(818 S. K. m. 49) (5187 S. K. m. 1, 3) (4721 S. K. m. 24, 25) (2709 S. K. m. 28)
Davacı H. vekili Avukat E. tarafından, davalı E. Gazetecilik A.Ş vd. leri aleyhine 08.06.2006 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldın nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 14.12.2006 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkili HL.'nin S. Belediye Başkanı olduğunu, davalı gazetenin 28.04.2005 tarihli nüshasında yayınlanan H.'ye psikolog lazım başlıklı yazıda müvekkilinin kişilik haklarına saldırıldığım, küçük düşürücü nitelemelere yer verildiğini ileri sürmüştür.
Davalılar vekili ise dava konusu yazının haber ve eleştiri niteliğinde bulunduğunu, manevi tazminatın koşullarının oluşmadığını ayrıca istenen miktarın fahiş olduğunu savunmuş ve davanın reddini istemiştir.
Mahkemece dava konusu yazıda davacıyı incitici beyanlar bulunduğu kabul edilmiş; ancak bunun düşünce özgürlüğü ve eleştiri sınırlan içinde kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durumda halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretime, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yaran bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dava konusu B. Gazetesinin 28.04.2006 tarihli sayısında E. tarafından kaleme alınan H. 'ye psikolog lazım başlıklı köşe yazısında S. Belediye Başkanı olan davacının olaylar karşısındaki tepkilerini normal ölçüler dışında kavgacı ve agresif tavırlarla ortaya koyduğu anlatıldıktan sonra ...en kısa zamanda bir psikologa görünmende fayda var... olmazsa M. 'a gidebilirsin. şeklinde ifadeler kullanılarak eleştiri sınırlan aşılmıştır. Bu haliyle yayında davacının akıl hastası olduğu imasında bulunularak kişilik haklarına saldırıda bulunulmuştur. Şu durumda uygun görülecek bir miktar manevi tazminata hükmedilmelidir.
Ayrıca gerekçeli karar başlığına aslında davada davalı olan dava konusu yazının yazarı E. yerine davada taraf olmayan A. nin yazılması da doğru görülmemiştir.
Anılan yönler gözetilmeden verilen karar usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 13.12.2007 gününde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum 13.12.2007 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy