(818 S. K. m. 43, 44)
Dava: Davacı Sağlık Bakanlığı vekili tarafından, davalı A. Ü. N. aleyhine 05/10/2006 gününde verilen dilekçe ile rücuen tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 27/05/2009 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Davacı Sağlık Bakanlığı, davalı doktorun haksız eylemi nedeniyle ölen küçüğün anne ve babası tarafından hizmet kusuruna dayanılarak idare mahkemesinde açılan dava sonunda ödemek zorunda kaldığı tazminatın rücu yolu ile alınmasını istemiştir. Yerel mahkemece istem kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur.
Dava konusu olayda; SSK Adapazarı Hastanesi'nde görevli uzman çocuk doktoru olan davalı, 27.12.2002 günü anne ve babası tarafından ishal şikayeti ile acil servise getirilen 6.5 aylık Mehmet Can'ı muayene etmiş ve yatarak tedavi edilmesi gereken çocuğu, hastane çocuk servisinde yer olmadığı gerekçesiyle evine geri göndermiş, çocuk 4.5 saat sonra alt solunum yolu enfeksiyonu nedeniyle yaşamını yitirmiştir.
Davalı doktor hakkında, bu eylem nedeniyle açılan ceza davasında alınan Adli Tıp 5. İhtisas Kurulu'nun 05.05. 2003 günlü raporunda, davalı doktorun 1/8 oranda kusurlu olduğu, kalan kusurun ise hizmetin ve sistemin işleyişinden kaynaklandığı belirtilmiş; davalının itirazı üzerine Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu'ndan alınan 26.08.2005 günlü raporda;
çocuğun alt solunum yolu enfeksiyonu, gastroenterit sonucu öldüğü, mevcut tablosu ile gerekli sıvının damar yolu ile verilmesi ve klinik tablosunun düzeltilebilmesi için yatırılması gerekirken tedavi önerisi ile sanık tarafından evlerine gönderilmesi nedeniyle sanığın kusurlu olduğu ancak ölüm olayının çok kısa bir süre içinde meydana gelmiş olmasının da nazara alınarak sanığa 2/8 oranında kusur atfedilebileceği
belirtilmiştir. Ceza mahkemesince 2/8 kusurlu olduğu saptanan davalının cezalandırılmasına ilişkin kararın henüz kesinleşip kesinleşmediği anlaşılamamaktadır.
İdare mahkemesince verilen 01.12.2005 günlü kararda; ceza davasında Adli Tıp Kurumu'ndan alınan ilk rapora göre ölüm olayında doktorun 1/8 oranında kusurlu olduğu, geri kalan kusurun ise hizmetin ve sistemin işleyişinden kaynaklandığını, davalı idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğu kanaatine varıldığı' gerekçesi ile ölen çocuğun anne ve babasının maddi ve manevi tazminat isteminin bir bölümü kabul edilmiş ancak, temyiz edilen bu karar henüz kesinleşmemiştir.
Bu durumda, davalının kusurlu olduğunun saptandığı ceza ve idare mahkemesi dosyaların kesinleşmesinin beklenilmesi; bu dosyaların beklenilmesine gerek duyulmaması durumunda, üniversitelerden birinin ilgili bölümden seçilecek üç kişilik bilirkişi kurulundan davalının kusurlu olup olmadığı, kusurlu ise hangi oranda kusurlu olduğu yönünde rapor alınmalı; ayrıca, Borçlar Yasası'nın 43 ve 44. maddelerinin davalı yararına uygulanıp uygulanamayacağı tartışılıp değerlendirilerek varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilmeyerek, davacı İdare'nin ödediği tazminatın tümünden davalının sorumlu tutulması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA; bozma nedenine göre öteki yönlerin incelenmesine şimdilik yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 01.07.2010 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy