(2709 S. K. m. 12, 17, 36) (818 S. K. m. 49) (3194 S. K. m. 42) (4721 S. K. m. 24, 25)
Dava: Davacı Mehmet P. vekili Avukat İbrahim Erbil Akan tarafından, davalı Duygu Konuk U. aleyhine 12/06/2006 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 17/12/2007 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava; haksız şikayet nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa'nın Hakların Korunması ile İlgili Hükümler başlığı altında ve 36. maddesinde; herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu yer almıştır. Bu düzenleniş biçimi itibariyle kişinin hak arama özgürlüğünün güvence altına alındığı görülmektedir. İşte bundan dolayıdır ki kişi, gerek yargı mercileri önünde ve gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendisine zarar veren kişilere karşı, zarar gören haklarının korunmasını, bunun sonucu olarak zarar veren hakkında yasal işlem yapılmasına ve bu bağlamda cezalandırılmasını isteme hak ve yetkisine sahiptir.
Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği başlığını taşıyan 12. maddesinde de herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Medeni Kanunun 24 ve 24/a maddelerinde de, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK.nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, Anayasa'da ve yasalarda kişinin hak arama özgürlüğü ile kişilik değerleri güvence altına alınmıştır.
İşte bu noktada, hak arama özgürlüğü ile kişilik hakları karşı karşıya gelmiş olabilir. Sorun bu değerlerden hangisine üstünlük tanınacağı noktasında toplanmaktadır. Bir taraftan kişinin hak arama özgürlüğü güvence altına alınmışken, diğer taraftan kişilik hakları da Anayasal ve yasal güvence altına alınmıştır. Buna karşın kişi, hakkını ararken, karşı yanın kişilik değerlerine saldırıda bulunabilir. Onu hukuka aykırı bir eylemle suçlayabilir.
Hukukun, karşı karşıya gelen bu iki değeri aynı konuda ve zamanda koruma altına aldığı düşünülemez. Aksi halde, hukukun kendisi kendi kuralları ile çatışmış olur. Aslında konu biraz yakından incelendiğinde her iki değerin aynı anda birbirine karşı korunmadığı, çatışma durumunda somut olaydaki özelliğe göre birinin diğerine üstün tutulduğu görülecektir.
Şu durumda uyuşmazlığın çözümünde, hak arama özgürlüğünün, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmadığı, diğer bir anlatımla kişi, istediği biçim ve koşulda ve salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamayacağı, aksi halde bu hakkı kötüye kullanmış sayılacağı kabul edilerek, Anayasa ve yasaların öngördüğü güvenceden yararlanamayacaktır.
Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için, şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların olması zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bu olgu veya emareye dayanılarak, orta düzeydeki başka bir kişinin de böyle bir olay karşısında, davalı gibi hareket etmesinin uygun görüleceği diğer bir anlatımla orta düzeydeki kişinin de somut olaydaki gibi davranacağı ve şikayet hakkını kullanmasının uygunluğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı ve şikayet edilenin kişilik delerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır. Somut olayda; davacı S.S. Sporkent 87 Arsa ve Konut Yapı Kooperatifi Yönetim Kurulu başkanı; davalı ise, aynı kooperatifte bağımsız bölüm sahibidir. Davalının dava dışı eşi ile birlikte site içerisindeki eski yapılarda değişiklik yaptığı, değişiklik yaptığı bir kısım yerleri de satın aldığı ve bu nedenle davacı ile aralarında çekişme oluştuğu anlaşılmaktadır. Davalı, 11.6.2005 ve 12.12.2005 günlü dilekçelerle Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunarak; ...yönetimin imara aykırı yapılar yaptığı, tadilatları engellediği, tadilatlar karşılığında yasa dışı bağış adı altında paralar aldıkları, görevi kötüye kullandıkları... iddialarını ileri sürmüş; Kaymakamlığa verdiği 13.6.2005 ve 24.3.2006 günlü dilekçelerde de aynı iddialar tekrarlayarak şikayette bulunmuştur. Davacının, davalı ile dava dışı eşi tarafından yapılan değişiklikleri engellediği gerekçesi ile kesinleşen Bodrum 2. Sulh Cezası 2004/994 Esas ve 2005/48 Karar sayılı ceza kararnamesi ile ihkak-ı hak suçundan cezalandırıldığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan, davacının hakkındaki bu şikayetler nedeniyle iftira ve hakaret edildiği iddiası ile Cumhuriyet Savcılığına yaptığı başvuru üzerine; davalının şikayet hakkını kullandığı belirtilerek takipsizlik kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir. Soruşturma kapsamında dinlenen tanıklar, davacının kooperatif yönetim kurulu başkanı olarak site içerisindeki değişiklikler nedeniyle bağış adı altında usulsüz para topladığı yönünde beyanda bulunmuştur. Yine Kaymakamlık tarafından hazırlanan inceleme raporu ile imara aykırı yapılar yapıldığı, 3194 Sayılı Yasa'nın 42. maddesi uyarınca para cezası uygulandığı, imara aykırı yapıların eski hale getirilmesi için yönetime süre verildiği belirlenmiştir.
Şu durumda yerel mahkemece, davalının somut bazı emarelere dayanarak yasal şikayet hakkını kullandığı benimsenerek istemin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA bozma nedenine göre öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 16.09.2009 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy