(1086 S. K. m. 9)
Dava ve Karar: Davacı Ü.D. vekili Av. E.R.B. tarafından, davalı Maliye Hazinesi ve Vakıflar Bölge Müdürlüğü aleyhine 23.02.2006 gününde verilen dilekçe ile tespit istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; yetkisizliğe dair verilen 13.07.2006 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Dava dilekçesinde, davacı ile Y.S. arasında ölünceye kadar bakma sözleşmesi yapıldığı; Y.S.'nin davacı ile birlikte yaşadığı ve fakat ziyaret için gittiği Diyarbakır'da vefat ettiği; Hazine'nin adı geçenin terekesinin intikaline engel olduğu belirtilerek; Y.S.'nin davacı ile birlikte oturduğunun tespitine karar verilmesi talep edilmiştir.
Mahkemece, ölenin son ikametgahının Diyarbakır olduğu belirtilerek yetkisizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
Dava, niteliği itibariyle tespit istemine ilişkin olup; dava dilekçesinde ileri sürülen olgular göz önünde tutulduğunda, yetkisizlik kararı yerinde bulunmamaktadır. Diğer yandan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda tespit davaları açıkça düzenlenmiş değildir. Ancak bu davaların da dinlenebilir olduğu gerek öğretide ve gerekse de uygulamada kabul edilmektedir.
Tespit davasının dinlenilebilmesi için, genel dava şartlarının yanında iki ek şartın da bulunması gerekir.
1- Tespit davasının konusu, yalnız hukuki ilişkiler olabilir.
2- Davacının, hukuki yararı bulunmalıdır.
Hukuki yararın varlığı, dava koşulu niteliğinde olup; mahkemece, kendiliğinden göz önünde tutulur.
Dava, hakkın ihlali nedeniyle mahkemeden hukuki korunma istemidir. Dava hakkı da, hukuki yarar ile sınırlıdır. Davacı, ihlal edildiğini ileri sürdüğü hakkını elde edebilmek için mahkeme kararına muhtaç bulunmalıdır. Bu bağlamda, hukuki korunmada, (davada), zorunluluk olmalıdır. İdeal veya geleceğe dönük bir yarar yeterli değildir. Kural olarak, eda davalarında hukuki yararın varlığı asıldır ve ayrıca bu yönde bir ispat yükümlüğü yoktur. Tespit davalarında ise; hukuki ilişkinin varlığının, hemen tespit edilmesinde davacının korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması gerekir. Bu da, üç şartın birlikte varlığına bağlıdır.
1- Davacının bir hakkı veya hukuki durumu, güncel (halihazır) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalı;
2- Bu tehdit nedeniyle, davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalı;
3- Yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup, cebri icraya yetki vermeyen (icraya konulamayan) tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır.
Somut olayda; davacının hukuki durumunun güncel bir tehlike altında olmadığı, buna bağlı olarak hukuki durumu konusunda bir tereddüt bulunmadığı ve tespitin de bu tehlikeyi ortadan kaldırmasının söz konusu olmadığı açıktır. Dava konusu yapılan olgular, ancak eda istemli bir dava kapsamında incelenebilir. Şu haliyle dava dinlenilemez. Mahkemece, dava koşulu niteliğindeki hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddi yerine; yazılı şekilde karar verilmiş bulunması, yasanın uygulanmasına ilişkin açık yanılgı niteliğinde olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 21.01.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy