(2709 S. K. m. 28) (5187 S. K. m. 1, 3) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava: Davacı Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanlığı vekili tarafından, davalılar H. Gazetecilik ve Matbaacılık AŞ vd. aleyhine 12/04/2005 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldın nedeniyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 09/05/2006 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldın nedeniyle uğranılan zararın tazminine ilişkindir. Yerel mahkemece dava kısmen kabul edilmiş, karar davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, 07.04.2005 tarihli H. Gazetesinde ve gazetenin web sayfasında yayınlanan Din ve Yolsuzluk başlıklı yayınla müvekkilinin kişilik haklarına saldırıldığını ileri sürerek manevi tazminat istemiştir. Davalı taraf ise yayının eleştiri niteliğinde olduğunu, yayının bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, davacının söylemlerine ters uygulamalarının eleştirildiğini belirterek davanın reddini istemiştir. Yerel mahkemece yayının kişilik haklarına saldın oluşturduğu kabul edilerek istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmedir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yarandır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yaran bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dava konusu yayınla o sırada kamuoyu gündemini fazlaca meşgul eden milletvekillerinin parti değiştirmesi olayı ve kamuoyunda dile getirilen beyanlar ile yolsuzlukla mücadele vaadine ters uygulamaların eleştirildiği, davacının iktidar partisi olması nedeniyle siyasi kimliği gereği eleştiriye açık olması gerektiği hususları birlikte değerlendirildiğinde yayının görünürdeki gerçeğe uygun olduğu sonucuna varılmalıdır. Şu durumda hukuka aykırılık unsuru bulunmadığından davanın tümden reddi gerekirken kısmen kabulü usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 07.06.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy