(2709 S. K. m. 28) (4721 S. K. m. 24, 25) (5187 S. K. m. 1, 3)
Dava ve Karar: Davacı Veli K. vekili Avukat Taciser Ülkü Ilıca tarafından, davalı Hasan Ç. ve D. Gazetecilik AŞ aleyhine 16.5.2007 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırıdan doğan manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 18/1/2008 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan doğan manevi tazminat istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalılar tarafından temyiz olunmuştur.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasası'nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur.
Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.
Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yaran bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu olayda; davacı, 24.05.2006 günlü R. gazetesinde Danıştay'a saldırıların karanlık çete'lesi başlığı ile yayımlanan haberde Danıştay'a yapılan saldırıyı azmettirdiği düşünülen Muzaffer Tekin ile arasında bağlantı kurulmaya çalışıldığını, bu kişi ile arasında askerlik kimliklerinden başka ortak noktaları bulunmadığını, bir protesto gösterisinden alınmış olan selamlaşmadan ibaret bir fotoğraftan yola çıkılıp Susurluk davası ile bağlantı aranarak davaya bakan mahkemenin yanıltılmaya çalışıldığını, izni olmadan fotoğrafı da basılmak suretiyle kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürerek manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalılar ise, Danıştay saldırısı çerçevesinde ortaya çıkan tüm gelişmelerin resmi makamların verdiği bilgiler ışığında kamuoyuna aktarıldığını, Danıştay saldırısının azmettiricisi olarak tutuklanan Muzaffer T.'in 26.05.2006 günlü ifadesinin 4. sayfasında yer alan Danıştay saldırganı Alparslan A.'ın babası İdris A.'ın ifadesinde; oğlunun 4-5 aydır Ulusal Haber ve Vatansever Kuvvetler Güçler Birliği hareketi ile bağlantılı olduğunu Veli K. ve Muzaffer T. ile bu dernek aracılığı ile tanıştıklarını, bu saldırıda derneğin ve bu kişilerin baskısı olabileceği kanısında olduğu biçiminde açıklama yaptığını, davacı ile Muzaffer T.'in telefon görüşmelerinin emniyetçe belirlendiğini, birlikte çekilmiş fotoğraflarının bulunduğunu, Ümraniye'de evinde el bombaları bulunan kişinin davacı ve Muzaffer T.'in sürekli bağlantı halinde olduğuna ilişkin ifade verdiği, bu delillerin haberin görünür gerçeğe uygun olduğunu gösterdiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir. Yerel mahkemece, fotoğrafı da yayımlanarak Danıştay saldırısının içerisindeymiş gibi algılanacak biçimde yayımlanan haberin, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu benimsenerek, davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulmalarına karar verilmiştir.
Dava konusu Danıştay'a saldıranların karanlık çete'lesi başlıklı yayında Cumhuriyet gazetesini bombalayan ve Danıştay'da bir hakimi öldürüp dördünü de yaralayan çetenin bağlantılarının kısa sürede ortaya çıktığı, tetikçi Alparslan A.'ı yönlendirdiği gerekçesiyle sorgulanan Muzaffer T.'in ilişkilerinin şema şeklinde gösterilerek fotoğrafı da basılmak suretiyle davacının Susurluk skandalına adı karışan en üst rütbeli komutan olduğu Çatlı ve Yeşil kod adlı Mahmut Y. ile ilişkisinin tespit edildiği, Muzaffer T. ile çekilmiş fotoğraflarının ve görüşmelerinin saptandığı belirtilmiştir.
Dosyadaki kanıtlara göre, davacının Danıştay saldırısını düzenleyen Alparslan Arslan'ın azmettiricisi olarak gözaltına alınan Muzaffer T. ile birlikte çekilmiş fotoğraflarının bulunduğu ve telefon görüşmeleri yaptığı, Alparslan A.'ın babasının ifadesinde davacının adı da geçmiş olup saldırıda etkili olabileceğinin ifade edildiği anlaşılmaktadır. Dava konusu yayının yapıldığı günde davacının Cumhuriyet gazetesine ve Danıştay'a yapılan saldırı olayları ile bağlantısı bulunmasa da yargılama sırasında Ergenekon Davası olarak adlandırılan dava nedeniyle çete üyesi olarak tutuklandığı, Cumhuriyet gazetesi ve Danıştay saldırılarına ilişkin davaların Ergenekon Davası olarak adlandırılan dava ile birleştirilmesinin gündeme geldiği anlaşılmaktadır
Şu durumda yerel mahkemece, olayın gelişen bu durumu gözetilerek, dava konusu yayının görünür gerçeğe uygun hale geldiği sonucuna varılıp istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olmaları usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA; bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 30.01.2009 gününde oybirliği ile verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy