(2004 S. K. m. 283) (818 S. K. m. 18)
Dava ve Karar: Davacı …… Bankası AŞ. vekili Avukat ...... tarafından, davalı ...... ve ...... aleyhine 24/01/2005 gününde verilen dilekçe ile muvazaalı satışın iptali istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 17/05/2007 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili, davalı vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, davalı eşler arasındaki muvazaalı taşınmaz satış işleminin iptali isteğine ilişkindir. Mahkemece, muvazaanın ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm; taraflarca temyiz edilmiştir.
Dava, muvazaaya dayalı iptal davasıdır. Kural olarak muvazaa nedeniyle hakları zarara uğratılanlar, tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Çünkü, danışıklı olan bir hukuki işlem haksız eylem niteliğindedir. Ancak muvazaalı muamele (danışıklı işlem) ile hakkın zarar gördüğünün benimsenebilmesi için danışıklı işlemde bulunandan bir alacağın var olması ve bu alacağın ödenmesini önlemek amacıyla danışıklı işlemin yapılması gerekir.
Somut olayda; dava dışı ….. Sanayi Anonim Şirketi davacı bankadan kredi kullanmış ve bu kredi sözleşmesine davalı ...... müşterek müteselsil kefil olmuştur. Davacı muaccel olan kredi alacağının tahsili yolunu seçerek icra takibi başlatmıştır. Davalı ...... alacağın muaccel olduğunu ve aleyhine yapılan icra takibinin varlığını bilmesine rağmen diğer davalı eşi ......’a üzerine kayıtlı taşınmazı satmıştır. Dosya kapsamından davaya konu edilen taşınmazın davalı ...... adına kayıtlı olduğu, tapu satış tarihi itibari ile 140.000YTL değeri olan taşınmazın 35.000YTL’ye satıldığı ve satışın icra takibi devem ederken yapıldığı anlaşılmaktadır. Davacı, Borçlar Kanununun 18. maddesi uyarınca muvazaa iddiasına dayanmış ve bu iddiasını ispatlamıştır. Davacının bu davadaki amacı muaccel alacağını tahsil edebilmek için hukuki muamelenin kendisi yönünden geçersizliğini sağlamaktır. Davacının bu hakkı, ayni değil kişisel bir hak olması itibariyle kişisel bir sonuç doğurur. Mahkemece, iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı alacağın tahsilini sağlamaya yönelik bulunduğu gözetilmeli, taşınmazın ayni ile ilgili bulunan tapunun iptaline değil (olayda kıyasen uygulanması gereken İİK’nun 283/1. maddesi uyarınca) iptal ve tescil olmaksızın başka bir olgu veya kararla alacağı kesinleşen davacının bu hakkından dolayı taşınmazın haciz ve satışına karar verilebilecek şekilde hüküm kurulmalıdır. Açıklanan nedenlerle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle davacı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına 28.04.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)