(2004 S. K. m. 5) (1086 S. K. m. 7, 27)
Dava: Davacı Seyfi vd. vekili Avukat S.K. tarafından, davalı PTT Genel Müdürlüğü ve Adalet Bakanlığı aleyhine 19.12.2003 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; mahkemece davanın reddine dair verilen 06.12.2007 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 03.02.2009 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılardan asil Cem ve vekilleri Avukat S.K. (kendisine asaleten, diğer davacılara vekaleten) ile karşı taraf davalılardan Adalet Bakanlığı vekili Avukat G.Ş. ve PTT Genel Müdürlüğü vekili Avukat S.Ö. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
Karar: Dava, sahte tebligat ile kesinleşen icra takibinde yapılan haksız haciz nedeniyle maddi ve manevi tazminat isteğine ilişkindir. Mahkemece, Adalet Bakanlığı hakkındaki dava için idari yargı yerinin görevli olduğundan ve PTT Genel Müdürlüğü hakkındaki davanın ise kusuru kanıtlanamadığından reddine karar verilmiş, karar davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar, Adalet Bakanlığını icra müdürünün kusuru nedeniyle sorumlu olduğu iddiasıyla davalı olarak göstermiştir. İcra ve İflas Kanunu'nun 5. maddesinde icra memurunun kusuru nedeniyle doğan zararlar için Adalet Bakanlığı aleyhine ve adli yargı yerinde dava açılacağına dair düzenleme yer almaktadır. Bu yasal düzenleme nedeniyle Adalet Bakanlığı hakkındaki davaya bakılarak işin esasının incelenmesi gerekirken yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı bulunduğundan karar bu nedenle bozulmalıdır.
Bunun yanında, dava konusu icra takibinde Ülkü adına gönderilen ödeme emrinin icra müdürlüğünce ilgili PTT şubesine teslim kaydı ile tebliğden sonra icra müdürlüğüne iade kaydı bulunduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu tebliğ evrakının ilk teslim edildiği postahanedeki teslim kaydından sonraki akıbeti ile ilgili düzenli bir kayıt tutulmadığı için tebligat sahteliğinin hangi PTT şubesinde ve hangi çalışanın sorumluluğunda gerçekleştiği anlaşılamamıştır. Bu yüzden davalı PTT çalışanları hakkında açılan ceza davası beraat ile sonuçlanmış ise de bu karar PTT idaresinin sorumluluğunu kaldırmaz. Sahte tebliğ işleminin tebliğ evrakı PTT'nin sorumluluğunda iken gerçekleştiği açıktır. Bu nedenle sahte tebliğden doğmuş bir zarar varsa bundan PTT idaresi de sorumludur. O halde mahkemece işin esası bu yönde incelenerek varılacak uygun sonuca göre karar verilmelidir. Mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan yazılı şekilde karar verilmiş olması da bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz eden davacılar yararına takdir olunan 625,00. TL duruşma avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 03.02.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy