(2709 S. K. m. 12, 17, 36) (4721 S. K. m. 24, 24/a) (818 S. K. m. 49) (765 S. K. m. 191, 513)
Dava ve Karar: Davacı Semir ve Zeki vekili Avukat M.T. tarafından, davalı Hüseyin aleyhine 30.12.2005 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 27.09.2007 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili ve davalı taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kâğıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız şikayet ve tehdit nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacılar ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması ile İlgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, zarar görenin haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasını ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasa'nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasa'nın Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Kanun'un 24 ve 24/a maddelerinde de, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK'nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.
İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kurallan ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir.
Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, orta düzeydeki başka bir kişinin de böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği diğer bir anlatımla, orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve şikayet hakkım kullanmasının uygunluğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda; davalı, Cumhuriyet Savcılığı'na verdiği şikayet dilekçesi ile; davacıların taşınmazına tecavüz ettiğini, davacılar aleyhine men'i müdahale davası açmak zorunda kaldığını ve bu davanın açılmış olması nedeni ile tehdit edildiğini belirtmiştir. Davacılar hakkında davalı taşınmazına tecavüz ettikleri gerekçesi ile TCK 513/1. maddesi ve tehdit ettikleri gerekçesi ile TCK 191/2. maddesi uyarınca kamu davası açılmıştır. Ceza dosyası kapsamındaki 15.07.2004 tarihli jandarma tarafından tutulan olay yeri tespit tutanağı ve dosyada mevcut bulunan fotoğraflar incelendiğinde; davacıların, davalının fiilen kullanımında bulunan narenciye bahçesine 10 metre genişliğinde yol açtığı, davacı Zeki'nin tamir atölyesine ait hurdaların taşınmaz üzerine bırakıldığı anlaşılmaktadır. Yine davalı tarafından davacılar aleyhine açılan men'i müdahale davasında, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 16.04.2007 tarihli ilamında davalı taşınmazına tecavüz edildiği hukuki saptaması yapılmıştır. Tehdit hususundaki şikayete gelince; davacıların tehdit suçundan yargılandığı ceza dosyasında, davalının eşi tanık olarak dinlenmiş ve davalının tehdit edildiğini doğrulamıştır. Açıklanan tüm bu hususlar değerlendirildiğinde; davalının mevcut somut emare ve olgular çerçevesinde yasal şikayet hakkını kullandığının kabulü gerekir. Mahkemece, davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabul kararı verilmiş olması doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacıların temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 15.09.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy