(818 S. K. m. 49) (2709 S. K. m. 12, 17, 36) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava: Davacı Metin Akyol ve diğerleri vekili Avukat İlyas Arslantaş tarafından, davalı Ayşe Kaplan aleyhine 08/01/2008 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 01/05/2008 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, haksız şikayet nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, istem reddedilmiş; karar, davacılar tarafından temyiz olunmuştur.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup kişiler, yargı mercileri önünde, yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasa'nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın "Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği" başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtilmiş ve 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Yasası'nın 24. maddesinde ise, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmış, aynı Yasa'nın 25. maddesinde de kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiştir. BK'nın 49. maddesinde ise kişilik haklarına saldırının yaptırımı düzenlemiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği durumlarda şikayet hakkının kullanılmasının hukuka uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda, davalının 04.08.2007 günü anten tamiri için evine gelen davacı ve arkadaşlarının evden ayrılmasından sonra telefonunun kaybolduğu iddiası ile şikayetçi olduğu, 16.08.2007 günü ise telefonunu, bir gün önce alarmının çalması üzerine evinde bulduğunu belirterek şikayetinden vazgeçtiği anlaşılmaktadır. Hırsızlık gibi ağır sonuçlar doğurabilecek bir konuda şikayet hakkının kullanılmasından önce, yeterli ve ciddi olguların varlığının belirlenmesi; acele davranılmaması ve kayıtsızlık da gösterilmemesi gerekir. Davacı ve arkadaşları tarafından evinden çalındığını iddia ettiği cep telefonunu, kendi evinde bulduğunu belirterek şikayetinden vazgeçen davalının yeterli emare bulunmadan şikayetçi olduğu sonucuna varılmaktadır. Davacının korunması gereken kişilik hakları ile davalının şikayet hakkı arasında çatışan yararlar dengesi, davacı yönünden bozulmuş ve davalı yönünden ise hukuka uygunluk nedeni gerçekleşmemiştir. Davanın ret gerekçesi olarak kabul edilen olgular, tazminat tutarının belirlenmesinde etkili olabilirse de istemin tümden reddini gerektirmez.
Şu durumda yerel mahkemece, açıklanan olgu ve ilkeler gözetilip davalının eyleminin hukuka aykırı olduğu sonucuna varılarak, davacılar yararına somut olaya uygun bir tutarda manevi tazminat takdir edilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile istemin tümden reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 27.04.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy