(818 S. K. m. 41, 44, 49)
Dava: Davacı B. vekili Avukat D. E. tarafından, davalı Maliye Hazinesi aleyhine 22.01.2008 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 25.11.2009 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının maddi tazminata yönelik tüm temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davalının manevi tazminata ilişkin temyiz itirazına gelince; davacı, dava dışı eşinin bir soruşturma kapsamında tutuklanıp uzun süre tutuklu kalmasının kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu; malvarlığına da haksız yere tedbir konulması nedeniyle maddi zarara uğradığını belirterek, davalı Hazine'nin maddi ve manevi tazminat ile sorumlu tutulmasını istemiştir.
Davalı Hazine ise, haksız açılan davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece, davacının eşinin cezalandırılması istemi ile yargılandığı davada beraet ettiği halde bir yılı aşkın bir süre tutuklu kalmasının davacı yönünden Borçlar Yasası'nın 41. maddesi kapsamında haksız eylem niteliğinde olduğu; ayrıca davacının aynı yasanın 49. maddesi uyarınca manevi zarar gördüğü gerekçesiyle, maddi tazminat isteminin tümü, manevi tazminat isteminin ise bir bölümü kabul edilmiş; karar, davalı tarafından temyiz olunmuştur.
Dosya içeriğinden; .........Bankası Teftiş Kurulu Başkanı olan davacının eşi hakkında cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'na aykırı davranmak, banka parasını zimmete geçirmek, banka zimmeti suçuna iştirak ve bankayı vasıta kılmak suretiyle dolandırıcılık suçları ile ilgili soruşturma başlatıldığı; soruşturma kapsamında Şişli 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 11.09.2003 günlü kararı ile malvarlığına tedbir konulan davacının eşinin 30.09.2003 günü tutuklanıp 26.10.2004 günü serbest bırakıldığı; İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dava sonunda verilen 21.02.2006 günlü kararla kanıt yetersizliği nedeniyle beraatine karar verildiği; tedbirin kaldırılması üzerine davacıya 02.10.2007 gününde ödeme yapıldığı; yerel mahkemece benimsenen bilirkişi raporunda, davacının hesabına tedbir konulduğu tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar işlemiş faiz hesabı yapıldığı; yerel mahkemece, banka üst düzey yöneticisi olan davacının eşinin soruşturma makamları tarafından başlıca sorumlular arasında görülmesinin doğal olduğu gerekçesiyle Borçlar Yasası'nın 44. maddesi gereğince bölüşük kusur değerlendirilmesi yapılarak tazminata karar verilerek davacının kendi malvarlığına konulan tedbirden dolayı uğradığı maddi zararını karşıladığı anlaşılmaktadır.
Çözüme ulaştırılması gereken sorun, davacının aynı olaylardan dolayı manevi zarara uğrayıp uğramadığının değerlendirilmesinde hangi olguların göz önünde tutulması gerektiğidir.
Borçlar Yasası'nın 49. maddesi gereğince kişilik hakkı hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat olarak para ödenmesini isteyebilir. Kişisel haklarına saldırıdan dolayı bedensel ve ruhsal acıya uğrayan kişiye, bu acının giderilmesi amacıyla tazminat olarak para ödenmesi, zarara uğrayanı belli bir ölçüde olsa da doyuma ulaştırma amacıyla Medeni Yasa'da düzenlenen ve Borçlar Yasası'nın 49. maddesinde yaptırımı gösterilen manevi tazminatın istenebilmesi, kişisel hak ve yararların zarara uğramasına bağlıdır. Kişilik hakları kişinin bağımsız varlığının bütünlüğünü sağlar. Hayat, beden ve ruh tamlığı, vicdan, din, düşünce ve ekonomik çalışma özgürlüğü, şeref, onur ve saygınlığı, ünü, isim, resim ve sırları hep kişisel varlıklardır.
Dava konusu olayda; davacı, eşinin haksız tutuklanarak uzun süre tutuklu kalmasının kişilik haklarına saldırı oluşturduğunu iddia ederek manevi tazminat istemiştir. İddia edilen haksız tutuklama ve uzun süre tutuklu bırakılma eylemi davacıya değil, davacının dava dışı eşine yöneliktir. Tutuklama ve tutukluluk süresinde hukuka aykırılık varsa davacının değil eşinin kişilik haklarını koruyan hukuk kuralı bozulmuş olur. Borçlar Yasası'nın 49. maddesinde belirtilen sorumluluğu genişletmek olanaksız olduğu gibi, yansıma yoluyla da manevi tazminat istenilemez.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacı yararına koşullan oluşmayan manevi tazminat isteminin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, davalının manevi tazminat ile de sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) sayılı bentte gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, öteki temyiz itirazlarının ilk bentteki nedenlerle reddine 11.04.2011 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy