(2709 S. K. m. 28) (5187 S. K. m. 1, 3)
Davacı E.D. vekili Avukat F.C. tarafından D. Gazetecilik AŞ aleyhine 22.03.2005 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 07.03.2006 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili, duruşmasız olarak incelenmesi de davacı vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 17.10.2005 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekilleri Avukat Ş.M. ve Avukat A.B.Ö. ile karşı taraftan davacı vekili Avukat F.C. ve Avukat B.Ö. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince;
Davacı, yapılan yayının hukuka aykırı olması nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığını iddia etmek suretiyle manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı, Basın Yasası'nın tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak yayın yapıldığını, bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, istemin kısmen kabulüne karar verilmiş; karar taraflarca temyiz edilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasası'nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun soncunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yarandır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yaran bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dava konusu yapılan 20.08.2004 tarihli P. Gazetesi'ndeki 1 ve 22. sayfada Malzeme Ç.'dan, Kaçış Tüyosu Ö.'dan başlıkları ile verilen haber incelendiğinde özetle İstanbul Başsavcılığının yürüttüğü Ç. soruşturması dosyasında davacının villasının tadilat malzemelerini Ç.'nın adamlarının taşıdığı, müteahhit S.H.Ş.'nin Ç.'nın talimatıyla davacıdan tadilat parasını almadığı, davacının yaptığı telefon görüşmelerinin dinlendiğini öğrenince tadilatın parasını ödediği, Emniyet dinleme kayıtlarına göre davacının Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin Ç. kararı ile ilgili bilgileri müteahhit S.H.Ş.'e verdiği iddialarına yer verildiği görülmektedir.
Dosya içinde bulunan bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde anılan yayının görünür gerçeğe uygun bir yorum ve anlatım içerdiği anlaşılmaktadır. Şu durumda dava konusu yapılan 20.08.2004 tarihli yayınla ilgili davanın reddi gerekir. Yerel mahkemece sözü edilen yayın nedeniyle de manevi tazminat takdir edilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda 2 nolu bentte gösterilen nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, davacının tüm, davalının öteki temyiz itirazlarının 1 nolu bentte gösterilen nedenlerle reddine ve temyiz eden davalı yararına takdir olunan 450,00 YTL duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ve davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 17.10.2006 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy