(818 S. K. m. 41, 49) (6100 S. K. m. 189) (YCGK 21.06.2011 T. 2010/5-187 E. 2011/131 K.)
Dava: Davacı A. R. vekili tarafından, davalı B. K. ve diğerleri aleyhine 08/05/2009 gününde verilen dilekçe ile haksız eylem nedeniyle kişilik haklarının ihlaline dayalı manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 08/12/2010 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: Dava, hukuka aykırı olarak elde edildiği ileri sürülen ses kayıtlarının kullanılması nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, davalıların eylemlerinin suç teşkil ettiği ve davacının manevi zararının sabit olduğu; ancak, davacının da bölüşük kusuru bulunduğu belirtilmek suretiyle kısmen kabul kararı verilmiş; hüküm, davalılar tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya kapsamından, davalılardan B. K.'in gözlükçü olarak işyerinin bulunduğu; davacının da göz doktoru olduğu ve hastaları ailesine ait işyerlerine yönlendirdiği iddia edilerek davalılardan B. K.'in de aralarında bulunduğu kişiler tarafında şikayet dilekçesi verildiği, bunun üzerine; davacı tarafından haksız şikayet hukuksal nedenine dayalı olarak tazminat davası açıldığı, yargılama aşamasında eldeki davaya konu kayıtların delil olarak sunulduğu anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde, sunulan kayıtların hukuka aykırılık oluşturup oluşturmadığı irdelenmelidir. Konuya ilişkin olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21.06.2011 gün ve 2010/5-187 E - 2011/131 K sayılı kararında da: Kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinin hukuka uygun olduğunun kabulü zorunludur. denilerek delil amaçlı ve kişinin kendisine yönelen eylemler nedeniyle ses kaydı yapılmasının hukuka uygun olduğu kabul edilmiştir.
Somut olay, yukarıdaki açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde dava konusu edilen eylemin hukuka aykırı olmadığının kabulü ile istemin tümden reddi gerekirken bir bölümünün kabul edilmiş olması kararın bozulmasını gerektirmiştir.
Sonuç: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine, 20.06.2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava; kişilik haklarına saldırı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; karar, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davaya konu uyuşmazlık, göz doktoru olan davacının özel muayanehanesine giden davalıların, aralarındaki bir şikayet davasında delil etmek üzere davacı ile yaptıkları konuşmaları gizlice ses kayıt cihazı ile kaydedip delil olarak dosyaya sunmaları nedeniyle davacının kişilik haklarına saldırı oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır. Davacının konuşmalarının gizlice (kendisinden habersiz olarak) kaydedildiği ve bu delilin H.M.K.'nın 189/2. maddesi anlamında hukuka aykırı olarak elde edildiği dosya kapsamı ile sabit olduğu gibi, davalılar bu eylemleri nedeniyle Gemlik Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2008/310 Esas-2009/173 Karar sayılı ilamı ile cezalandırılmışlardır. Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi hükmü gereğince hukuk hakimi ceza mahkemesinin beraat kararıyla bağlı değil ise de ceza mahkemesince belirlenecek maddi olguların hukuk hakimi yönünden bağlayıcı olacağı, gerek doktrin de, gerekse Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatları ile kabul edilmektedir. Somut olayda davalılar yaşa dışı gizli kayıt yapmaları nedeniyle T.C.K.'nun 133/2. maddesiyle cezalandırılmışlardır. Yani olayda davalıların haksız bir eylemleri olduğu sabit olmuştur. Bu eylemden davacının zarar görüp görmediği hususuna gelince; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türk Yasaları uyarınca kabul görmüş özel hayatın gizliliği, haberleşme hürriyeti gibi genel ilkeler göz önüne alındığından kişinin özel konuşmalarının gizli kayda alınıp alenileştirilmesinden zarar görmeyeceğini kabul etmek bu ilkelere aykırı olduğu gibi bunun ispatına da gerek yoktur. Şu durumda yerel mahkemenin davacının kişilik haklarının ihlal edildiği yolundaki tespiti yerindedir.
Dairemiz çoğunluğunun bozma gerekçesine konu teşkil eden Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun anılan içtihadının somut olaya uygulanma imkanı da bulunmamaktadır. Çünkü dava konusu olayda ani gelişen bir durum söz konusu olmadığı gibi, aksine davacı ile davalılardan Berrin arasında uzun süredir devam etmekte olan uyuşmazlıklar ve davalar bulunduğu dosya kapsamı ile sabittir. Bunun dışında bir daha kanıt elde edememe durumu da yoktur. Çünkü davacının muayenehanesine giden davalıların tanık olarak gösterilmeleri ve dinlenmelerine engel bir durum bulunmamaktadır.
Mahkemece davacının mesleki anlamda etik olmayan ve idari cezayı gerektiren müterafik (bölüşük) kusuru da değerlendirmek suretiyle hüküm kurulduğu anlaşıldığına göre dairemiz çoğunluğunun bozma görüşüne katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy