(2709 S. K. m. 28) (5187 S. K. m. 1, 3)
Dava: Davacı A. A. vekili Avukat tarafından, davalı ... Yay. San. Tic. A.Ş. ve Ö. B. aleyhine 25.09.2006 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda, davanın kısmen kabulüne dair verilen 20.06.2007 günlü kararın Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne ve miktar itibariyle duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesinde ve 5187 sayılı Basın Yasası'nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Bunun için de kişinin, dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması gerekmektedir. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bu nedenle basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. Yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluğu bu farklılıklar gözetilerek belirlenmelidir. Bu nedenle basının ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan gerekse MK.nun 24 ve 25. maddelerinde ve özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekecektir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı gibi, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekecektir.
Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmış olmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır. Haber olduğu biçimi ile verilmeli ve kişisel katkı yer almamalıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini ve haber verilirken özle biçim arasındaki denge de korunmalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Anılan ilke ve kurallara uyulması durumunda ise, yayının Anayasa, Basın Yasası ve basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir.
Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. Olay veya konu ile ilgili olan, görünen bilinen herşeyi araştırmalı, incelemeli ve olayları olduğu biçimi ile yayınlamalıdır. Bu işlevi ile gerek yazılı ve gerekse görsel basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen ve var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu olayda; davacı, Diyarbakır Söz Gazetesinin 21.7.2006 tarihli sayısında yayınlanan ve davalı Ö. B. tarafından kaleme alınan Deveyi Yardan Uçuran Bir Tutam Ottur başlıklı yazıda kullanılan ifadelerle kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürerek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Dava konusu edilen Deveyi Yardan Uçuran Bir Tutam Ottur başlıklı yazıda; ... 24 yıllık mesleki hayatım içerisinde hiçbir zaman bu kadar basit, bu kadar ucuz, ahlaki değerlere sığmayan söylemlerle itham edilmedim. Maalesef bir milletvekilinin ağzından yalan-yanlış, aslı astarı olmayan iftiralara maruz kalmak beni derinden üzdü. Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur. sayın A. Bey bunu hiçbir zaman unutmayın..., O nedenle milli iradenin size tevdi ettiği unvanı ucuz ve ahlaki olmayan çabalarınıza alet etmeyin, küçük düşürmeyin. Şunu da iyi bilmeniz gerekir A. Bey!... sizin ahlaki anlayışınıza sığan o sokak diliyle telaffuz ettiğiniz sözleriniz, attığınız iftira ve karalamalarınız nedeniyle kamu oyunda ve adalet önünde hesap vereceksiniz...., Sen başlattın! tüyü bitmiş yetimin, yoksulun, fakirin, dulun, biçarenin hakkına ve hukukuna riayet ediyorum diyorsun, yine yoksulun, yetimin hakkını ihale istemeyle almak istediğimizi iddia ediyorsun. Peki siz neden gasp ediyorsunuz. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfına ait para, yoksulun, yetimin ve öksüzün parası, hakkı ve malı, neden göz dikip, başkanı bulunduğunuz israfı önleme vakfının organizasyonu olan mikro kredi ye siyasi baskı kurarak kaç milyar lira aktardın ve bu parayı kimin hesabında, nasıl harcadın. Aktarılan para ne kadar ?... biçiminde haber yapılmıştır.
Dosya içindeki bilgi, belge ve açıklamalardan; davacının, dava konusu ettiği bu gazete yayınından bir gün önce Diyarbakır Can Televizyon kanalında yayımlanan bir programa katılarak davalı Ö. B. ve onun yazarı olduğu gazete hakkında ... Söz Gazetesi benden ihale istedi..., Ö. bir yalancıdır. Ö. benden ahlaksızca, şerefsizce Diyarbakır devlet hastanesinde o zaman hazırlığı yapılan acil röntgen ihalesini istedi. Şerefli, onurlu ise bunları açıklar. Terbiyesizlik, ahlaksızlık ortaya çıksın... biçiminde ifadeler kullandığı ve isnatlarda bulunduğu anlaşılmıştır. Dava konusu yazı da bu televizyon programının ardından davalı Ö. B. tarafından kaleme alınmıştır.
Dava konusu yayında yer alan iddialar hakkında Vakıflar Genel Müdürlüğü Müfettişleri tarafından inceleme yapılmış ve aynı konu ile ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisine soru önergeleri verilmiştir.
Dava konusu yayın, davacının iddialarına karşı cevap vermek ve tepki oluşturmak amacıyla kaleme alınmıştır. Davacı, televizyon kanalında yayımlanan bir programa katılarak davalılar hakkında yukarıda yazılı isnatlarda bulunduğundan kendi eylemi ile bu şekilde bir yayın yapılmasına neden olmuştur.
Somut olayda, belirlenip vurgulanan olgular ile yukarıda açıklanan ilkeler birlikte değerlendirildiğinde; dava konusu yayının, görünür gerçeğe uygun olduğu, davacının daha önceki isnatlarına karşı cevap ve savunma niteliğinde olduğu ve kişilik haklarına saldırı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Şu durumda mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken istemin kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiş ve kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle bozulmasına, bu bozma nedenine göre davalıların diğer temyiz itirazlarının şimdiden incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 09.07.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy