(AİHS m. 10) (2709 S. K. m. 66) (4721 S. K. m. 25) (818 S. K. m. 49) (YHGK 13.05.2009 T. 2009/4-120 E. 2009/193 K.)
Dava: Davacı Turgut K. ve diğerleri vekili Avukat Kemal K. tarafından, davalı Ferit Orhan P. aleyhine 06.02.2006 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın reddine dair verilen 28.07.2006 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle daha önceden belirlenen 13.11.2007 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Avukat Mustafa Y. geldi, karşı taraftan davalı adına gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içersindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacılar vekili, davalının yabancı bir dergide yayımlanan röportajda; 30 bin Kürdü ve 1 milyon Ermeni'yi öldürdük. Türkiye'de hiç kimse bunu dile getirmeye cesaret edemiyor. Ben ediyorum. şeklinde beyanda bulunarak Türk Milletini ve atalarımızı katil ilan ettiğini, davalının iftiradan ibaret bu beyanının Türk Milletinin bütün fertlerini yurtdışında yabancı milletler karşısında zor duruma düşürdüğünü, Ermeni iddialarına güç kazandırdığını, bu beyanlarla birlikte Türk Milletinin dışarıda horlanma, dışlanma ve aşağılanma şeklinde davranışlara daha sıklıkla maruz kalmaya başladıklarını birçok ülkede Ermeni iddiaları ile ilgili yasa tasarılarının kabul edilmeye başlandığını, Türk Milletinin bu iddialarla ilgili dış baskı ve tehdit ile karşılaştığını davalının bu sözlerinin Türk Milletinin bütün fertlerine tarihine, uluslararası ilişkilerine menfaatlerine büyük darbe vurduğunu, fert olarak da büyük üzüntü duyulduğunu, şahsiyet haklarının ağır surette ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
Davalı vekili ise müvekkilinin söylediği cümlenin davacılar tarafından tahrip edildiğini dergide yer alan ifadenin aynen Burada 30 bin Kürt öldürüldü, 1 milyonda Ermeni ve neredeyse kimse bundan söz etmeye cesaret edemiyor biçiminde olduğunu, cümlenin özne içermediğini davacıların aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, hem tazminat hem de yayın isteminin doğru olmadığını, tazminat koşullarını oluşmadığını, Ermeni tehcirinin Osmanlı döneminde yaşamadığını, müvekkilinin söylediği cümlenin Osmanlı Devletinde olan bir olaya ilişkin kanaati olduğunu, düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, ağır zarar koşulunun gerçekleşmediğini, Ermeni tehcirinin bir vakıa olduğunu, tarihi olayların tartışılmasına hiçbir sınır konulamayacağını, müvekkilinin kusuru bulunmadığını davacıların bu eleştiriye katlanmak zorunda olduklarını, İstanbul Başsavcılığı tarafından takipsizlik kararı verildiğini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 10. maddesi uyarınca müvekkiline kusur izafe edilemeyeceğini, savunarak davanın usul ve esas yönünden reddini istemiştir.
Mahkemece, davacıların salt Türk Milletinin bir ferdi olmaları nedeniyle yansıma yoluyla kişilik haklarına saldırı olduğunun kabulüne imkan bulunmadığı gerekçesiyle davanın aktif husumet yönünden reddine karar verilmiştir.
Dava, kişilik haklarına saldırı nedenine dayanmaktadır. Hukukumuzda kişilik haklarını tanımı yapılmamış ve bu hakkın hangi değerleri kapsadığı da açıklanmamıştır. Böyle kişilik haklarının diğer bir anlatımla şahsiyet haklarının nelerden ibaret olduğunun belirlenmesi ve sınırının çizilmesi uygulamaya yani yargıya bırakılmıştır. Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda kişisel değerlerin; fiziki, duygusal ve sosyal kişilik değerleri olarak belirlendiği, kişinin toplum içindeki mesleki kimliği şeref ve haysiyeti, özgürlüğü vücut ve ruh bütünlüğü ve sağlığı, ırk din ve vatandaşlık gibi bağları kapsadığı kabul edilmektedir.
Anayasanın 66. maddesine göre Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür. Kişilerin onur ve şerefleri gibi mensubu bulundukları ve Anayasa ile çerçevesi belirlenmiş bir millete aidiyeti duygularında yukarıdaki açıklamalar nazara alındığında; kişilik değerleri kapsamında ve hukuki koruma altındadırlar.
Davalı tarafın söylendiği iddia edilen sözlerin, davacıların vatandaşlık bağı ile bağlı bulundukları Türk Milletine yönelik olması durumunda davacıların aktif dava ehliyetinin bulunduğunun kabulü gerekir. Her ne kadar davalı, dava konusu sözlerine özne bulunmadığını savunmuş ise de mahkemece, sözlerin Türk Milletine yönelik olduğu benimsenmiş ancak davacıların salt Türk Milletinin ferdi olmaları nedeniyle aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığı gerekçesi ile dava reddedilmiştir.
Şu durumda davacıların aktif dava ehliyetinin varlığının kabulü ile davanın esasının incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Kişilik haklarına saldırının varlığının benimsenmesi durumunda MK'nun 25. ve BK'nun 49. maddesine göre ve ayrıca BK'nun 49/3 maddedeki düzenlemede gözetilerek bir hüküm kurulmalıdır.
Yazılı şekilde davanın reddi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz eden davacılar yararına takdir olunan 500,00 YTL duruşma avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 11.12.2007 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması görüşünde olduğumuzdan, dairemiz çoğunluğunun bozma görüşüne katılmıyoruz. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy