(2709 S. K. m. 28) (5187 S. K. m. 1, 3) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava: Davacı Namık Kemal A. vekili Avukat Tansu Batur tarafından, davalı F. Gaz. A.Ş ve Ali O. aleyhine 17.08.2007 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın reddine dair verilen 11.12.2007 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafındaki süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 10.02.2009 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat Bahadır Turan Durmaz ile karşı taraftan davalılar vekili Avukat M. Fuat Aksoy geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresini olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
Dava, basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davacının da yönetiminde görev aldığı sendika adına yapılmış olan basın açıklamasına farklı bir anlam verilerek yapılan yayın ile kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat istemiştir.
Davalılar vekili ise yayının hukuka uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece yayının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Dava konusu yayında, Eğitim-İş Sendikası Denizli Şubesi tarafından yapılan basın açıklaması konu edilmiştir. Sendika tarafından yapılan açıklamada bir yatılı bölge okulunda Milli Eğitim Bakanlığının izin ve bilgisi dışında Dinin Direği Namaz isimli bir kitabın öğrencilere dağıtılmış olması eleştiri konusu yapılmıştır. Davacının da aralarında yer aldığı sendika yöneticileri tarafından yapılan açıklamada bu kitabın konu ve içerik olarak eğitimin temel ilke ve değerlerine uygun olmadığı gibi içerdiği pek çok bilginin aslında dini kurallara bile uygun bulunmadığı ve bu durumun dinin siyasallaşmasına yol açacağı ifade edilmiştir. Dava konusu yayında sendikanın bu açıklaması içerik olarak aynen verilmiş olmakla birlikte yazının başlığında ve haberin giriş kısmında Ulusalcı sendika, cemaatle namaza da karşı şeklinde çarpıcı bir ifade yer almaktadır. Bu ifade biçiminden açıklamayı yapanların, insanların kişisel inançları doğrultusunda ibadet yapılmasına karşı oldukları şeklinde bir anlam çıkmaktadır. Oysaki yukarıda belirtildiği üzere sendikaca yapılmış olan açıklamada, kişilerin inançlarına göre ibadet yapmalarına yönelen bir eleştiri veya karşı çıkma yoktur. Buna rağmen, açıklama ile dikkat çekilmek istenilen konu ikinci plana itilmiş ve açıklamanın içeriği ile de bağdaşmayan şekilde bu açıklamayı yapanların insanların toplu ibadet yapmasına karşı oldukları anlamını taşıyan bir anlatım biçimi kullanılmıştır. Bu durumun ise toplum ve insanların son derece hassas oldukları dini duygularını etkileyerek açıklamayı yapanlara karşı bir tepki ve husumet oluşmasına yol açacağı açıktır. Böylece dava konusu yayın ile davacının katılımı ile yapılan açıklama verilirken basının haber verme, olayın yorum ve eleştirisini yapma görevinin sınırları aşılmış, açıklamayı yapanların sosyal kişilik değerlerine zarar verilmiştir. Davacının açıklama sırasında çekilen resminin yayında kullanılmış olmasında bir hukuka aykırılık yoksa da yukarıda açıklanan anlatım şekli itibarıyla özle-biçim arasındaki dengenin bozularak davacının kişilik haklarına hukuka aykırı biçimde zarar verilmiş olduğundan uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmelidir. Mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan yazılı şekilde davanın tümden reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA ve temyiz eden davacı yararına takdir olunan 625,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 10.02.2009 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy