(1086 S. K. m. 74)
Dava: Davacı S. Ç. vekili tarafından, davalı M.A. ve diğerleri aleyhine 11.8.2000 gününde verilen dilekçeyle tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 9.6.2009 tarihli kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili ve davalılardan A... İnş. Mal. İnş. İmalat A.Ş ve M.A. vekili, duruşmasız incelenmesi de davalı C. B. vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 16.2.2010 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili gelmedi, karşı taraf davalılardan M.A. ve A. İnşaat Mal. İmalat A.Ş vekilleri ve davalı C. B. vekili geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: 1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının tüm, davalıların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Davalıların diğer temyiz itirazlarına gelince;
a) Davacı, 17.8.1999 günü meydana gelen depremde binanın çökmesi sonucu binadaki bağımsız bölümünün yıkıldığını, bu binanın davalılar tarafından yapıldığını, zararın oluşumuna davalıların hukuka aykırı eylemlerinin sebep olduğunu belirterek, uğradığı maddi zararın ödetilmesini istemiştir.
Davalılar ise, sorumluluklarının bulunmadığını ileri sürerek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, taraflarca temyiz olunmuştur.
Davacı vekili 22.12.2003 tarihli oturumdaki imzalı açıklamasında, dava dilekçesinde istediği 20.000 YTL'nin sadece bağımsız bölüm bedeli olduğunu, bağımsız bölüm içinde yok olan eşyadan da söz edilmiş ise de eşyaya ilişkin istemi bulunmadığını belirtmiştir. Yerel mahkemece, davacının bu açıklaması ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 74. maddesinde yer alan yargıcın tarafların iddia ve savunmaları ile bağlı olup ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceğine ilişkin düzenleme gözetilmeyerek, davacının eşya zararının da kabul edilmiş olması, usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
b) Dava konusu bina A... 4 Sahil Sitesi'nde bulunmaktadır. Davalılardan C. B. bu binanın mimari proje yazarı (müellifi)dir. Binanın yıkılmasından dolayı sorumlu tutulabilmesi için mimari projede bir hata olması ve bu hatanın yıkımdaki etkisinin saptanması gerekir. Anılan davalı, ceza davasında A... 5 Sitesi'ndeki sorumluluğu sebebiyle cezalandırılmıştır. Mahkemece yapılacak iş, davalı C. B.'un davaya konu taşınmaz yönünden sorumluluğu bulunup bulunmadığı konusunda bilirkişiden rapor alınarak varılacak sonuca göre bir karar vermektir.
Yerel mahkemece açıklanan yön gözetilmeden, eksik inceleme ile karar verilmiş olması doğru olmadığından karar bu sebeple de bozulmalıdır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarda (2/a ve b) sayılı bentlerde gösterilen sebeplerle davalılar yararına BOZULMASINA; davacının tüm, davalıların öteki temyiz itirazlarının ilk bentteki sebeplerle reddine ve temyiz eden davalılar yararına takdir olunan 750,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine, davalılardan peşin alınan harcın istenmesi halinde geri verilmesine, 16.2.2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Uyuşmazlık, tüzel kişiliği olan şirket veya kurumlarda ortak, üye, temsilci ve çalışanların şirket veya kurumun işlem ve eylemleri sebebiyle şirket veya kurum yanında veya şirket veya kurumdan ayrı olarak dava açmalarının veya kendilerine karşı dava açılmasının mümkün olup olmadığı, diğer bir deyişle aktif davacı, pasif davalı husumet ehliyet ve sıfatlarının olup olmadığı hususlarından kaynaklanmaktadır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairemiz bilindiği gibi haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarına bakmaktadır. Çoğunluk görüşünün uygulamalarına göre, şayet yukarda açıklandığı gibi tüzel kişiliği olan şirket veya kurumların yetkilileri, çalışanları haksız fiili bizzat yapmışlarsa veya haksız fiilin meydana gelmesinde söz, imza ve fiilleri ile katkıda bulunmuşlar ise veya haksız fiil sebebiyle kusurlu görülüp ceza mahkemelerince mahkum edilmişler ise açılan hukuk davalarında şirket veya kurum yanında veya şirket veya kurumdan ayrı olarak sorumlu tutulmakta, dolayısıyla bunların pasif davalı ehliyet ve sıfatlarının bulunduğu kendilerine dava açılabileceği kabul edilmektedir. Ben sayın çoğunluğun bu görüşlerine katılmıyorum. Zira;
Şirket veya kurumların tüzel kişiliği vardır. Bu kişilik fiziki ve gerçek bir kişilik olmayıp hukuken kabul edilen hukuki bir kişiliktir. Tüzel kişilik olarak şirketlerin veya kurumların dava açmaları halinde davacı olma, kendilerine karşı dava açılması halinde ise davalı olma sıfatları, diğer bir deyişle aktif ve pasif husumet ehliyetleri vardır.
Tüzel kişilikleri olan şirket veya kurumların yukarda açıklanan ortak ve çalışanları tüzel kişi olan şirket veya kurumları oluşturan kişilerdir. Bunlar olmazsa şirket veya kurum tüzel kişi olarak hukuki kişilik kazanamaz. Tüzel kişi olarak şirket veya kurumun aktif ve pasif husumet ehliyeti olduğunu kabul ettiğimiz takdirde, (hukuken öyledir.) tüzel kişiliği oluşturan şirket veya kurum ortak ve çalışanlarının şirket veya kurumdan ayrı olarak aktif ve pasif husumet ehliyetlerinin olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Aksi halde bu kişilerin oluşturduğu ve tüzel kişi olarak hukuken kabul edilen şirket veya kurumun varlığını inkar etmiş oluruz. Diğer yandan, hem şirket veya kurumun hem de ortak ve çalışanlarının aktif ve pasif husumet ehliyetlerini kabul ettiğimiz takdirde kendi kendimizle tezata düşmüş oluruz.
Tüzel kişi olarak şirket veya kurumların varlığı hukuken kabul edilirken bunların hukuki kişiler gibi fiziki ve gerçek bir kişilikleri olmadığından şirket ve kurumlar işlem ve eylemlerini bizzat yapamayıp ortak ve çalışanları olan gerçek kişiler aracılığı (vasıtası) ile yaparlar. Dolayısıyla tüzel kişi olan şirket veya kurumu oluşturan ve hakiki kişi olan ortak ve çalışanların tüzel kişilik adına yapılan işlem ve eylemler sırasında meydana gelebilecek kasıt, kusur ve kabahatler tüzel kişi olan şirket veya kurumun kasıt, kusur ve kabahatini oluşturur.
Sonuç olarak, tüzel kişi olarak şirket veya kurum adına şirket veya kurumun ortak ve çalışanlarının yapmış olduğu işlem ve eylemlerden dolayı şirket veya kurum yanında veya onlardan ayrı olarak şirket veya kurumun ortak ve çalışanları kendi adına dava açamaz ve kendilerine karşı dava açılamaz ve sorumlu tutulamazlar. Diğer bir deyişle aktif ve pasif husumet ehliyetleri yoktur. Dolayısıyla, şirket veya kurumun ortak ve çalışanı konumunda olan davalı (lar) yönünden davanın reddine karar verilmesi düşüncesindeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy