(4721 S. K. m. 24) (818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı Bahar Eyüboğlu vekili Avukat Mehmet Can tarafından, davalı Yavuz Şahin aleyhine 22/01/2007 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 11/03/2008 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili, duruşmasız olarak da davacı vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 17/03/2009 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı vekili Av. Serkan Eroğlu geldi, karşı taraftan davacı vekili gelmedi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
Karar: Dava, kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkin olup mahkemece, istemin bir bölümü kabul edilmiş, karar taraflarca temyiz olunmuştur.
Davacı, davalı ile davetliler huzurunda düğün töreni yaparak evlendiklerini, bir süre aynı evde kaldıklarını, davalının nikah yapmayarak kendisini evden kovduğunu belirterek davalıdan manevi tazminat alınmasını istemiştir.
Davalı ise, davacı ile görücü usulü ile tanışıp evlenmeye karar verdiklerini, emniyet mensubu olması nedeniyle izin için başvurduğunu, iznin uzun sürebileceği düşüncesiyle anlaşarak resmi nikah işlemleri daha sonra yapılmak üzere düğün töreni yaptıklarını, aynı evi paylaştıklarını ve davacının kusuru nedeniyle birleşmenin meydana gelmediğini, kendi rızası ile evi terk eden davacının, görüşmelere rağmen eve dönmediğini, asıl mağdur olan tarafın kendisi olduğunu, olayda davacının tam kusurlu bulunduğunu savunarak haksız davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tarafların resmi nikah olmaksızın düğün töreni yaparak aleni şekilde evlendikleri, davalının resmi nikah kıydırmadığı gibi davacıyı evden ayrılmaya zorlayarak onurunu incittiği, toplumda evlenmiş, ayrılmış dul bir bayan gözüyle bakılmasına neden olarak kişilik haklarına ve sır alanına saldırıda bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davacının doğum tarihi 03/06/1988 olup düğün töreni 02/09/2006 gününde gerçekleştirilmiştir. Tören sırasında davacı 18 yaşını tamamlamış ergin bir kişidir. Davacı tören sonrası davalıya ait evde 29/10/2006 gününe kadar kendi rızasıyla kalmıştır. Nikah işlemlerine dair hazırlık aşamasında, davacı yine kendi rızasıyla anne ve babasıyla birlikte davalının evini terk ederek gitmiştir. Davacıya düğün töreni için veya aynı evde kalması için baskı ve cebir yapılmadığı gibi tarafların da bu konuda aksine bir iddiaları da yoktur.
Davacı haklarını koruyabilecek, kendi kararlarını anlayabilecek yaştadır. Davalının soruşturma yapılması savunması ile davacının iradesini sakatlayarak nikahsız düğün töreni yapılmasına ikna ettiğine yönelik iddiaların kabulü de, dosya kapsamına ve hayatın olağan şartlarına uygun düşmemektedir. Kaldı ki, davacı bu iddiaların doğruluğunu araştırabilir ve sonucuna göre nikahsız tören yapılmaması yönünden iradesini ortaya koyabilirdi. Bunun aksine tarafların rızasıyla, kalabalık davetliler huzurunda düğün töreni gerçekleştirilmiştir.
Manevi zarar, kişilik değerlerinde oluşan objektif eksilmedir. Duyulan acı, çekilen ızdırap manevi zarar değil onun görüntüsü olarak ortaya çıkabilir. Acı ve elemin manevi zarar olarak nitelendirilmesi sonucu tüzel kişileri ve bilinçsizleri; öte yandan acılarını içlerinde gizleyenleri tazminat isteme haklarından yoksun bırakmamak için yasalar, manevi tazminat verilebilecek olguları sınırlamıştır. Bunlar, kişinin ve ailenin onur ve saygınlığına yönelik suçlar, kişilik değerlerinin zedelenmesi, isme saldırı, nişan bozulması, evlenmenin feshi, bedensel zarar ve öldürme ile kişilik haklarının zedelenmesidir.
MK. 24 ve BK. 49'da belirlenen kişisel çıkarlar, kişilik haklarıdır. Kişilik hakları ise, kişisel varlıkların korunmasıyla ilgilidir. Kişisel varlıklar, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru ve sır alanı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir.
Somut olayda, davacı kendi rızası ve bir takım ihmali hareketlerle olayların gelişimine neden olmuştur. Sorumluluk kuralları çerçevesinde hiç kimse kendi kusurlu hareketleriyle neden olduğu zararlarının tazminini isteyemez. Şu halde, manevi tazminat şartları oluşmadığı gerekçesiyle istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde görülmeyen yazılı gerekçeyle davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının tüm, davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalı yararına takdir olunan 625,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ve davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 17.03.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy