(2709 S. K. m. 28) (5187 S. K. m. 1, 3) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava ve Karar:Davacı Z.B. vekili avukat tarafından, davalı Y.A. vd. aleyhine 13.12.2005 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 10.05.2007 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar F. Gaz. A.Ş. ve Y.A. vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı Z.B., davalılardan N.P.'nin, diğer davalı tarafa ait Z. Gazetesinin 22.5.2005 tarihli sayısında yayımlanan beyanları ve açıklamaları ile kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürmüştür.
Davalılar ise; dava konusu yazıda, davacının Marmara İlahiyat Fakültesinde dekanlık yaptığı dönemde, sözleşmeli öğretim üyesi iken bu görevinden ayrılmış olan diğer davalı N.P.'nin anılan kaleme aldığı kitabında bulunan bazı açıklamalara yer verildiğini, haber içeriğinin doğru olduğunu, davacının medyatik bir kişi olduğunu, başlık ve yazının içeriğinde yer alan ifadelerin, davacının kişilik haklarına saldırı niteliği taşımadığını savunarak davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, ...dava konusu haberde yer alan ve davalı N.P.'ye ait olan beyan ve açıklamaların davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığı, ancak başlıkta kullanılan ifadelerde aşma olduğu... gerekçesiyle davalı N.P. hakkında açılan davanın reddine, diğer davalılar hakkında açılan davanın ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasası'nın 1 ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükleri bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması, da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yarandır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu yayında, Z.B. Yüzünü Kara Çıkardı başlığı altında; ...Türkiye'nin ilk kadın filologu olan P., yıllarca hizmet verdiği öğretim üyeliğinden emekli olduktan sonra çalışmalarına evde devam ediyor. Fakülteden mezun olduktan sonra farklı bir çok okulda eğitim veren P., son durağı Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde Prof. Dr. Z.B.'nin dekanlığı döneminde yaşadığı olaylardan sonra emekli olma karan almış, idareciliğin güç ve o oranda da maharet isteyen bir iş olduğuna inandığını söyleyen P., eski öğrencim dediği Z. B.'ın döneminde özellikle baş örtüsü sorunu karşısındaki tavırları nedeniyle hem madden hem de manen yıprandığı için çok sevdiği öğretim üyeliğinden ayrılma vaktinin geldiğine karar vermiş. Yaşanan tatsız olaylardan ötürü fakülteden ayrılık kararı alırken yaşadığı kırgınlık ve üzüntü P. nin bir müddet kendini bırakmasına neden olmuş. Öğrencilerinin teşviki ile hatıralarını yazmaya karar vermesi ile yeniden kendisini toparlamış. Emekli olduktan sonra kendisine üstün hizmet belgesi gönderen Z.B.'ye kırgınlığı ise geçmemiş. biçiminde haber yapılmıştır.
Yukarıda yazılan haberde; davalı N.P. ile yapılan bir söyleşi yayınlanmış ve onun kitabında yer alan bazı açıklamalara da yer verilmiştir. Adı geçen davalının yayın metninde yer alan beyanları, davacının dekan olduğu dönemde idareci olarak tutum ve davranışlarının eleştirisi niteliğinde olup davacının kişilik haklarına saldırıda bulunulmamıştır. Nitekim mahkemece de davalı N.P.'nin yazıda yer alan beyanları yönünden aynı düşünce ve yargıya varılmıştır. Bu durumda tartışılması gereken husus; dava konusu yazının başlığında yer alan ifadelerin davacının kişilik haklarına saldın niteliği taşıyıp taşımadığıdır. Dava konusu yazının başlığında yer alan ifadelerle haber verme ve eleştiri hakkının kötüye kullanılıp kullanılmadığının saptanması için ise, başlıkta yer alan birkaç sözcük tek başına ele alınmamalı, başlık, yazı içeriği ile bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
Düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla eleştiri demokratik toplumlarda vazgeçilmez bir değerdir. Topluma mal olan kişilerle siyasal ve idari yaşam içinde yer alan kişilerin geçmişleri, davranışları, alışkanlıkları, kişilikleri toplumu ilgilendirmektedir. Halkın, bu kişileri yakından tanımaya haklan vardır. Bu tanıma kitle iletişim araçlarında yer alan haber, yorum ve eleştirilerle olacaktır. Öte yandan, okuyucunun ilgisini çekebilmek amacıyla haberi uygun sözlerle süslemek, ilginç biçime getirmek, toplumun değer yargılarına göre kınayıcı yorum yapmak ve kamuoyunu aydınlatmak basının hakkı ve görevidir.
Davaya konu haberin başlığında yer alan Z.B. Yüzünü Kara Çıkardı ifadeleri ile yazı içeriği bir bütün olarak yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda incelendiğinde; başlıkta yer alan ifadelerin, davalı N.P.'nin bir zamanlar öğrencisi olan davacının dekan olduğu dönemlerde uğradığı hayal kırıklığını anlatmak amacıyla kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu düşüncenin kamuoyuna duyurulması amacıyla haberin ilginç hale getirilmesi ve yukarıda açıklandığı şekilde sunulmasında kişilik haklarına saldırıdan söz edilemez. Haberin başlığında kullanılan ifade şekli, anlatılmak istenen olayın özelliklerine uygun olup konu gereği amaç ve araç bakımından aşırılık bulunmamaktadır. Şu durumda dava konusu yayının, içeriği ve başlığının bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda hukuka uygunluk sınırları içinde kalındığı benimsenmelidir. Açıklanan nedenler karşısında davanın tümden reddi gerekir. Mahkemece, istemin kısmen kabulü doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA; bu bozma nedenine göre diğer yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 08.05.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy