(4721 S. K. m. 24, 25) (818 S. K. m. 49)
Dava: Davacı R... T
E
vekili tarafından, davalı C. A. ve diğeri aleyhine 13/03/2009 gününde verilen dilekçe manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 18/06/2009 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre,
Sonuç: Yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, 17.01.2011 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava; yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesi davanın reddine karar vermiş; hüküm, Dairemiz sayın çoğunluğu tarafından onanmıştır. Aşağıda belirteceğimiz sebep ve gerekçelerle Dairemizin bu kararına katılmamız mümkün değildir. Şöyle ki;
Davalılardan C. A.'in; 03.03.2009 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'ndeki G... isimli köşesinde 1. ve 18. sayfalarda kaleme aldığı Ha Maganda Ha Kasımpaşalılık! başlıklı yazının içeriğine ilişkin bir ihtilaf bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, bu yazıda geçen ifadelerin davacının kişilik hakkına saldırı oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davacı vekili, adı geçen davalının yazısındaki;
Sinirden yerinde duramamasında, kızgın damdaki kedi gibi her gittiği yerde medyaya yüklenmesindeki tek neden; kimi saçma sapan ağır vergi cezaları gibi yaptırım veya saldırılardan başka elinde medyayı kendine çevireceğine inandığı olanakların olmaması
Eleştiriye, kendinden olmayan gazete veya gazetecilerden o kadar, o denli kayıtsız ki; Çankaya'dakini RTE yeğlediğine inandığı F. K. ile arası limoni
Aylardır benden olanlar-olmayanlar gibi ilkel bir kuralla kafası yoğrulan bir siyaset adamının sergilediği davranışlar izleniyor. On parmağında on kara ve lâkin. Ana muhalefet lideri B.'ın RTE Başbakan oldu ama adam olamadı sözünden alınmış. Medyaya yüklenirken kullandığı üslubu maganda (sözlük anlamı: giyim kuşamı yerinde; ama kaba görgüsüz erkek) üslubu Başbakan'a yakışmıyor deyişine çok kızmış. Oysa ha maganda, ha Kasımpaşalı! Aynı kapıya çıkan iki sözcük değil mi? Sanki herkes RTE' ye adam olduğunu söylemek, RTE'nin adam olduğunu kabul etmek zorundaymış gibi
şeklindeki ifadelerle; davacıyı maganda (görgüsüz, kaba, anlayışsız, terbiyesiz ve uyumsuz kimse) olduğunu, D. B.'ın müvekkili için söylediği sözün doğruyu yansıttığını, ortalama okuyucunun yazıdan bu anlamları çıkaracağını, böylece; eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırlarının aşıldığını ileri sürmüştür.
Davalılar vekili; rahatsız edici, şoka uğratıcı düşüncelere de özgürlük tanınması gerektiğini, bu özgürlüğün; kızdırıp, gücendirici, sarsıcı ya da rahatsız edici bilgi ve düşünceleri de kapsadığını, basının haber verme hakkı, eleştirme hakkı ve değer yargısında bulunma hakkı olduğunu, bu sebeple davacı yanın kişisel haklarının ihlal edilmediğini, yazının bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini, ayrıca talep edilen tazminat miktarının da fahiş bulunduğunu savunmuştur.
Kanımızca da yazı tümü birlikte değerlendirilmeye tabi tutulmalıdır. Çünkü ancak bu durumda davalılardan C. A.'in eleştiri amacıyla mı yoksa tahkir kastıyla mı yazdığı ortaya çıkacaktır. Davacı TC'nin Başbakanıdır. Söz konusu yazıda davacının ismine hiç yer verilmeksizin on iki kez RTE olarak bahsedilmiştir. Ayrıca Cumhurbaşkanından da Çankaya'daki diye söz edilmektedir. İşte böyle bir anlayış ve üslup ile köşe yazısının kaleme alındığına dikkat çekmemiz gerekmektedir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde maganda kelimesi; görgüsüz, kaba, anlayışsız, terbiyesiz ve uyumsuz kimse olarak tanımlanmıştır. Adam olamamak deyimi ise; genellikle bir mevki, rütbe ve makam sahibi olmasına karşın, insan olmanın gereklerini yerine getirmeyen, işe yaramayan anlamında kullanılmaktadır.
Somut olay, bu bağlamda değerlendirildiğinde, yazının tahkir kastı ile kaleme alındığı ve hukuka aykırı olduğu duraksamaya yer vermeyecek kadar açıktır. Belirtilen ifadeler nedeniyle, davacının kişilik haklarına saldırının gerçekleştiği kabul edilmelidir. Davacının söz ve davranışlarına karşılık yazıldığı, kendisinin sebebiyet verdiği biçimindeki savunmalar da kabul edilemez. Aksi halde ihkak-ı hakka yol açılmış olur ki, hukukun buna izin vermesi düşünülemez. Koşulların varlığı nedeniyle, davacı yararına uygun bir miktarda tazminata hükmedilmesi icap etmesine rağmen, talebin tümden reddedilmesi doğru olmamıştır.
Bu itibarla; yukarıda arz ettiğimiz gerekçelerle, davanın reddine ilişkin ilk derece mahkemesi hükmünü onayan değerli çoğunluğun kararına katılamıyoruz. 17/01/2011 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy