(4721 S. K. m. 737)
Dava: Davacı M.K. ve diğerleri vekili Avukat C.T. tarafından, davalı Turkcell İletişim Hiz. A.Ş. aleyhine 30/10/2008 gününde verilen dilekçe ile baz istasyonunun kaldırılmasının istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın reddine dair verilen 11/11/2009 günlü kararın Yargıtay'da duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili ve incelemenin duruşmalı olarak yapılması da temyize cevap dilekçesiyle davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 16/03/2010 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar adına gelen olmadı, karşı taraftan davalı vekili Avukat M.G. K. geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava, baz istasyonunun kaldırılması istemine ilişkin olup davacılar, oturdukları binaya yakın yerde bulunan orta refüjdeki aydınlatma direğine davalı Turkcell A.Ş. tarafından kurulan GSM baz istasyonunun insan sağlığı açısından tehlike yarattığını, davalının Medeni Yasa'nın 661 ve izleyen maddelerinde yer alan düzenlemelere aykırı davrandığını belirterek, bilimsel verilere uygun olmayan bu istasyonun sökülüp kaldırılarak tehlikenin giderilmesine ve manevi tazminata karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı ise, davacı yanın iddiasını kanıtlaması gerektiğini, istasyonu yönetmelik kurallarına göre kurulup işletildiğini, iddia edilen zararının henüz gerçekleşmediğini, geniş bir halk kitlesine yayın yaparak kamu hizmeti verdiklerini, radyasyona neden olmadıklarını, bu konuda bilimsel düşünce ve raporlar olduğunu ileri sürerek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur.
Yerel mahkemece, davacının iddiası, davalının savunmaları ve davaya neden olan olayın özelliği gözetilerek, baz istasyonunun yönetmelikte yer alan düzenlemelere uygun olarak kurulduğu, limit değerlerin aşılmadığı, davacıların bedensel bütünlüğünün zarara uğramadığı, gerekçesiyle istem reddedilmiş; karar, davacılar tarafından temyiz olunmuştur.
Uyuşmazlık son yıllarda kullanılan cep telefonlarındaki haberleşmeyi sağlayan ve baz istasyonları olarak isimlendirilen tesisin kullanılması sonucu bir zararın doğup doğmadığı ve doğmuşsa bu zararın hangi durumlarda söz konusu olabileceği ve yine giderilmesi konusunda ne gibi önlemlerin alınması gerektiği noktasında toplanmaktadır. Dava konusu olan tesisin cep telefonlarının kullanımı için zorunlu olduğu ve bu tesisin geniş bir kitleyi ilgilendirmesi nedeniyle de kamuya hizmet vermeyi amaçladığı tartışmasızdır. Ne var ki, bu hizmetin verilmesi ve tesisin kullanılması sonucu hukuk kurallarının bir gereği olarak doğan zararlardan da tesis sahibi sorumludur. Hatta bu sorumluluk kusura dayanmayan, tehlike sorumluluğu olarak da kabul edilmek gerekir. Bu özelliği nedeniyle tesisi kullanan ve onu işletenin yüksek özen yükümlülüğü bulunmaktadır. Aksi halde en küçük bir özensizliğin maddi değerlerle ölçülemeyecek kadar ağır sonuçlar doğurması kaçınılmazdır. Bunun için zarar görenin zararını değil, tesis ve işletme sahibinin, tesisin işletilmesinden dolayı kişilere, bu bağlamda, çevreye bir zarar verilmediğini ve herhangi bir olumsuz sonuç yaratılmadığını kanıtlanması gerekir. Bu sonuç genel sorumluluk kurallarının aksine, davalı yanın işletmesinin ağır tehlike doğuracak özelliğinden kaynaklanmaktadır.
Dosya kapsamına göre taraflar arasında baz istasyonunun yaydığı radyasyonun ilgili yönetmelikte belirtilen elektromanyetik alan şiddeti değerleri altında olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık baz istasyonunun yaydığı radyasyonun referans değerlerin altında olsa bile zaman içinde bölgede radyasyon yoğunlaşması ve buna bağlı hastalıklara yol açacağı iddiasına dayanmaktadır. Davaya konu baz istasyonunun 12/7/2001 günlü Resmi Gazete'de yayınlanan yönetmelikte belirtilen düzenlemelere uygun olduğu ve bu yönetmelikteki elektromanyetik alan şiddet değerlerinin altında faaliyet gösterdiğinin belirlenmiş olması, bu nedenle bir zararın doğmayacağını kabul etmek için yeterli değildir. Bu bağlamda tesisin kurulma amacına uygun olarak işletilmesi durumunda da kişi ve çevreye zarar verip vermediğinin belirlenmesi önem taşımaktadır.
Yerel mahkemece benimsenen bilirkişi raporunda; ...dava konusu yerde yapılan ölçüm limitlerin çok altında olduğu, elektromanyetik alanlarının varlığının bilinmesinin psikolojik etkilerinin olabildiği, onbeş farklı noktada yönetmeliğin belirlediği metotla yapılan ölçümlerde yönetmelikteki standartlarda belirtilen limit değerlere aşılmadığı baz istasyonunun yönetmelik hükümlerine uygun olduğu... belirtilmiştir.
Davalı, kamu yararına hizmet verdiklerini savunmuştur. Gerçekten yukarıda açıklandığı üzere, davalı tarafından bu ve benzeri tesislerin işletilmesi sonucu geniş bir halk kitlesinin yarar sağladığı bilinen bir olgudur. Ne var ki, bu yararın sağlanması karşısında kişilerin zarar görmesi hoş görülemez. Bu bakımdan, gerek hizmetten elde edilen yarar ve bunun karşısında verilen zararın dengelenmesi gerekmektedir. Hiçbir hizmet, insan yaşamı kadar öncelik ve önem taşımaz. Diğer bir anlatımla, yararlı bir hizmetin karşılığı olarak insan ölümü uygun bir sonuç olarak kabul edilemez. İnsan yaşamında tehlike yaratan bu hizmetin, kişi yaşamının önüne geçmesi ve ona üstünlük tanınması doğru bir yaklaşım olarak düşünülemez. Kaldı ki somut olayda, bu hizmetin aynı yerde verilmesinde zorunluluk da bulunmamaktadır. Daha fazla bir giderle de olsa, başka bir yerde aynı sonuçları sağlayacak bir istasyonun kurulması ve hizmet vermesi olanaklıdır. Bu nedenle davalının bu yöndeki savunma ve itirazları da yerinde değildir.
Şu durumda, ölçüm değerlerinin yanı sıra diğer koşulların bu bağlamda, tesisin kurulduğu yerin yerleşim yerlerine, okula, çocuk parkına ve davacının evine olan yakınlığı ile davacının ailesi ile birlikte evlerinde uzun süreli oturduklarının da göz önünde tutulması gerekir.
Tüm dosya kapsamından; dava konusu baz istasyonunun konumu itibariyle uzun sürede kişi ve çevreye zarar vereceği, bu nitelikteki bir istasyonun halen bulunduğu yerde kullanılmasının sakıncalı bulunduğu, bunun daha uygun ve yerleşim çevresinden daha uzakta kurulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu belirlemelere göre dar anlamda ve para ile ölçülebilen bir zarar yok ise de, çevre binalarda ve bu bağlamda davacıların oturmakta olduğu binada yaşayanlar için sağlık bakımından büyük endişeler taşıdığı, bu yer ve çevresinde oturanların psikolojik olarak yaşamının olumsuz biçimde etkileyeceği ve bunun da psikolojik yapısında tedirginlik ve ümitsizlik yaratacağı, bu haliyle de yasamdaki sağlık değerleri düşünüldüğünde o yerde oturmanın olumsuz hale geleceği göz önünde tutulduğunda, davacıların zarar gördüğü kabul edilmeli ve davanın kabulüne karar verilmelidir.
Yerel mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 16.03.2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy