(2709 S. K. m. 12, 17, 24, 25, 36) (818 S. K. m. 49)
Dava ve Karar: Davacı Muharrem Omurtay vekili Avukat Fatma Gürsoy tarafından, davalı Ayşe Karabal ve Melek Güler aleyhine 1/4/2005 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 27/11/2007 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Dava haksız şikâyet nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. İstem mahkemece kısmen kabul edilmiş; hükmü davalılar temyiz etmiştir.
Davacı vekili, davalıların müvekkilini sarkıntılık iddiası ile suçladığını, soruşturma sonucu takipsizlik kararı verildiğini, davalıların şikâyet dilekçelerinde davacıya yönelik kullandıkları ifadeler ile kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu iddia ederek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar, şikâyet konularının somut ve gerçek olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın 36. maddesinde; Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda davalıların şikâyetleri, davacının aynı çalışma ortamı olan sağlık ocağında kimsenin bulunmadığı bazı ortamlarda kendilerine yönelik sarkıntılıkta bulunduğu gerekçesine dayandırılmıştır. Yargılama sırasında, davacı tanıkları dahil olmak üzere dinlenen tanıklardan hiçbirisi, davalıların, davacıya yönelik özel bir kini yada husumeti bulunduğunu ifade etmemişlerdir. Her ikisi de evli olan davalıların, özel bir husumetin varlığı ispatlanmadıkça, kendi kişisel, ailevi ve sosyal konumlarını zora sokacak böyle bir iddia ve şikâyeti haksız ve gereksiz yere yapmış olmalarının kabulü hayatın olağan akışına uygun değildir. Husumetin varlığı ise, davacı tarafından ispat edilmesi gereken bir husustur.
Davalıların şikâyet haklarını kötüye kullandıklarına ilişkin bir kanıt yoktur. Şikâyet dilekçeleri, soruşturma aşaması ve ifadeler gözetildiğinde, davalıların şikâyet hakkının yasal sınırları içinde hareket ettikleri anlaşıldığından, mahkemece davanın reddine karar vermek gerekirken kısmen kabul edilmiş olması doğru görülmemiş, bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 05.02.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy