(818 S. K. m. 60, 126) (765 S. K. m. 102)
Dava ve Karar: Davacı E. B. Ö. vekili Avukat T. Y. tarafından, davalı A. Ş. aleyhine 05/04/2007 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 10/09/2009 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 25/01/2011 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Avukat H. B. K. ile karşı taraftan davalı vekili Avukat H. Ö. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.
Davacı, elinde soda şişesi patlayıp parmağı yaralanınca Kayseri Devlet Hastanesi'ne bağlı Belsin Semt Polikliniğine gittiğini, burada görevli olan davalı doktorun gerekli tedaviyi yapmaması nedeniyle sağ elinin bir kısmının sakat kaldığını iddia ederek, uğradığı maddi ve manevi zararın ödetilmesini istemiştir.
Davalı ise, davanın zamanaşımından ve esastan reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece, taraflar arasında vekalet sözleşmesi bulunduğu, dava tarihinde, tedavi tarihi olan 3.5.2001 gününden itibaren Borçlar Yasası'nın 126. maddesinde öngörülen 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesiyle istem reddedilmiştir.
Dava, niteliği itibariyle haksız eylemden kaynaklanmakta olup zamanaşımı süresinin Borçlar Yasası'nın 60/2 ve Türk Ceza Yasası'nın 102. maddelerine göre belirlenmesi gerekir. Davalının ceza mahkemesinde yargılandığı gözetildiğinde, olayda uygulanacak zamanaşımı süresi 5 yıldır. Davalının görevi savsamak suçundan cezalandırılmasına ilişkin ceza mahkemesi kararı 11.10.2006 günü verilmiş olup Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 10.04.2009 günlü kararı ile ceza davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmiştir. Eldeki davanın açıldığı 05.04.2007 günü ceza mahkemesi kararı henüz kesinleşmemiş olup davacının ceza davasına katılarak tazminat isteme hakkı bulunduğundan, 5 yıllık ceza zamanaşımı süresi geçmiş olsa bile zamanaşımından söz edilemez. Kaldı ki, zararın tamamını sürekli iş göremezlik oranının saptanmasına ilişkin Adli Tıp Kurumu'nun 31.12.2007 günlü raporu ile öğrenmiş olan davacı, bu rapor tarihinden önce eldeki davayı açtığından zamanaşımı süresi geçmemiştir.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek işin esası incelenip varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve temyiz eden davacı yararına takdir olunan 825,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 25.01.2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken (görevlerini yaparken) kusurları sonucu şahıslara zarar vermelerinden kaynaklanan ve zarar gören şahısların kamu görevlileri aleyhine adli yargıda açtıkları tazminat davasıdır.
Anayasa'nın 129/5. maddesindeki Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabilir hükmü ile buna paralel olarak düzenlenmiş olan 657 sayılı Devlet Memurları Yasası'nın 13. maddesi hükmünün açık, net ve amir olması, bu düzenlemeler gereğince kamu görevinden dolayı zarar gören kişilerin ancak idare aleyhine idari yargıda dava açabileceği, kamu görevlisi aleyhine adli yargıda dava açılmasının ve açılacak bu davalarda kamu görevlisinin kişisel kast veya kusurunun araştırılmasının mümkün olmaması, yasa hükümlerine aykırı yorum ve uygulama yapılamayacağı, idari yargının görevine giren davaların kamu düzenine aykırı sonuç doğuracak şekilde adli yargıda görülemeyeceği, kamu görevlileri hakkında adli yargıda kişiler tarafından açılan tazminat davalarının kast ve kusur araştırması yapılmaksızın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz. 25/01/2011
NOT: KONUNUN ÖNEMİ GEREĞİ YEREL MAHKEME İLAMINA AŞAĞIDA YER VERİYORUZ.
KAYSERİ
3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Esas Numarası: 2007/206
Karar Numarası: 2009/348
Karar Tarihi: 10.09.2009
Mahkememizde görülmekte bulunan Tazminat davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, gereği düşünüldü:
Davacı vekili 05.04.2007 tarihli dilekçesinde özetle, müvekkilinin 03.05.2001 tarihinde elinde soda şişesi patlaması sonucu parmağındaki yaralanma sebebiyle Kayseri Devlet Hastanesine bağlı Belsin Semt Polikliniğine başvurmuş görevli nöbetçi doktor A. Ş. tarafından müvekkili ile ilgilenmediğini, pansumancıya talimat vererek bir şey yok dikin gitsin dediğini, bir ay sonra parmağında uyuşma ve hareket kısıtlılığı oluştuğunu, tekrar davalıya gittiğini davalının önemli bir şey yok iltihap olduğunu söylemesi üzerine Kayseri Devlet Hastanesine başvurarak Dr. Z. K.'ün muayenesi sonucu elinde iki adet lif koptuğunu hemen ameliyat edilmesi gerektiği ameliyattan sonra da elinde fonksiyon bozukluğu olduğunu, zamanında tedavi edilseydi sakat kalmayacağını belirttiğini, davalının kişisel kusuru ve ihmali tutumu nedeniyle müvekkilinin kalıcı sakatlığa düşmesine sebebiyet verdiğinden 20.500.00 TL maddi 10.000.TL manevi olmak üzere toplam 30.500.00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde, müvekkiline yapılan tebligatın geçersiz olduğunu, zira dava dilekçesinin hastanenin yetkili olmayan görevlisine tebliği edildiğini bu nedenle ıttıla kesbetmekle süresinde cevap verildiğini ileri sürdükten sonra, davanın görevsiz mahkemede açıldığını, müvekkilinin doktor olarak çalışan devlet memuru olduğunu, idare mahkemesinin görevli olduğunu, öncelikle görevsizlik kararı verilmesini, aksi taktirde, davanın zamanaşımına uğramış olması nedeniyle reddine karar verilmesini savunmuştur.
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 3. ihtisas dairesinden alınan 23.06.2004 tarih ve 2481 sayılı heyet raporu ile mağdurenin elinde soda şişesi patlaması sonucu gittiği semt polikliniğinde müdahale eden doktorun tendom kesişini teşhis etmediğini, muayenesinde de kesiyi anlayamadığını aynı ilde el cerrahi uzmanı bulunmasına rağmen sevk etmediği ve sonuçta şahısta kalıcı fonksiyon bozukluğuna sebebiyet verdiğini, kusur oranının 4/8 olduğunu bildirmiştir. Yüksek Sağlık Şurası 12.05.2006 tarih ve 11355 sayılı raporunda tendom kesişini teşhis edemeyen Dr. Ali Ş.' in 1/8 oranında kusurlu olduğunu belirtmiştir. Kayseri 1. Asliye ceza mahkemesinin 2002/437 esas, 2006/783 karar sayılı dosyası celp edilip incelenmesinde, görevi ihmal suçundan verilen cezanın zaman aşımına uğraması sebebiyle Yargıtay'dan kamu davasının düşürülmesine karar verildiği görülmüştür.
Tebligat Yasasının 18. maddesi uyarınca tebliğ yapılacak şahıs otel, pansiyon, hastane, tedavi veya istirahat evi, fabrika, mektep, talebe yurdu, resmi veya hususi daire veya müessese gibi içine serbestçe girilemeyen veya arananın kolayca bulunması mümkün olmayan bir yerde bulunuyorsa, tebliğin yapılmasını o yeri idare eden veya muhatabın kısım amiri temin eder. Bunlar tarafından muhatap derhal bulundurulamaz veya tebellüğden imtina ederse yahut da diğer bir sebeple tebliğin temini mümkün olmazsa tebliğ o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısım amirine yapılır ilkesini getirmiştir. Tebligat, açıklanan yasaya aykırı olarak (Servis memuru Necati'ye) yapılmıştır. Bu yön, kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir. Tebligatın usulsüzlüğü göz önünde tutulduğunda davalının cevap süresinin süresinde olduğunun kabulü gerekmiştir.
Davalı vekili, cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunmuştur.
Davacı sağlık kuruluşunda yanlış tedavi sonucu nazara uğradığı iddiasıyla tedavi uygulayan doktoru dava ederek maddi ve manevi tazminat isteğinde bulunmuştur.
Doktor meslek ve sanatını icra eden bir kimsedir. Hasta muayene ve tedavi için kendisine müracaat ettiğinde ve doktor muayene ve tedaviye başladığı anda akdi bir ilişki kurulmuş olur. Bu ilişki hukuken BK.nun 386. maddesinin 2. fıkrası uyarınca vekalet akdidir. Borçlar Kanununun 126. maddesine göre vekalet akdine dayanan davalar 5 yıllık zamanaşımına tabidir. Doktorun serbest çalışan bir doktor olması veya bir kurum veya kuruluşun doktoru olması bu hukuksal durumu değiştirmez. O halde kurum doktoru ile davacı sigortalı arasındaki ilişkinin vekalet akdi ilişkisi olduğu gözetilerek olaya B.K. 126 maddesi uyarınca 5 yıllık zamanaşımının uygulanması halinde tedavinin 03.05.2001 tarihinde yapıldığı ve davanın 05.04.2007 tarihinde aradan 5 yıldan fazla süre geçtikten sonra açılması nedeniyle davanın zamanaşımı yönünden reddi cihetine gidilmiştir.
HÜKÜM: Davanın REDDİNE,
Alınması gerekli 15,60 TL karar harcının peşin alınan 411,80 TL den mahsubu ile fazla alınan 396,20 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine,
Davalı lehine taktir edilen 3.450.00 TL nispi ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Davacının yapmış olduğu masrafların üzerinde bırakılmasına,
Dair, Tarafların her biri için kendilerine gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde mahkememize veya mahkememize denk başka yer mahkemesine verecekleri bir dilekçe ile Yargıtay'a temyiz kanun yoluna başvurma hakkı açık olmak üzere karar verildi. 10.09.2009 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy