(818 S. K. m. 53)
Dava: Davacı N. S. ve diğeri vekili Avukat G. Ö. tarafından, davalı A. I. aleyhine 21/01/2009 gününde verilen dilekçe ile basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 07/12/2010 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar, davalının Bugün gazetesinde yayınlanan yazılarında, davacı N. S. ve Tombak Tatlı mamülleri dolayısıyla, davacı Nesa Şirketine ağır saldırı yapıldığını öne sürerek uğranılan manevi zararın tazminini talep etmişlerdir.
Davalı, yazılarında Türk Tiyatrosu ve Atatürk Kültür Merkezinin yıkımı kararıyla ilgili her haberde, davacının en önde yer almasının esastan uzaklaşarak ticari kaygılar taşıyabileceğini belirttiğini, köşe yazıları nedeniyle davacının şikayeti üzerine İstanbul Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, kamuya mal olmuş ünlü kişilerin hakkında olumlu veya olumsuz haber yapılmasının olağan olduğu, dava konusu yayınlar nedeniyle davalı hakkında takipsizlik kararı verildiği, her ne kadar delil yetersizliğinden verilen beraat kararı hukuk hakimini bağlamaz ise de; cezai soruşturma sonucunda tespit edilen maddi olguların hukuk hakimi tarafından da bağlayıcı olacağını, BK'nun 53. maddesi gereği olarak takipsizlik kararının bağlayıcı olduğu kabul edilerek manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki bilgi ve belgelerden davalı hakkında Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan şikayet üzerine, şikayete konu yazının basın yoluyla hakaret suçunu oluşturmadığı, eleştiri sınırları içinde kaldığından bahisle takipsizlik kararı verildiği anlaşılmaktadır. BY'nın 53. maddesi gereğince hukuk hakimi ceza mahkemesinin beraat kararı ile bağlı olmadığı gibi, Savcılık tarafından verilen takipsizlik kararıyla da bağlı değildir.
Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminat ödetilmesini isteyebilir. Bugün gazetesinin 26/03/2008 tarih ve 16/01/2009 tarihli yazılarında Türk Tiyatrosu sorunlarını bir tatlıcı dile getiriyor, Yarım Türkçesi ile göbeğini sallıya sallıya, Tiyatroyu biraz bilen N. S.'ı oyuncudan saymaz, Hele! Musevi Kökenli Türk vatandaş olduğunu bilenler, Yakında sütlaç ve kazandibi ana vatanı Tel-Aviv ve Hayfa denirse şaşırmayın, Saban Gazze'yi düşünsün, Hey Türk Vatandaşı N. S.'ın baklavasından yemeyin biçiminde sözlere yer verilmiştir. Yazıların, özellikle N. S.'ın etnik kimliğine yönelik olup eleştiri sınırlarını aştığı, her iki davacıya yönelik kişilik haklarına saldırı niteliğinde olması nedeniyle uygun bir tazminata hükmedilmesi gerekirken istemin tümden reddi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda belirtilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 11.04.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.
NOT: KONUNUN ÖNEMİ GEREĞİ YEREL MAHKEME İLAMINI AŞAĞIDA YAYIMLIYORUZ.
T.C.
ŞİŞLİ
3.ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA: MANEVİ TAZMİNAT
DAVA TARİHİ: 21.01.2009
KARAR TARİHİ: 07.12.2010
İDDİA: Davacı vekili Mahkememize hitaben verdiği ve duruşmada içeriğini tekrar ettiği 21.01.2009 harç tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin yurt ve dünya çapında tanınan bir sanatçı olduğunu, 1992 yılından bu yana kesintisiz olarak tiyatro prodüktör ve yönetmeni, oyuncu, TV sunucusu, dizi oyuncusu gibi sahalarda faaliyet göstermekte olup, haklı bir üne kavuştuğunu, yönetmen olarak sahnelediği Müziksiz Evin Konukları, Salı Ziyaretleri eserlerinin ödüllendirildiğini, muhtelif TV'lerde 14 yıl kesintisiz olarak yayınlanan Dr.Stres programının yurt düzeyinde bir itibar sağladığını, müvekkilinin 2003 yılından bu yana kurduğu, diğer müvekkili şirket olan Nesa vasıtası ile tatlı ticaretine atıldığını ve Tatlıcı Tombak adı ile pazarladığı tatlı mamullerinin, sektörün en tanınan prestijli firmaları arasında yerini aldığını, Franchise sistemi ile pazarlanan ürünlerin bugün Türkiye çapında faaliyet gösteren 60 bayilik zinciri ile satıldığını, davalının magazin olarak nitelendirilen yazılar yazdığını, genelde şahısların özel hayatına yönelik bu yazılarda çok kere şahsiyet haklarına ağır tecavüz şekil eden bir üslup benimsediğinin görüldüğünü, davalının sütun sahibi olduğu Bugün Gazetesi'nde yayınladığı yazılarla müvekkili N. S.'a ve N. S. ismi ile özdeşleşmiş bulunan ve esasen davalı tarafından da özdeşleştirilen Tombak tatlı mamulleri dolayısıyla, müvekkili Nesa şirketine ağır tecavüzle büyük zarar verdiğini, davalının ilk yazısının 26 Mart 2008, ikinci yazısının 16 Ocak 2009 tarihli olduğunu, bu yazılarda belirgin bir karalama stratejisi içinde N. S.'ın sanatçı ve tacir kimliklerine saldırı ile her iki kimliğine hakaret edildiğini, Türk Tiyatrosu sorunlarını bir tatlıcı dile getiriyor, Yarım Türkçesi ile göbeğini sallıya sallıya, Tiyatroyu biraz bilen N. S.'ı oyuncudan saymaz, Hele! Musevi kökenli Türk Vatandaş olduğunu bilenler gibi hakaret teşkil eden nitelendirmelerin yanı sıra, Yakında sütlaç ve kazandibi ana vatanı Tel-Aviv ve Hayfa denirse şaşmayın, Saban Gazze'yi düşünsün gibi yersiz yorumlarla, bugünlerdeki siyasi tansiyon içinde husumet kaynağı İsrail ile N. S.'ı eşleştirmek sureti ile kamuoyu nezdinde Saban'ı ve şirketini zedelemek istediğini, müvekkili N. S. ile birlikte tatlı mamullerini imal eden ve pazarlayan Nesa şirketinin de zarar gördüğünü, davalı hakkında Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet başvurusu bulunduklarını, bu nedenlerle maddi zararları talep hakları saklı kalmak kaydı ile uğranılan manevi zararlara karşılık müvekkillerinden N. S. lehine -50.000-TL, Nesa Gıda Pazarlama ve Organizasyon San. Ve Tic. A.Ş lehine -150.000-TL tazminata hükmedilerek davalıdan haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline, hükmün masrafı davalıdan alınarak ülke çapında yayın yapan bir gazetede neşir ve ilanına, mahkeme masraf ve ücreti vekaletin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA: Davalı vekili davaya karşı verdiği cevap dilekçesinde özetle; dava konusu haberin tamamen basının haber verme hak ve görevi sınırları içinde yapıldığını, hukuka uygunluk şartlarını taşıyan bir haber olduğunu, 16.01.2009 tarihli köşe yazısı nedeniyle müvekkili hakkında davacının şikayeti üzerine basın yoluyla hakaret suçlamasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2009/4145 sorgu no.su ile soruşturma başlatıldığını, ancak söz konusu soruşturmaya ilişkin müvekkili hakkında anılan suçtan ötürü kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, davacı tarafından haberin yayınlanmasının ardından herhangi bir düzeltme metninin gönderilmediğini, cevap metninin yayınlanmasının talep edilmediğini, davacının maddi kazanç temin etmek amacı ile bu davayı açtığını, davacının magazin dünyası içerisinde olan bir sanatçı olma sıfatı ile magazin basınında da zaman zaman kendi yaptığı röportaj ve açıklamalarla yer aldığını, bunda bir sakınca görmediğini, dava konusu yayının tümü okunduğunda, kesinlikle aşağılama ya da küçük düşürmeye çalışmak gibi bir kasıt olmadığının görüleceğini, davacı ile ilgili kısımda Türk tiyatrosunun mevcut sorunlarından bahisle, davacının Türk tiyatrosu ve AKM'nin yıkım kararı ile ilgili her haberde, her olayda en ön saflarda bulunduğunu, bundan başka Türkiye'de tiyatro ile ilgilenen başka bir kimsenin olmadığını, bu hareketinin ticari bir zihniyet taşıyor olabileceğini ve esastan uzaklaştığını dile getiren bir yazı olduğunu, müvekkilinin yine dava konusu 26.03.2008 tarihli köşe yazısında, davacının son zamanlarda sanatçı kimliğinden daha çok tatlıcı kimliğiyle öne çıktığından bahsettiğini, söz konusu yazıların bir bütün olarak değerlendirildiğinde, müvekkili tarafından davacının yalnızca söz konusu davranışlarının eleştirilmiş olduğu, davacının kişiliğine saldırıda bulunulmadığı, davacıya karşı asla hakaret kastının bulunmadığının anlaşılacağını, dava konusu yazının, davacının kamuya mal olmuş bir kişi olması ve magazin haberlerinin toplum açısından önem taşıması nedeniyle kamuoyunun bilgisine sunulduğunu, davaya konu haberdeki kişisel değer yargılarının gerçeğe bağlılık ilkesine tabi olmamaları nedeniyle gerçeklik tartışmasına dahil edilmemesi gerektiğini, çünkü bunların haber yapan kişinin kendi görüşleri olduğunu, gerçekliğine ya da gerçek dışılığına kamuoyunun kendi özgür iradesiyle karar vereceğini, talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, manevi tazminatın amacını oldukça aştığını, bu nedenlerle basının hak verme hak ve ödevinin sınırlarını çizen ilkelerin tamamına uygun bulunan yayın nedeni ile haksız ve mesnetsiz davanın ve fahiş manevi tazminat talebinin reddine, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE: Dava, basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkememizde yapılan açık yargılama sırasında toplanan delillerden; dava dilekçesine ve davacının diğer dilekçelerine, davalının cevap dilekçesine ve diğer dilekçelerine, tarafların sosyal ekonomik durumlarına, Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2009/4145 Soruşturma Sayılı evrakına, gazete nüshalarına ve tüm dosya içeriğine göre; davacı taraf ve davalı arasındaki uyuşmazlığın 26.03.2008 ve 16.01.2009 tarihli Bugün Gazetesi'nde Türk Tiyatrosu sorunlarını bir tatlıcı dile getiriyor, Yarım Türkçesi ile göbeğini sallıya sallıya, Tiyatroyu biraz bilen N. S.'ı oyuncudan saymaz, Hele! Musevi Kökenli Türk vatandaş olduğunu bilenler, Yakında sütlaç ve kazandibi ana vatanı Tel-Aviv ve Hayfa denirse şaşırmayın, Saban Gazze'yi düşünsün, Hey Türk Vatandaşı N. S.'ın baklavasından yemeyin başlıklı haber yazılarından kaynaklandığı anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere; T.C Anayasası 28.maddesi Basın hürdür, sansür edilemez. hükmü ile basın hürriyetini düzenlemiştir. Ancak Anayasamızda belirtilen basın hürriyeti sonucu ortaya çıkan haber verme ve eleştiri hakkı kötüye kullanılarak kişilerin tahkir edilmesi hukuka aykırıdır. Nitekim Anayasamızın 26. ve 27.maddelerinde basın hürriyetinin kullanılmasının sınırlanabileceği haller açıkça gösterilmiştir. Anayasanın 26/2 fırkası Basın hürriyetlerinin kullanılmasının, başkalarının şöhret veya haklarının özel aile hayatlarının korunması amaçlarıyla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Değişik fikir ve düşünceler, değer ve inançlar yasal sınırları içinde eleştirilebilir, hatta kınanabilir ancak eleştiri ve kınama yasa ve toplumca doğru yönde kabul edilen ahlak kuralları içinde uygar bir tutum içinde yapılabilmeli ancak hukuki uygunluk hallerini de gözetmelidir.
Somut olayda; dava konusu yayınlar ve başka yayınlar ile ilgili olarak davacılar tarafından Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan şikayet üzerine 2009/4145 Sayılı soruşturma sonucunda 25.03.2009 tarih 2009/9352 Karar ile şikayete konu yazıların başta hakaret suçunu oluşturmadığı, eleştiri sınırları içinde kaldığından bahisle takipsizlik kararı verildiği, verilen takipsizlik kararının Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı'nca itirazın reddedilmesi sonucu kesinleştiği belirlenmiştir.
Her ne kadar, delil yetersizliğinden verilen beraat kararları ile hukuk hakimi bağlı değilse de, cezai soruşturma sonucunda tespit edilen maddi olguların hukuk hakimi bakımından da bağlayıcı olacağı B.K. un 53.maddesi hükmü gereğidir. Bu durumda, dava konusu yayınların davacı tarafın kişilik haklarına saldırı teşkil etmediği, hukuka aykırı olmadığı ve eleştiri sınırları içerisinde kaldığına yönelik kesinleşen takipsizlik kararının Mahkememiz bakımından da bu yönüyle bağlayıcı olduğu açıktır.
Gerçekten, davacı gibi kamuya mal olmuş, her zaman güncelliğini koruyan ünlü ve başarılı bir sanatçının ve onun eylemlerinin, sanatı dışındaki iş alanının, kişisel özelliklerinin magazin basınının ilgisini çekmesi ve bunların olumlu olumsuz haber konusu yapılmasının olağan olduğu bilinen bir somut olgudur. Keza, dava konusu yapılan yazıların bütünü birlikte değerlendirildiğinde davacı ve tiyatro sanatı dışındaki iş alanı ve kurduğu şirket ile ilgili yazılarda geçen bir kısım sözlerin ağır eleştiri kapsamında kaldığı ve hoşgörü sınırları içinde karşılanması gerektiği kanaatine varıldığından; T.M.K. un 25. ve B.K. un 49.maddesinde tarif edilen şekilde ayrıca Anayasanın 12.maddesinde kişi hak ve hürriyetlerinin korunmasına ilişkin hükümlerinin ihlal edilmediği, davacının kişilik haklarına saldırının söz konusu olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Ayrıca; toplumun dikkatini çeken kimselerin bu dikkati çektikleri sürece faaliyetleri toplum tarafından izlenebilir. Basın bu kişiler hakkında açıklamada bulunabilir. Bu açıklamaların hukuka uygunluğunun nedeni kamu yararı düşüncesidir. Kişilik haklarının tecavüze uğrayıp uğramadığının belirlenmesi için yalnızca belirli kelime ve cümlelerle değil, haberin bütünüyle değerlendirilmesi genel anlatım düzenine ve mantık çerçevesine dayanılması da zorunludur. Kaldı ki, davalı yazısında güncel konulara değindikten sonra, davacı hakkında güncel olan ve kamuoyuna bilgi vermek amacıyla yazılar yazdığı, kamuya mal olmuş davacının da bu tip yapılacak eleştirilere katlanması gerekeceği sabittir.
Hal böyle olunca; açıklanan nedenler ve tüm dosya içeriğine göre; dava konusu yazıların; davacıların kişilik haklarına saldırı niteliği taşımadığı, en fazla ağır eleştiri sınırları içinde kaldığı hukuka aykırılık bulunmadığı, böylece manevi tazminat koşulları gerçekleşmediğinden davanın reddine ilişkin karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla aşağıdaki hüküm düzenlenip açıklanmıştır.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1- Davanın REDDDNE,
2- Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
3- Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.uyarınca maktu -1.100,00-TL vekalet ücretinin davacılardan alınmasına davalıya verilmesine,
4- Alınması gereken -17,15-TL. harcın peşin alınan -2.700,00- TL. harçtan mahsubu ile fazla yatırılan -2.682,85-TL. harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacılara iade edilmesine,
İlişkin davacılar vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda tebliğden itibaren 15 gün içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi Başkanlığı nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 07.12.2010 (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy