(2918 S. K. m. 3, 19) (1086 S. K. m. 299)
Dava: Davacı M. T. ve diğeri vekili tarafından, davalı E. Ö. ve diğerleri aleyhine 29/04/2008 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanı kısmen kabulüne dair verilen 15/03/2011 günlü kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili ile davalılar E. Ö. ve C. Ö. vekilleri taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Karar: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Davacıların diğer temyiz itirazlarına gelince;
Dava, trafik kazası sonucu yaralanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davacılar ile davalılar E. ve C. Ö. tarafından temyiz edilmiştir.
Davalı Ş... Çikolata Gıda San.Tic.AŞ. husumet itirazında bulunarak işleten sıfatı bulunmadığını savunmuştur. Kazaya karışan aracın davalı şirket adına trafik kaydı bulunduğu, sunulan 24/09/2003 tarihli araç devir sözleşmesinden davalının bu aracı dava dışı bir şirkete 1 yıl süreli olarak kiraya verdiği, davalının istediği zaman aracın koşulsuz olarak iadesini isteyebileceği, olay tarihinin ise 19.01.2004 olduğu anlaşılmaktadır.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 3 ve 19. maddelerine göre trafik kaydı işleteni kesin olarak gösteren bir belirti (karine) değilse de, onun kim olduğunu belirleyen güçlü bir kanıt niteliğindedir. Ancak, trafik kaydına rağmen işletenliğin üçüncü kişi üzerinde bulunmasını engelleyen bir yasal düzenleme de yoktur. İşletenlik, trafik kaydı adına olan kişiden mülkiyeti muhafaza kaydı ile satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süre ile kiralama, ariyet veya rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişiye geçmiş olur. Bu bakımdan işletenliğin kayda rağmen başkasına geçmiş bulunduğu her zaman kanıtlanabilir. Fakat bu konuda getirilecek kanıtların üçüncü kişiler yönünden bağlayıcı nitelikte ve güçte olması, özellikle zarara uğrayanların haklarını ortan kaldıracak (halele uğratacak) bir sonuç yaratmaması gerekir.
Öte yandan, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 299. maddesinde yer alan düzenlemeler, birbiriyle hiç bağlantısı bulunmayan, birbirine karşı tam anlamıyla üçüncü kişi durumunda bulunan kişiler hakkında uygulama alanı bulamaz. Çünkü haksız eylem nedeniyle zarar gören kişi, üzerinde işletenlik niteliği bulunmayan kişinin halefi değildir.
Ancak, özellikle trafik olaylarına karışan araçların oluşturdukları zararların tazminini sonuçsuz bırakmak için olaydan sonra muvazaalı olarak eski tarihle düzenlenen sözleşmelerde, üçüncü kişi durumunda bulunan zarar görenlerin, zarara uğramasını önlemek amacıyla bu gibi belgelerin onlara karşı sonuç doğurabilmesi için sözü edilen maddede öngörülen koşulların kıyasen aranması hak ve adalete uygun düşmektedir. Yargıtay'ın uzun yıllardan beri uygulaması bu doğrultudadır.
Dava konusu olayda davalı şirket; adına kayıtlı aracını, başka bir kişinin kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiğini ve araç üzerinde fiilen tasarrufu bulunduğunu geçerli kanıtlarla kanıtlamış değildir. Davalı, adına kayıtlı olup sahibi olduğu bu aracı uzun süreli kiraya verdiğini, işleten sıfatının kendisinde bulunmadığını savunmuş ve bu meyanda yukarıda sözü geçen adi yazılı sözleşmeyi sunmuş ise de, sunulan belgeler her zaman düzenlenmesi mümkün adi yazılı belgelerden olup davalı şirketin işleten olmadığının kabulü için yeterli bulunmamaktadır.
Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, işin esası incelenip varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, sunulan devir sözleşmesine istinaden davalı Şirket hakkındaki istemin husumetten reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
3-Davalılar E. ve C. Ö.'ün diğer temyiz itirazlarına gelince;
Davacılar, duruşmada maddi tazminat istemlerinin bir bölümünü atiye terk etiğini beyan etmiş, davalı tarafa atiye terk beyanına karşı muvafakatinin olup olmadığı sorulmamıştır. Bu husus davalı tarafa sorularak sonucuna göre karar verilmelidir. Davalılardan atiye terk nedeniyle muvafakatinin olup olmadığının sorulmaması usuli eksiklik olup kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda 2 sayılı bentte gösterilen nedenlerle davacılar yararına ve 3 sayılı bentlerde gösterilen nedenlerle davalılar E. Ö. ile B. Ö. yararına BOZULMASINA; tarafların diğer temyiz itirazlarının ilk bentte gösterilen nedenlerle reddine ve temyiz eden taraflardan peşin alınan harçların istekleri halinde geri verilmesine, 21.06.2012 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy