(2709 S. K. m. 12) (4721 S. K. m. 24, 25) (818 S. K. m. 49)
Dava ve Karar: Davacı R. T. E. vekili Avukat F. Ş. tarafından, davalı E. Ç. aleyhine 05/03/2009 gününde verilen dilekçeyle tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 30/06/2009 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan raporla dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Sonuç: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 05.05.2010 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, görsel yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiş; hükmü, davacı temyiz etmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ART Televizyonunda 08.02.2009 tarihinde yayımlanan Ankara Rüzgarı isimli programda, davalı E. Ç. dava dışı M. B. arasında diyalog şeklinde geçen konuşmada, davalı E. Ç.'ın ulan sen kimsin, ne yapacaksın orada, dövecek misin adamı, 86 yaşındaki adamı orada dövecek misin ? sonra kim alkışlayacak seni ? ya M. kepazeliğe bak ya şeklindeki ifadelerle Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Başbakanı ve Ak Parti Genel Başkanı davacı R. T. E.'a düşünce açıklama kapsamında değerlendirilemeyecek ve eleştiri sınırlarını aşacak şekilde yakışıksız, kaba, argo bir üslupla ulan biçiminde hitap etmesi, utanmaz, rezil, gülünç anlamında kepaze demek suretiyle aşağılamaya ve halkın gözünde küçük düşürmeye çalıştığı, böylece davacının kişilik haklarına açıkça saldırarak Borçlar Kanunu'nun 49 uncu maddesine aykırı davranıldığını ileri sürerek manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
Davalı vekili cevabında kısaca; davalı E. Ç.'ın M. B.la sundukları Ankara Rüzgarı adlı programda, davacı R. T. E.'ın, İsrail Cumhurbaşkanı Ş. P.'i hedef alarak Diplomatik davranmasam başka bir şey yapardım şeklindeki demeciyle ilgili yaptığı yorumlarda, davacıya karşı herhangi bir hakaret veya tahkir ve tezyif edici beyanda bulunmadığını, ulan ve kepazelik kelimelerinin davacıyı nitelemek için kullanılmadığını, ulan kelimesinin ey, a, a
, vay, vay anlamında kullanıldığını, yapılan eleştirilerin davacının Davos'ta yarattığı olay ve sonrasında verdiği beyanlara ilişkin olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk derece mahkemesince; TV programındaki konuşmaların eleştiri ve yorum niteliğinde olduğu, davacının işgal ettiği makam itibariyle ağır da olsa eleştirilere katlanmak zorunda olması gerektiği, davacıyı kasten aşağılama ve küçük düşürme amacıyla yapılmadığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiş, Dairemiz sayın çoğunluğunca yerel mahkeme kararı hukuka uygun bulunarak onanmıştır.
Bilindiği üzere; basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümüyle Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddelerinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Borçlar Kanunu'nun 49 uncu maddesi ile de şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişinin hakları hükme bağlanmıştır.
Somut olayımızda; ART Televizyonunun 08.02.2009 tarihinde yayımlanan davalı E. Ç.'la dava dışı M. B. arasında diyalog şeklinde geçen Ankara Rüzgarı isimli programda, kamuoyunun yakından izlediği Davos zirvesinde Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı davacı R. T. E.'la İsrail Cumhurbaşkanı Ş. P. arasında meydana gelen olayla sonrasında davacının demecinin konu edildiği konuşmalar esnasında, davalının Bir başbakan diplomatik davranmasam ben ona başka bir şey yapardım diyor orda ya. Ulan sen kimsin, ne yapacaksın orada, dövecek misin adamı, 86 yaşındaki adamı orada dövecek misin ? sonra kim alkışlayacak seni ? ya M. kepazeliğe bak ya şeklinde ifadeler kullandığı hususunda çekişme yoktur. Uyuşmazlık davalının konuşmasında geçen ulan ve kepazelik kelimelerinin davacının kişilik hakkına saldırı teşkil edip etmediği noktasında toplanmaktadır. Öncelikle bu sözlerin kelime anlamına bakmak icap etmektedir. Ulan kelimesi çok kaba biçimde öfkeyle nefreti belirten ve anlatan bir sözdür. Yargıtay 2. Ceza Dairesi; 16.11.2005 gün, 2004/9137 Esas ve 2005/25385 Karar sayılı ilamında, gel ulan buraya diyen sanığın sövme suçunu işlediğini kabul etmiştir. kepazelik kelimesi de niteliksiz, değersiz, utanmaz, rezil ve gülünç manalarında kullanılmaktadır. Hadise bu çerçevede değerlendirildiğinde, kullanılan kelimeler davacının kişilik hakkına saldırı teşkil ettiği duraksamaya yer bırakmayacak şekilde açıktır. Hakaret ve sövme suçunu meydana getiren bu kelimeleri ağır eleştiri olarak kabul etmek; hukuka, hak ve nesafete uymamakta, siyasetçilerin, başbakanların, bakanların hakaret ve sövmeye katlanmak zorunda olduğu gerekçesini ileri sürmek Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının Temel haklar ve Ödevler başlıklı ikinci kısmının Genel Hükümler başlıklı birinci bölümünün 12 nci maddesine aykırı olup, insan haklarını ihlal etmekte, toplumdaki çekişme ve kavgayı özendirmekte, sevgi, saygı ve nezaket kurallarını ortadan kaldırmaktadır. Yargı bu gibi söz ve davranışları koruyamaz. Aksi halde bunların sonucunda toplumda meydana gelen huzursuzluk ve olaylardan yakınamaz. Eleştirilerin uygun üslup ve cümlelerle daha etkili bir biçimde yapılması mümkün iken, reyting getirmeyi güden bu yolun seçilmesi kamuoyunda tartışmalara ve gerginliğe yol açmaktadır. Kanaatimizce, eleştirinin dile getirilişinde özle biçim arasında denge bozulmuş, zorunlu olmayan, amacı aşan ve toplumumuzun genelince kabul edilemeyecek şekilde aşırıya kaçan hakaret ve sövme suçunu oluşturan sözcükler kullanılmıştır. Bu durumda, hakkın sınırları aşılmış ve hukuka uygunluk sebebi ortadan kalkmış, Borçlar Kanunu'nun 49 uncu maddesinde öngörülen tazminat koşulları gerçekleşmiştir.
Açıklanan nedenlerle, mahkemece uygun görülecek bir manevi tazminata hükmedilmesi için yerel mahkeme kararının bozulması görüşünde olduğumuzdan, davanın reddine dair kararın onanması yönündeki sayın çoğunluğun kararına katılmıyoruz. 05/05/2010 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy