(818 S. K. m. 44)
Dava: Davacı M. K. vekili Avukat A. A. tarafından, davalı Maliye Hazinesi ve diğeri aleyhine 29.09.2006 gününde verilen dilekçe ile maddi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın reddine dair verilen 03.06.2009 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili; duruşmasız olarak da davalılardan A. H. G. vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 15.12.2009 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av. A. C. ile karşı taraf davalılardan A. H.G. vekili Av. U.E. G. ve davalı Maliye Hazinesi vekili Av. H. S. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Davacının süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: 1- Davacının, davalılardan A. H. G.'e yönelik temyiz isteminin bulunmamasına göre kararı katılma yolu ile temyiz eden davalı A. H. G.'ün temyiz hakkı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, davalı A. H. G.'ün temyiz dilekçesinin reddine karar verilmelidir.
2- Davacının, davalı Hazine'ye yönelik temyiz itirazına gelince; dava, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle uğranılan maddi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istem reddedilmiş; karar, davacı ile davalılardan A. H. G. tarafından temyiz olunmuştur.
Yerel mahkemece, davacının iyi niyetli sayılamayacağının tapu iptali ve tescil davasına ilişkin kararın Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 15.06.2004 gün ve 2004/4315-7253 sayılı bozma kararı ile belirlendiği; tapu malikinin damadının, kiracısı tarafından yaralanması ile sonuçlanan olaydan davacının da haberdar olduğu; davacının, dava konusu yer çevresinde taşınmaz sahibi olması ve damadının da aynı çarşı içinde kuyumculuk ile uğraştığı belirtilerek ağır kusurlu olduğu ve kendi kusurundan yararlanamayacağı gerekçesiyle Hazine'ye yönelik davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya kapsamından; dava konusu taşınmazın tapuda dava dışı N. Ç. adına kayıtlı olduğu; 1306 (1890) doğumlu olup 01.02.1968 gününde öldüğü; diğer yandan tapu kaydındaki resmi belgelerden imza atamadığı ve mühür kullandığının belli olduğu; adı geçenin taşınmazının satışı konusunda 15.10.1990 günlü sahte vekaletnamenin düzenlendiği ve vekaletnamede N. Ç.'in doğum tarihinin 1926 olarak yer aldığı; vekaletnamenin ekindeki nüfus cüzdanı örneğinin ise Bursa'da düzenlendiğinin yazılı bulunduğu; ancak mührün Yalova İline ait olduğu; vekil A. K.'nın dava dışı kişileri tevkil ettiği ve son vekil M. Ş. Ö. tarafından 01.11.1990 günlü vekaletnameye dayalı olarak 02.11.1990'da dava dışı Mehmet Doğan'a; onun adına vekaleten M. S. G. tarafından da 27.05.1991 gününde davacıya satıldığı; vekil M. Ş. Ö.'ın satış için tapu idaresine ilk başvurduğunda, tapu malikinin kayıtlarda yer alan ve 1306 olan doğum tarihinin vekaletnamelerde 1926 olduğunun fark edilerek memur tarafından işlem yapılmadığı; bunun üzerine vekaletnamedeki tarihin sahte olarak düzenlenen 01.11.1990 günlü vekaletname ile düzeltildiği; düzeltme işleminde mühür bulunduğu; ancak, imza bulunmadığı; sahte nüfus cüzdanı ile vekaletnameler yönünden aldatma yeteneğinin (iğfal kabiliyetinin) olmadığı anlaşılmaktadır.
Somut olayda, kayıt malikinin sahte işlemin gerçekleştirildiği 02.11.1990 gününde yüz yaşında olduğunun ve imza yerine mühür kullandığının tapudaki kayıt ve belgelerle saptanabileceği; diğer yandan, sahte vekaletnameye ekli nüfus cüzdanındaki veriliş yeri ile mührün ait olduğu yere ilişkin çelişkinin çıplak gözle belirlenebileceği; gerçekten, tapu kayıtlarından vekaletnamede yer alan doğum tarihine ilişkin farklılığın saptanarak ilk başvuruda işlem yapılmadığı; memurun uyarısından sonra işleme dayanak alınan vekaletnamedeki doğum tarihinin belge üzerinde düzeltilerek yapıldığı; oysa bunun, ancak yeniden evrak düzenlenmesi sureti ile yapılabileceği ve Noterlik Yasası'nın 81/2. maddesine açık aykırılık teşkil ettiği anlaşılmaktadır.
Açıklanan tüm bu olgular, tapu sicilinin tutulması nedeniyle kusursuz sorumluluğu bulunan Hazine yönünden ağır kusur niteliğindedir. Yerel mahkemece de Hazine'nin kusurlu olduğu kabul edilmiş; ancak, davacının daha ağır kusurlu bulunduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Dava konusu taşınmaz, sahte nüfus cüzdanı ve sahte vekaletnameler ile 02.11.1990 günü satılmış ve yolsuz tescil bu tarihte gerçekleşmiştir. Davacı, yolsuz tescilden sonra ve 27.05.1991 gününde taşınmazı satın alan üçüncü kişi durumundadır. Yolsuz tescile konu işlemlerde, davacının bir eylemi veya katkısı da bulunmamaktadır. Aksine, tapu görevlilerinin yukarıda açıklanan biçimdeki ağır kusurları nedeniyle gerçek durumu yansıtmayan sicil meydana gelmiştir. Gerçek hak sahipleri tarafından, taşınmazı satın alan davacıya karşı açılan davada ise; davacının, yolsuz tescile konu olayları bilebilecek durumda olması nedeniyle iyi niyetli sayılamayacağı kabul edilmiş ve aleyhine karar verilmiştir. Davacının, yolsuz tescili gerçekleştiren dava dışı üçüncü kişilerle el ve iş birliği içerisinde davrandığına ilişkin kanıt bulunmamaktadır. O halde, tapu sicilinin tutulmasından dolayı kusursuz sorumlu olan Hazine'ye göre daha ağır kusurlu olduğu kabul edilemez. Ancak, saptanan ve mahkemece de benimsenen olgular; tazminatın kapsamını (zararın miktarını) belirlenmesi yönünde bölüşük kusur olarak değerlendirilebilir.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davalı Hazine'nin giderim sorumluluğu bulunduğu sonucuna varılıp zarar kapsamı belirlendikten sonra Borçlar Yasası'nın 44/1. maddesi uyarınca uygun bir indirim yapılmak suret ile karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile istemin tümden reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın davalı Hazine'ye ilişkin bölümünün yukarıda 2 sayılı bentte gösterilen nedenle davacı yararına BOZULMASINA; davalılardan Ali Haydar Gözübüyük'ün temyiz dilekçesinin ilk bentteki nedenlerle reddine ve temyiz eden davacı yararına taktir olunan 625.00 TL. duruşma avukatlık ücretinin davalı Maliye Hazinesi'ne yükletilmesine ve temyiz eden taraflardan peşin alınan harçların istekleri halinde geri verilmesine, 15.12.2009 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY: Dava; tapu sicilinin hatalı tutulması nedenine dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karar davacı ile davalılardan A. H. G. tarafından temyiz olunmuştur.
Dava konusu taşınmaz tapuda dava dışı N. Ç. adına kayıtlı olup bu şahıs 1968 tarihinde öldüğü halde 1990 tarihinde sahte vekaletname düzenlenerek önce dava dışı M. D.'a, 25.05.1991 tarihinde de davacıya satıldığı, ilk kayıt malikinin mirasçıları tarafından davacı aleyhine Bursa 6. Asliye Hukuk Mahkemesinde tapu iptali ve tescil davası açıldığı, mahkemece ilk kararda davanın reddine karar verildiği, ancak Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin kararı ile, özetle davalı Mümin'in dosya kapsamına göre olayları bilmediğini kabul etmek ve onu iyi niyetli malik olarak değerlendirmenin mümkün olmayacağından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği nedeniyle bozulması üzerine mahkemece bu bozma kararına uyularak ve davalı (bizim dosyamızda davacı) Mümin'in iyi niyetli alıcı sayılmadığı nedenine dayanılarak davanın kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Şu durumda, dairemiz çoğunluğunun bozma gerekçesinde belirtilen tapu sicil görevlilerinin de olayda ihmallerinin bulunduğu yolundaki belirleme doğru olmakla birlikte davacının ağır kusuru nedeniyle illiyet bağı kesileceğinden, yerel mahkemenin davanın reddine ilişkin kararının hukuka uygun olduğu düşüncesinde olduğumdan bozma kararının 2. bendindeki çoğunluk görüşüne katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy