlerde Türkiye Zirai Donatım Kurumunda kamu görevlisi olarak görev yaptıkları, bu görevleri sebebiyle aylıklarından yasa ve yönetmelik gereği kefalet sandığına para kesildiği, kesintilerin banka hesaplarında toplandığı, kamu kurumunun özelleştirildiği, kefalet sandığının tüzel kişiliği bulunmadığı, ilgili yasa ve yönetmelikte sandığın tasfiyesi hakkında hüküm de bulunmadığı, bu itibarla tasfiyenin adi şirket hükümlerine göre yapılması gerektiği anlaşılmaktadır.
Davacılar dava dilekçelerinde; kefalet sandığı hesabında biriken paraların hak sahiplerine ödenmesi için her davacının alacağının belirlenerek davacılara ödenmesini de istemişlerdir. Mahkemece; kefalet sandığının fesih ve tasfiyesine karar verilmiş, davacıların alacak istemleri ise reddedilmiştir.
Uyuşmazlıkta uygulanması gereken Adi şirket hukuku hükümleri itibariyle; tasfiyenin ortaklar tarafından yapılamaması ve davacıların tasfiyede anlaşamaması nedeniyle bu davanın açıldığı, bu nedenle tasfiyenin mahkemece yapılması gerektiği, sadece fesih ve tasfiyeye karar verilmesinin yetersiz olduğu, tasfiye memuru atanması suretiyle tasfiyeye karar verilmesi durumunda dahi tasfiyenin biçimi belirsiz kaldığından hukuki yetersizlik bulunduğu, bu bağlamda mahkemenin kurduğu hükmün uyuşmazlığı çözer nitelik taşımadığı anlaşılmaktadır.
Şu durum karşısında; bilirkişi aracılığı ile davacıların (ve dava dışı başka kişilerin) aylıklarından kesinti yapılarak oluşan para halindeki malvarlığının miktarı ile her bir davacının aylığından kesinti yapılması gereken o kamu görevinde bulunduğu süreler ve kesinti miktarları kefalet sandığı kayıtlarından belirlenerek, özelleştirme işleminin sonucu olarak kefalet sandığının sona ermesi nedeniyle kefalet sandığının malvarlığından her bir davacının isteyebileceği tasfiye paylarının 2489 sayılı Kefalet Yasası ve Kefalet Sandığı Yönetmeliğinin hükümleri de gözetilerek davacılara ödenmesine biçiminde hüküm kurularak adi şirket hukuku hükümlerine uygun olarak tasfiyeye karar verilmesi gerekirken; mahkemece tasfiye biçimi yönünden yetersiz ve tereddüt oluşturacak nitelikte karar verilmesi ve davacıların alacak istemlerinin reddedilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda 2 sayılı bentte açıklanan nedenlerle taraflar yararına BOZULMASINA, davalının diğer temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddine ve temyiz eden taraflardan peşin alınan harçların istekleri halinde geri verilmesine, 10.10.2005 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy