(4721 S. K. m. 24) (818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı D.S. vekili Avukat T.G. tarafından davalı G.F. aleyhine 12.04.2006 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istemesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 09.11.2006 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, haksız eylem sonucu kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Medeni Kanunun 24. maddesinde kişilik haklarına yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiştir. Yaptırımı Borçlar Yasasının 49. maddesinde gösterilmiş olup, bu madde uyarınca, kişisel hakları zarara uğrayan kimseler manevi tazminat isteyebilecektir. Böyle bir kimseye bir miktar para ödenmesi ruhsal acıları kısmen de olsa giderme amacını güder. Kişisel hakların halele uğraması sözleriyle kişinin, kişiliğe ilişkin hakları, diğer bir deyimle kişisel varlığı amaçlanmıştır. Kişisel haklar, kişinin kendi hür ve bağımsız varlığının bütünlüğünü sağlar. Bu hak insanın doğumu ile kazanılan ve kişiliğe bağlı olan bir haktır. Hayat, beden ve ruh tamlığı, vicdan, din, düşünce ve ekonomik çalışma özgürlüğü, şeref, haysiyet ve itibar, ün, ad, sır ve resim, hep kişisel varlıklardır. Kişilik haklarının koruduğu bu maddi ve manevi değerlerin zarar görmesi halinde anılan yasa gereğince manevi tazminat istenebilir.
Somut olayda, 1983 doğumlu ve davalı ile ilişkisinin başladığını ileri sürdüğü 2003 yılında 20 yaşında bulunan davacı, kendi isteği ile 3 yıla yakın bir süre davalı ile birliktelik (karı-koca gibi) yaşamıştır. Davalı tarafından kandırıldığı, hile veya zorla ırzına geçildiği hususunda yeterli kanıt bulunmamaktadır. Ayrıca davacı manevi tazminat istemini davalının suç sayılan bir eylemine dayandırmamış, bir şikayet ve ceza davasının varlığını da ileri sürmemiştir. Bu itibarla davacının rızası ve değer yargısının gerçekleştirdiği bu olgunun yukarıda belirtilen kişisel değerlere bir saldırı olarak nitelendirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Reşit kişi olan davacının yasal bir evliliğin nasıl gerçekleşebileceğini bilmemesi düşünülemez. Hiç kimse kendi kusurunun getirdiği sonuç acı da olsa, ızdırap da verse, katlanmaktan kurtulamaz. Davacının, kendi eylem ve davranışlarıyla öngörülebilen bir sonucu, tazminata dönüştürmek istemesi, bundan karşı yanı sorumlu tutması, hukuken mümkün değildir. Kişi haklı olduğu ölçüde hukukun himayesindedir. Ortada, sonucu başlangıçta öngörülebilen bir olay yani sonuçta nikah kıyılmaması olasılığı varken, hayatın olağan yaşantısı ve akışı içinde bunu iyi bildiği kabul edilen davacının tazminat isteme hakkı tanınamaz.
Yasal koşulları oluşmadığından davacının manevi tazminat isteminin tümden reddine karar vermek gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle, yazılı şekilde istemin kısmen kabul edilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 19.11.2007 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy