(4721 S. K. m. 1007)
Dava: Davacı N. Ç. vekili tarafından, davalı Bayındırlık ve İskan Bakanlığı aleyhine 29.2.2008 gününde verilen dilekçeyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 2.3.2010 tarihli kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan raporla dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: 1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davacının diğer temyiz itirazlarına gelince; dava, Medeni Kanunun 1007. maddesi uyarınca, tapu sicilinin hatalı tutulmasından dolayı devletin sorumluluğuna dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karar davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz olunmuştur.
Dava dosyasındaki kanıtlara göre, davacı ve ortağı dava dışı arsa malikleri ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi akdetmişler, inşaat tamamlanıp müteahhit olan davacı ve ortağına bırakılan taşınmazların satışı için tapuda gerekli işlemler yapılmış, yine müteahhitlere bırakılan 13 numaralı bağımsız bölümün satışı için davacı ve ortağına müşterek imzayla satış için vekalet verilmiş, davacının ortağı bu müşterek vekalete rağmen tek başına gidip bu vekalet ile 13 numaralı bağımsız bölümü 3. şahsa satıp devretmiştir. Bu satış sebebiyle tapu memuru görevi kötüye kullanmak suçu sebebiyle ceza mahkemesinde yargılanıp mahkum olmuş ve karar kesinleşmiştir. Davacı bu usulsüz satış işlemi sebebiyle ıslah dilekçesiyle birlikte 90.000.-TL tazminat istemiştir.
Tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan güven duygularını sağlamak bakımından Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesiyle tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan ötürü devletin doğrudan sorumlu olacağı ilkesi benimsenmiştir. Bu sorumluluk asli ve objektif sorumluluk olduğundan zarara uğrayan doğrudan devletten zararın ödetilmesini isteyebilir. Zararın kapsamı konusuna gelince; davacıyla ortağı bu taşınmazda eşit hak sahibi olup davacı sadece kendi payına düşen kısmı isteyebilir. Şu halde tespit edilen zararın yarısının kabulü gerekirken süresinde ve usulüne uygun ıslah dilekçesine rağmen ıslah istemi reddedilip ilk istem kadar davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış ve bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.
Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesine göre bu tür zararlara karşı açılacak davalar Hazineye yöneltilmek gerekir. Eldeki davada husumetin Bayındırlık ve İskan Bakanlığına yöneltilmiş olması doğru olmamış ise de davayı hazine vekilinin takip etmiş olması ve bu hatanın bozmadan sonra düzeltilebileceği gözetilerek bozma nedeni yapılmamıştır.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarda (2) numaralı bentte gösterilen sebeplerle bozulmasına, davalının tüm, davacının diğer temyiz itirazların ilk bentte açıklanan sebeple reddine ve temyiz eden davacıdan peşin alınan harcın istenmesi halinde iadesine, 13.09.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy