(2709 S. K. m. 12, 17, 36) (4721 S. K. m. 24, 25) (818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı İsmail Kartal vekili Avukat İsmail Özoğul tarafından, davalı Hüseyin Taştan aleyhine 4/1/2008 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayet nedeni ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 23/12/2008 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, haksız şikayet nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Davacı, davalının yöneticilik yaptığı apartmanın kapıcısı olduğunu, kapıcı dairesini boşaltmasını sağlamak amacıyla davalının haksız eylemlerde bulunduğunu, hiç bir emare ve şüphe olmadan Polis Kolejinde okuyan oğlunu rencide edecek biçimde Emniyet Genel Müdürlüğü'ne verdiği dilekçe ile oturdukları apartmanın bitişiğinde bulunan SSK'ya ait boş binanın kapı ve pencere gibi malzemelerini çalıp apartmanın garajına sakladığı ve babasının yerine tahliye taahhüdü içeren belge imzaladığı iddiasında bulunarak bizler bir kuruma hele bir yatılı okula öğrenci alırken, o öğrencinin kendisi ve ailesi hakkında ince eleyip sık dokurduk
Bütün bunlar ortadan mı kalktı? Şimdiden bu tür hareketlere tevessül eden kişi ve ailelere, yarın ülkenin güvenliği ve adaleti nasıl teslim edilir? biçimindeki açıklamalar ile kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu ileri sürerek manevi tazminat istemiştir.
Davalı ise, davacının emekli olmasına rağmen çocuklarının okuması nedeniyle elektrik ve su giderlerini karşılaması kaydıyla kiracı olarak oturmasına izin verildiğini, buna rağmen apartmana zarar vermeye devam eden davacının oturduğu yeri boşaltmasına yönetim tarafından karar verildiğini, dava ve icra yoluyla tahliye edilemediğini, 01.09.2006 günlü tahliye taahhüdündeki imza ve yazının kendisine ait olmadığı bildiriliğinde sorumluluğu kabul etmesine rağmen tahliye taahhüdüne dayalı icra takibi başlatıldığında imza inkarında bulunduğunu, kuşkunun giderilmesi amacıyla davacının oğlunun okuduğu okula yazı yazılarak imza inkarını kanıtlayacak bilgi istendiğini, davacının şikayet edilmediğini, davacının apartmana zarar verdiği gibi dört ayrı tazminat davası açtığını belirterek istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece, hiçbir emare bulunmadığı halde davacıyı emniyet müdürlüğüne şikayet eden davalının, davcının kişilik haklarına saldırıda bulunduğu benimsenerek istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın 36. maddesinde; Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25. maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlemiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda; dosyadaki bilgi ve belgelere göre, kapıcılık yaptığı dönemde davacının, apartman yanındaki SSK'ya ait boş bina içinde görüldüğü, apartmanın boş olan deposuna inşaat malzemeleri yığdığı ve daha sonra bu malzemeleri köyüne götürdüğü anlaşılmaktadır. Bu inşaat malzemelerinin SSK binasındaki malzeme olup olmadığı belirlenemediğinden davacı hakkında delil yetersizliğinden takipsizlik kararı verilmiştir. Davacı, 01.09.2006 gününde oturduğu kapıcı dairesini boşaltacağına ilişkin taahhütte bulunmuş, hakkında icra takibi başlatılması üzerine taahhütnamedeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmüştür. Daha sonra taraflar anlaşmışlar ve davacı, kapıcı dairesini boşaltmıştır. Davalı taahhütnamedeki imzanın davacının oğlu tarafından atılmış olabileceği düşüncesiyle okuduğu polis kolejinden imza ve yazı örnekleri istenmiştir. Polis Koleji Müdürlüğü tarafından suçların kişisel olduğu, babasının suçundan dolayı oğlu hakkında işlem yapılamayacağı, davacının oğlunun okula girerken yapılan araştırma sonucunda okula alınmasında her hangi bir sakınca bulunmadığının belirlendiğini, üç yıldır da disiplin cezası almadığını, suç işlemesi halinde gerekli işlemin yapılacağı bildirilmiştir. Davalı tarafından davacı ile yaşanan olumsuz olaylar nedeniyle polislik görevinin gerektirdiği özen dikkate alınarak Emniyet Genel Müdürlüğü'ne verilen dilekçenin bilgilendirme amacı taşıdığı, aralarında geçen olaylarla ilgili bazı emareler bulunduğundan şikayetin bazı somut olgulara dayandığı anlaşılmaktadır.
Ayrıca, şikayet dilekçesinde olayın oluş biçimine uymayan veya davacının kişiliğine yönelen aşağılayıcı bir anlatım biçimi de bulunmamaktadır. Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilip davalının şikayet hakkını yasal sınırlar içinde kalarak kullandığı sonucuna varılarak istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olmaları usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 14.05.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy