(2709 S. K. m. 28) (5187 S. K. m. 1, 3) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava: Davacı Emre B. vekili Avukat Tarkan Şahintaş tarafından, davalı İbrahim Altınsay aleyhine 28.11.2007 gününde verilen dilekçe ile yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 23.07.2008 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar davalı tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı futbolcu olup davalı tarafından R. Gazetesi'nin 14.09.2007-17.10.2007-18.10.2007-18.11.2007 ve 21.11.2007 günlü sayılarında yayımlanan yazılarda kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu, kendisinin ahlaksızlık, bilgisizlik ve terbiyesizlik ile suçlandığını ileri sürerek manevi tazminat istemiştir. Davalı ise, toplumun ilgisini çeken kişilerden olan davacının, eylem ve davranışlarından dolayı daha ağır eleştirilere katlanması gerektiğini, dava konusu yazıların 12.09.2007 günü oynanan Türkiye-Macaristan Avrupa Şampiyonası Grup eleme Milli Maçı sırasında davacıların tribünlere dönerek kol hareketi yapması üzerine yazıldığını, davacının bu hareketinin pek çok kişi tarafından eleştirildiğini, yazıların görünürdeki gerçeğe uygun olduğunu belirterek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece, davacının milli futbolcu olduğu gözetilerek yayınlarla kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu, kamuoyu önünde küçük düşürüldüğü ve eleştiri sınırının aşıldığı gerekçesiyle istemin bir bölümünün kabulüne karar verilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasası'nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu olayda; milli futbolcu olan davacının, kamuya mal olmuş kişilerden olduğu gözetilerek yayın tarihinden önce milli maç sırasında yaşananlar gündeme getirilmiş ve davacının davranışları eleştirilmiştir. Davacının daha sert eleştirilere katlanması konumunun gereğidir. Şu durumda yerel mahkemece, yazıların eleştiri sınırı içinde kaldığının kabulü ile davanın tümden reddi gerekirken yerinde olmayan gerekçeyle yazılı biçimde karar verilmiş olması uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 25.06.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy